BDDK'nın kararları konut kredilerinde talep oranını etkiliyor!

BDDK'nın kararları konut kredilerinde talep oranını etkiliyor!



Radikal gazetesi yazarı Fatih Özatay, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun (BDDK) son kararları hakkında ortaya çıkan haber ve yorumları değerlendirdi. Özatay, kararların taşıt ve konut kredileri dışındaki kredilere etkisini tartışıyor


Radikal gazetesinde Fatih Özatay'ın yazısı şöyle:

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun (BDDK) son kararları üzerine son üç gün içinde çok sayıda haber ve yorum çıktı. Alınan kararlar, taşıt ve konut kredileri dışında kalan tüketici kredilerine ve kiralama işlemlerine ilişkin. Bu kararlarla birlikte söz konusu kredilerin faiz oranlarında bir miktar artış olacağı, bu artışın da kredi talebinin artış hızını olumsuz yönde etkileyerek (arzulandığı gibi) kredi genişlemesini sınırlayacağı belirtiliyor. Bu iddiaların ne ölçüde geçerli oldukları başka bir yazı konusu.

Dikkat ederseniz MBnin daha önce aldığı kararlar ile BDDKnın söz konusu kararlarının temel amaçları aynı: Kararlar, kredi arzındaki hızlı artışı biraz olsun yavaşlatmayı amaçlıyor. Benim zihnimin takıldığı nokta ise farklı. Bugün, asıl olarak, BDDK kararlarını Merkez Bankası (MB) ile koordinasyon açısından ele almak istiyorum. Açayım.

MBnin kararlarının bugüne kadar etkili olmamasının temel nedenini hatırlayın: Uygulanan enflasyon hedeflemesi rejimi çerçevesinde MBnin belirlediği politika faizinin bir anlamı olması için MB, bankaların kendisinden talep ettikleri kısa vadeli (haftalık) krediyi bankalara vermek zorundaydı. Aksi halde, kısa vadeli para piyasasında bankaların arz ve talepleri sonucunda oluşan faiz, politika faizinden önemli ölçüde sapabilirdi. Bu sapma süreklilik kazanırsa da politika faizi anlamını yitirirdi. Farklı bir ifadeyle, MBnin enflasyon hedeflemesi rejimini unutması gerekirdi. Kuşkusuz enflasyon hedeflemesi rejimi tartışılabilir. Ama MB bu rejimi uyguladığını söylüyorsa, piyasadaki faizin politika faizi civarında kalması gerektiği de açık.

Bu durumda MBnin aldığı kararların havada kalmaması için bankaların ya kendiliklerinden MBden giderek artan miktarda kısa vadeli fon talep etmemeleri ya da BDDKnın kararları ile bu talebin önüne geçilmesi gerekiyordu. Bugüne kadar yazdığım çok sayıda yazıda bu işin neden kendiliğinden olmayacağını anlattım: Birincisi, mevduatın vadesi çok kısa; bankalar, MBnin el koyduğu mevduatı, MBden kısa vadeli borçlanarak telafi ediyorlar. İkincisi, bankaların telafiye gitmelerini engellemek için, MBye borç almak üzere bir sonraki gelişlerinde borçlanma faizlerinin daha yüksek olması riski bulunmalı. Oysa bu durumda ya MBnin piyasadaki faizin politika faizinden önemli ölçüde sapmasına izin vermesi ya da politika faizini arttırması gerekiyor. İlkinin sakıncasını yukarıda belirttim. İkincisi ise bankalar açısından büyük bir risk değil. İki nedenle: MBnin el koyduğu mevduatın vadesi 50 gün. Bu süre içinde en fazla iki para politikası kurulu kararı çıkar. MB faizi ne kadar arttırabilir ki Kaldı ki böyle bir arttırım MBnin kısa vadeli sermaye girişlerini azaltmak politikası ile ve yılbaşında enflasyonun yolunda gittiği öngörüsüyle birlikte yaptığı faiz indirimleri ile çelişir. Bu durumda top BDDKya geçiyordu.

Kısa vadeye ceza

MBnin aldığı kararların bir anlamı olması için BDDKnın alması gereken en önemli karar şu: Bankaların MBden kısa vadeli borçlanmalarını arttırmalarını cezalandırmak. Bu yapılırsa, MBnin zorunlu karşılık oranlarını arttırarak el koyduğu mevduatı telafi etmek üzere bankalar MBden kısa vadeli fon talebini arttıramayacaklar. Elbette günlük işlemleri için kısa vadeli borçlanabilecekler MBden, ama bu borç, şu anda olduğu gibi garip düzeylere çıkamayacak.

Bu yapılmadı. Dikkat ederseniz BDDKnın son aldığı kararların yanlış olduğunu falan söylemiyorum. Kararların etkilerini de tartışmıyorum. Vurguladığım, bağımsız kurumların bağımsızlığının geleceğini sorgulatmak pahasına, koordinasyon sağlamak söylemi ile Finansal İstikrar Komitesi kurulurken, komitede yer alan bir kurumun, yine komitede yer alan diğer kurumun daha önce aldığı kararların etkisini arttırıcı bir karar almamış olması. Ha, belki de tartıştılar aralarında ve böyle bir kararın gerekli olmadığını düşündüler. O zaman da MBnin kararlarının karşılaştığı açmaz, kararları alanlarca anlaşılmamış demektir. O kadarını bilemem.

Fatih Özatay/Radikal