Başlarken

Başlarken

Kural olarak sahibine dilediği gibi kullanma hakkı veren mülkiyet hakkı, toplum yararı olması halinde sınırlandırılabilir hatta tamamen ortadan kaldırılabilir...



Kırk yılı aşkın meslek yaşamının yarıdan fazlasında salt gayrimenkul hukuku ile uğraşmış bir avukat, lisanslı bir gayrimenkul değerleme uzmanı ve değerleme şirketi sahibi olarak; yazmaya nereden başlayacağımı düşünürken, basında yer alan bir haber dikkatimi çekti. Mudanya’nın Zeytinbağı (Trilye) Beldesine bağlı Kumkaya( Siyi) Köyü’ndeki dünyanın en eski üçüncü Ortodoks kilisesi olarak bilinen Baş Melek (Taksiyarhon)  Kilisesi, restorasyon izni alamayan maliki tarafından  satılığa çıkarılmış …
Oysa yasal düzenlemeye göre; hazırlatılacak aslına uygun onarım projesi ile müracaat halinde Anıtlar Kurulunca gerekli iznin verilmesi gerekirdi.

Böylesine kıymetli bir kültür hazinesinin restorasyonuna izin vermeyerek, yıkıma terk edilmesini “politik bir karar”  olarak değerlendirmek mümkün değil.  Çünkü biliyoruz ki, Kültür ve Turizm Bakanlığı çok yakın bir zaman önce Bursa'nın İznik ilçesinde Ayasofya kilisesinden çevrilen ve yedi yüzyıldır Müslümanlara ibadethane olarak hizmet veren caminin aslına dönmesine ve Hıristiyanların bu mekanda  ayin yapmasına izin verdi. Bir kaç gün önce dünyanın en büyük ahşap yapısı olarak bilinen Büyükada Yetimhanesinin tapusu Rum Patrikhanesi’ne devredildi.

Merak ettim araştırdım. Bursa Anıtlar kurulu kendilerine Baş Melek (Taksiyarhon)  Kilisesi restorasyonu ile ilgili bir başvuru olmadığını ifade etti. Bu sözlü yanıtta hata payı da olabilir ama satış kararındaki en büyük olasılık; verilebilecek  iznin  kapsamının tapu sahibinin beklentisini karşılamıyor olması. Çünkü kültür varlıklarının kullanım biçimi yasalarla sınırlı ve bu kullanımda en fazla gelir sağlamak beklentisine yer yok.

Kural olarak sahibine dilediği gibi kullanma hakkı veren mülkiyet hakkı, toplum yararı olması halinde sınırlandırılabilir hatta tamamen ortadan kaldırılabilir. İşte birbiri ile çelişen bu kavramların adil bir  ortak paydada nasıl buluşturulacağı sorusunun cevabı;  imar, toprak reformu, kamulaştırma uygulamaları, kıyılar,ormanlar, 2/B alanları, yabancılara mal satımı  vb. gibi toplumsal huzursuzluk konularının hepsinin de cevabı olacaktır

Bir çok insan hakları mahkemesi kararında işaret edildiği üzere; mülkiyet hakkı ile toplumun genel çıkarları arasında “ adil bir denge” kurmak devletin görevidir.  Yalnız AİHM kararlarının üzerinde durduğu kural daha var. Malikin beklentisinin de meşru ( yasal)olması gerekir. Bunun yolu da mülk sahiplerinin kazanacağı hakkın yasal sınırlarını önceden bilmesi. Fertler yasaları zorlayacak yatırım hesapları yapmamalı, hakkına rıza göstermeyi kabul etmelidir.

Kısaca devlet ile vatandaşı karşı karşıya getiren, ilerideki yazılarımızda değineceğimiz, bir çok sorunun çözümü Devletin mülkiyeti emniyetsizleştiren dikenleri bir an önce ayıklamasının yanında  vatandaşlık şuurunun  gelişmesinden  de geçiyor.