Dolmabahçe Sarayı’nın Veliaht Dairesi, sergi alanı oldu!

Dolmabahçe Sarayı’nın Veliaht Dairesi, sergi alanı oldu! Dolmabahçe Sarayı’nın Veliaht Dairesi, sergi alanı oldu!

Geçtiğimiz cumartesi Dolmabahçe Sarayı’nın Veliaht Dairesi dediğimiz geniş kısmında sarayların elindeki tablolar sergilendi. Bu sergi devamlı olacak. Topkapı Sarayı’ndan ödünç alınan resimler de sergide yer alıyor



Geçtiğimiz cumartesi (22 Mart) Dolmabahçe Sarayı’nın Veliaht Dairesi dediğimiz geniş kısmında sarayların elindeki tablolar sergilendi. Bu sergi devamlı olacak. Osmanlı sarayında ünlü oryantalist ressam Jean Leon Gerôme’un önerileri üzerine Paris’teki Goupil Sanat Galerisi aracılığıyla 1875-76 yıllarında satın alınan tablolar Batı resminin ilk örnekleridir. O sıra saray ressamı padişah yaveri olan Şeker Ahmed Paşa’ydı ve Gerôme onun hocasıydı.

Milli Saraylar’ın yüzleri bulan tabloları hediyeler ve Konstantin Ayvazovski gibi İstanbul’da çalışan ve tabloları satın alınan ressamlar veya bağışlardan oluşur. Mesela Veliaht Dairesi’nde bir bölüm Konstantin Ayvazovski eserlerine ayrılmıştır. Dolayısıyla Ayvazovski gibi ünlü bir ressamın hatırı sayılır bir koleksiyonunun İstanbul’da olduğu açıktır.


Topkapı Sarayı’ndan ödünç alınan resimler de sergide yer alıyor

Şeker Ahmed Paşa’dan Beyrutlu Ali Cemal’e kadar, oradan Bosnalı Kadri’ye ve Mihri Müşfik Hanım’a kadar Osmanlı ressamlarının geniş bir kadrosunu ünlü ressam Hüseyinzade Ali’yi Azerbeycan resminin temsilcisi olarak da görmek mümkündür. Alman, Avusturyalı, Belçikalı kalabalık sayıda seçkin Fransız ressamları ve İngilizler Fedor Balkov, Ayvazovski, Bergholz gibi Rus ressamlar, Amerikalılar nihayet Preziosi olmasa da Caruana gibi Maltalılar, yerli Ermeni ve İtalyan ressamlar Milli Saraylar’ın varlığı içindedir.

Bu serginin açılışı iki bakımdan önemlidir. Evvela resimler içinde Topkapı Sarayı’ndan ödünç alınanlar vardır. Mimar Sinan Üniversitesi’nden alınanlar da var. Dolmabahçe’de yaratılanların bu sarayda teşhiri gerekmektedir. Düşününüz; Veliaht Dairesi’nde sergilenen üç tane veliaht var: Sultan Abdülaziz, Sultan Murad ve son halife Abdülmecid Efendi. Dünyada hanedan mensuplarının resimlerini müze olarak teşhir eden bir veliaht sarayı az bulunur. Hanedanda müzisyenler olduğu gibi kıymetli ressamlar da vardı. Topkapı’daki hükümdarların musiki ve hat konusunda gösterdikleri yetenek burada da Batı musikisine ve resmine de yayılmıştır.

Senkronolojik yönden 19’uncu asır eserlerinin teşhir mekanı

Milli Saraylar’ın resim galerisi olan Veliaht Dairesi olmalıdır. Bu bakımdan bu sergi Kültür Bakanlığı ile Türkiye Büyük Millet Meclisi

ve üniversite arasındaki işbirliğinin verimli bir sonucu olarak ortaya çıkmış görünüyor. Şüphesiz ki galerinin devamlılığı Türk resim sanat tarihinin kendi zenginliğinin muhafazası ve tanıtımı için fevkalade önemlidir.


İngiltere elçisi İstanbul’da


Kraliçe I. Elizabeth’in Osmanlı Padişahı III. Murad Han’a yolladığı ilk elçi William Harborne, 29 Mart 1582’de İstanbul’a ulaştı. İngiltere ile ilişkilerimizin ilginç bir biçimde geç başladığını söyleyebiliriz. Bu tarihe kadar, Osmanlı payitahtında Polonya büyükelçileri, daha evvelinde Venedik bailosu ve Cenova podestası, Fransa sefiri, Habsburgları temsilen Avusturya-Almanya elçileri bulunuyordu. Hatta II. Bayezid devrinden beri Rusya ile de temasa geçilmişti. Payitaht bilhassa İran ve Alman-Avusturya büyükelçilerinin şatafatlı heyetlerini karşılamaya alışkındı.

Saray-ı Amire’de Osmanlı hazinesindeki kıymetli sefaret hediyeleri yanında ilk İngiliz elçisinin getirdikleri çok fazla göz kamaştırmaz, daha da ilginci elçi William Harborne’un sefaret masraflarını kraliyet hazinesinin değil, İngiliz Doğu Ticaret Şirketi’nin karşılamasıydı. Harborne bir müddet sonra seyr-i sefain ve gümrükler konusunda tıpkı diğer tüccar devletler gibi eşit imtiyazlar elde etmeyi becerdi.

Elçi bir müddet sonra âdet olduğu üzere bir ulufe tevzi gününde şatafatlı merasim arasında padişaha itimatnamesini takdim etmiştir. Bu sefaret olayının en ilginç yanı kraliçenin elçisini getiren geminin limanda demir atmasıydı. İstanbul halkı gemiyi seyre gitti.  


Mahalleden atılan büyükelçi

Harborne’dan sonra Edward Barton aynı şekilde elçi olarak geldi. Barton’un elçiliği Galata’nın bir semtinde kiraladığı evdeki gürültülü ve skandal dolu eğlencelerinin komşular tarafından Galata kadısına şikayeti ve istidayla büyükelçinin mahalleden atılmasına neden oldu. Kendisi Heybeliada’da ikamet etti ve orada ölüp gömüldü. Mezarı sonradan Haydarpaşa’ya nakledildi.

III. Murad devrinde bu iki temsilcinin halefinin çok değil 2.5 asır sonra Lord Stratford-Canning veya Layard gibi Osmanlı başkentindeki en kudretli büyükelçiler olacakları söylense, kehanet sahibinin şaşkın bir falcı muamelesi göreceğine şüphe yoktu. Pera’da o sıralar nüfuz yarışı ve iktidar gösterisi Fransa elçisi Savary ve Avusturyalı Pelzen gibilerinin kilisede şeref koltuğunu kapma yarışı gibisinden protokol gösterilerinden oluşuyordu. Osmanlı’nın, İngiltere’nin düşmanı İspanya ve Almanya’yı yöneten Habsburglar hanedanına karşı bir denge unsuru olarak İngiltere tarafından arzu edildiği açıktı. Avrupa dengeler sistemi özellikle Kıbrıs’ın da fethinden sonra Akdeniz’de bir ağırlık olarak ortaya çıkan Osmanlı devletiyle İspanya arasında gidip geliyordu. Yükselen kuvvet İngiltere, Akdeniz’in klasik kuvvetlerine kendini gösterme ihtiyacındaydı.

Milliyet/İlber Ortaylı