AKM herşeye rağmen 2010'da tamamlanmalı!

AKM herşeye rağmen 2010'da tamamlanmalı!

AKM eski bir şilep ölüsü gibi 'ölmeye yatmış' bir halde, yalnız, terk edilmiş bekliyor

Taksim Meydanı çirkin, kirli, çalkantılı bir denizdir. AKM orada eski bir şilep ölüsü gibi 'ölmeye yatmış' bir halde, yalnız, terk edilmiş bekliyor. Bir hasta o ve insanlar onun kaderi hakkında bitmez tükenmez tartışmalara boğulmuşken, AKM her gün biraz daha tükeniyor. Yanlış söyledim. AKM orada şöyle veya böyle, var olarak veya yok olarak yaşamayı sürdürecek. Ya yenilenecek, sahne ve salon kıtlığı içinde bunalan İstanbul önemli bir mekân kazanacak ya da yok olup gidecek, mimarlık tarihinde küçük bir madde başı olarak yer alacak. Asıl tükenen İstanbul'dur.

Kültür Bakanı Ertuğrul Günay, açık yürekliliği ve bir politikacıdan beklenmeyecek bütün açıklığıyla bu işin bir inada bindiğini söyledi. 2010 yılında İstanbul Kültür Başkenti iken bu işin tamamlanmasını, binanın hayata kazandırılmasını ondan daha fazla isteyen kimse yok.

Burada Koruma Kurulları tartışmasına girişmek o kadar anlamlı değil. Çünkü verilen kararların ne kadar anlamsız olduğunu gazeteler, gazeteciler, sanatçılar yazdı. Ben kendi düşüncemi söyleyeyim. Bir binanın dış cephesi aynı kalmak şartıyla her türden değişiklik yapılır. Fransızlar Paris'in ortasında aşağı yukarı AKM ile yaşıt olan Beaubourg'u aylarca kapatıp onarıp, yeniden düzenlemedi mi?

O zaman sorun başka bir noktada düğümleniyor. Bir iktidardan duyulan korku. Bunu kabul edelim. Önyargılarımızın dışına çıkamadığımızı itiraf edelim. Tartışma AKM yıkılıp yerine cami yapılacak iddiasından başladı, bugüne kadar geldi. O arada Kültür Bakanlığı şu son otuz yılda yapılmadığı kadar çok kültür merkezini İstanbul'a kazandırdı. Haliç Kongre Merkezi bitti, Ayazağa devam ediyor. Şimdi AKM'nin yerine cami mi yapılacak? İstanbul ve Türkiye AK Parti'yi aşmıştır. Ertuğrul Günay'ın çırpınması budur.
Gene Günay son zamanlarda basına sıçrayan, bana da konuşurken söylediği bir öneriyi bu nedenle gündeme getiriyor ki, yerden göğe kadar katılıyorum. Günay, 20-25 milyon dolar kadar bir paranın İstanbul burjuvazisi tarafından toplanıp kendilerine verilmesi halinde bu binayı derhal eski yaşantısına iade edeceklerini söylüyor. Daha ne olsun?

Bana kalırsa da en doğrusu budur. Kabul edelim veya etmeyelim, Türkiye, klasik Avrupa kültür planlaması ve yatırımcılığı modelini aşıyor. Devlet kararı kültür dünyasının dışında kalmalı. Daha 1990'larda bu iddia gündeme getirilmişti. Devlet bu işlere sadece belirli bir kaynak ayıracak, gerisini kültür hayatı kendi iç örgütlenmesiyle yapacaktı. Fakat şahane tembelliğimiz, kültür üretenlerin de bu modeli uygulamaya koyacak bilince ve örgütlülüğe sahip olmaması sonucu model akamete uğradı. Şimdi Günay onu bambaşka bir düzeyde öne çıkarıyor.
Sermayenin kültürel hayata girmesi veya dönmesi Amerika modelidir. Orada devlet eliyle yapılmış bir tek yapı yoktur. Kabul ediyorum 'filantropi' bizde öyle gelişmemiştir, eski vakıf düşüncesi bugünkü dünyayı kuşatmaya yetmiyor ama şu müzecilik faaliyetlerinin son yıllarda yaygınlaşması Günay'ın önerisini işlevselleştirmek bakımından daha ileri bir noktaya geldiğimizi gösteriyor. Üstelik böyle bir model 'hükümet/ideoloji korkusu' dediğim ön tepkileri de ortadan kaldıracaktır.

Günay'ın önerisi de çırpınışı da tek başına verilen bir savaşa dönüşüyor. Oysa hükümet onun yanında yer almalıdır ve her şeye rağmen bu işi 2010 yılı içinde tamamlamalıdır. Tamam, kurullar, ilgililer yanlış yaptılar, ipe un serdiler, Başbakan geriye çekildi ama bu binaya İstanbul'un da dünyanın da ihtiyacı var. Bu görmezden gelinecek, yok sayılacak bir beklenti değildir. Karar mercilerinin bu idrak içinde olacağına inanıyorum. Onlara düşen de budur.
AKM gemisi ışıklar içinde bir gece yüzmeyi bekliyor.
HASAN BÜLENT KAHRAMAN/Sabah