Enerji üzerine fikirler, görüşler..

Enerji üzerine fikirler, görüşler..

Geçen gün Y.Mimar Çelik ERENGEZGİN hocanın gönderdiği enerji dosyasını okurken bazı bölümlerden alıntılar yaptım. Sizlere sunuyorum.



"Enerji mimarlığı"; yapıların, nefes alma doğallığı ve ölçüsünde enerji kullanmasını öngörür. Ne bir fazla ne bir eksik.. Gelecekten korkmak istemiyorsak doğal döngüye direnmeyi değil uyum sağlamayı seçmeliyiz.. Artık ne olmuşsa olmuştur. Buzul çağına hızla gidişi durduracak ve hatta bu gidişi geri çevirebilecek olan yegane güç "toplumsal bilinç"tir.. "evrensel döngüye uyum"dur. Bu yazı vesilesi ile aklınıza takılanları ısrarla sormaya devam etmektir. Yanıtlarını buluncaya, önerilen yeni yaşam biçimine kavuşuncaya kadar...

Yapılarda "enerji mimarlığı" başlığı altında alınabilecek tasarım önlemleri, mimarlara enerji penceresinden bakışı öğretecek, burada özetlenen açılımları bilimsel gündeme taşıyacaktır. Ardından, belediyelerce mimarlara ve yöre halkına yapılabilecek öneriler ve yaptırımlar girecektir sıraya. Örneğin benzer güneş olanaklarına sahip olduğumuz İspanya'da Barselona belediyesi; tüm yapıların; sıcak su ihtiyacının tamamını ve toplam enerji ihtiyacının en az yarısını üretme şartını koymuştur.. Yoksa ruhsat vermiyor !..

Haberimiz ola ve örnek ola !..

Meslek odalarındaki eğitimlerin içeriğinin ve eğitim sistemine katkı biçiminin araştırılması gerekecektir daha sonra. Üniversitelere eğitim programları önerilmeli, halkın bilgilendirilmesi, enerji bilinci ve ekolojik duyarlılık kazanması için sürekli eğitimin yolları bulunmalıdır giderek..

Salt güneş ve onun türevi olan rüzgar gibi enerjiler, zannedilenin aksine pahalı değil tamamen bedavadır. Elbette; doğru yönlenme, doğru tasarım, doğru detay, doğru araç gereç ve malzeme ile..

Doğru malzeme derken aklımıza pahalı ithal malzemeler gelmemelidir. Örneğin en ekolojik ve yalıtım değeri yüksek malzemeler, sanıldığı gibi sağlık endişeli cam yünü yada yangın riski yüksek petrol türevi köpükler ve membranlar değil; kerpiçtir, alkerdir, samandır, kildir. Betona göre 16 kat izolasyon değeri olan ahşaptır. İlaveten ülkemizde uygulamaları gittikçe yaygınlaşan; suyu ve ısıyı geçirmeyen fakat nefes alabilen, bu özelliği ile dünyanın ilgisini üzerine çeken; organik bağlayıcılı perlit veya dökme perlittir ve yine yurdumun ürünü, çevre dostu; bor bileşikli selülozdur.

Çimento bağlayıcılı kaba talaş yapı levhalarıdır. Yeter ki onlarla tanışalım ve doğru yerde, doğru detayla kullanmasını bilelim. Güneşten elektrik üretimi konusunda akılda kalması için genel bir bilgi olarak şu söylenebilir. Mevcut elektrik şebekesine 2 km uzaklıkta iseniz, enerjiyi güneş ve güneş türevi olan rüzgardan elde eden sistem daima daha akıllıca ve ekonomik olmaya başlamaktadır. Bu mesafe fazlalaştıkça; direk, trafo ve pano giderleri; güneş ve rüzgardan enerji elde etmekten daha pahalı olmaktadır. Demek ki yeni kurulan, biraz da kentin dışına taşan yerleşimlerde son derece akıllıca olacaktır bu yöntemler..

Hızla gelişen teknoloji artık 2m/san.'den itibaren enerji üretmeye başlayan ve çok yüksek rüzgar hızlarında kilitlenmeyen, verimli rüzgar tribünleri sunmaktadır bize. Almanya'nın "iki katı" rüzgar potansiyeline sahipken onun "dört yüzde biri !." kadar üretim yapabiliyor olmamızın ayıbını kimin ve kimlerin sırtına yükleyelim dersiniz ?..

Bu sistemlerde, emsallerine göre pahalı diyebileceğimiz yegane girdi, güneşten elektrik üreten PV panellerdir. Pahalılığının sebebi ise hammadde veya teknoloji değildir. Petrol firmalarının, tükenene kadar satmaya ısrar edeceği, doğal gaz dahil fosil yakıtların trilyon dolarlık pazarının, karlılığını sürdürme endişesidir. Ve üzülerek ilave etmek gerekir ki bu malzemelerin uluslararası komisyon bedelleri olarak % 10'lar telaffuz edilmektedir... Bu topraklar, maddi ve manevi değerleri ve insan kaynakları ile dünyanın en şanslı ve en zengin ülkelerinden birini barındırıyor. Ya bilinçlenen ve bilgilenen halkımız konuya sahip çıkacak ve olaya el koyacak, yada "buyurun tapumuzu, kiramız neyse verelim" noktasına en geç 20 yıl içinde geleceğiz.. Ve bu acı son; ne tekstilimizin beklenen batışı, ne sanayimizin kolaycı, buluş yoksunu taklitçi tavrı ne de toplumsal çalkantıların ürkütüp kaçırdığı turistler yüzünden olacaktır. Sadece ve sadece; dış ve iç çıkar grupları için çok anlamlı ve yararlı fakat bizler için son derece yanlış ve anlamsız, "yılların enerji politikasından" kaynaklanacaktır..

"Enerji mimarlığı" başarısını sadece az katlı yapılara ölçeklemez. Çok katlı binaları da, bu ilkelere uygun tasarlanması koşulu ile enerjisini üretebilen yapı olarak inşa edebiliriz. Hatta artık bitmiş olan eski yapılarda bile, doğru bir analiz ile enerji dönüşümünü önemli ölçüde sağlamak mümkündür. Cam, yada metal güneş duvarları, zemin yada balkon seraları, çatılara, pencerelere ve balkonlara eklenebilecek ısı kolektörü ve PV paneller, doğal havalandırma sağlayacak rüzgar kepçeleri, enerji konveksiyonu sağlayacak iç ve dış menfezler ve Venturi bacaları ile, konutlardan sanayi tesislerine kadar her türlü yapıda alınabilecek sayısız önlem vardır. Yeter ki toplumsal talep yaratılabilsin..

Örneğin Amerika'da olduğu gibi, altı katlı binalara kadar önü açık olan ahşabı temel yapı malzemesi olarak seçerek, ahşabı konut sektöründe kullanan tüm ülkelerde olduğu gibi, ormanlarımızın da yeniden yapılanmasına ve gelişmesine neden olabiliriz. Çünkü ahşap artık çok değerli bir malzeme olacak ve ormanlar gerçek korunmaya kavuşacaktır.

30 metreye 100 m taban ölçüleri ve 8 katlı bina yüksekliği ile dünyanın en büyük ahşap yapısı olan, 100 yıldır ayakta duran, Heybeliada'daki Rum mektebi diye bilinen eski otel yapısı da ülkemizde mevcut çok çarpıcı bir örnektir. Ahşap bina çok katlı olur mu ? diye soranlara ve yönetmeliklerde iki katın üstünü yasaklayan bilgi fakiri teknik bürokratlara en güzel yanıttır..

Sürdürülebilir enerji ve ahşap teknolojisinin yaratacağı istihdam ve yepyeni iş sahaları topluma nefes aldıracaktır. Aynı zamanda en süratli inşa sistemi olan ahşap ile, sıfır deprem riski sağlanacak, böylece, ülkemiz gündeminden hiç düşmeyeceği kabul edilen depreme karşı güvenli bölgeler çoğalacaktır. Bu örneklerin yurt genelinde yaygınlaşması ile, "bir ülke nasıl yenilenir ?" sorusu sağlıklı bir yanıta kavuşacaktır..

Global ısınmanın magazinel tartışmalarından, öteye geçmeliyiz artık. Ülkesel kritik kütleye ulaşıp oradan sektörel sorumluluğa inerken, bu sektörün hedefine sığdırılmış % 5'lik müşteri kitlesinin niye aşılamadığını sorgulamalıyız. Geride kalan ihmal edilmiş % 95'i bilinçsiz müteahhitlere ve TOKİ'nin ve bazı Büyük Belediye şirketlerinin "maksat başını sokacak daire" hesabı inşaat politikasının insafına terk ettiğimizi de fark etmeliyiz''.


Sonuç olarak; günü kurtarmaya değil, geleceği kurmak için çalışmak, düşünmek ve öğrenmek lazım.

İyi haftalar.



huseyinkuru@sunflower.com.tr