Geçmişten günümüze yazlık ev anlayışı ne kadar değişti?

Geçmişten günümüze yazlık ev anlayışı ne kadar değişti? Geçmişten günümüze yazlık ev anlayışı ne kadar değişti?

Eskiden ortalama bir Türk ailesinin ilk iki isteği buydu. Erdek, Ayvalık, Didim, Bodrum, Kuşadası... Yazlıkların başkentleri. 70’lerden bugüne yazlık anlayışı da ‘tatile çıkma’ kavramı da çok değişti. Ama nostalji güzel şey.

PANSİYONA DA MI GİTMEYELİM BİR HAFTACIK? 



Sayfiyenin sözlük anlamı: Yazlık, yazlık ev, yazın yaşanacak yer. Bir davetkârlık, bir mükrimlik yayılıyor sanki kelimeden. Sefa ve keyif çağrıştırıyor, sanki bu ikisinin kırması gibi. 19. yüzyılda Almanca Grimm Sözlüğü’nde gayet dakik bir tarifte bulunmuşlar: Şehirlilerin yazları tattığı kır hayatı zevki.


Türkiye’de 1950’lerden sonra bir sınıf olarak palazlanan burjuvazi, yaz tatili mekânlarını keşfetmeye başlar. Türk burjuvazisi öyle otelde falan rahat edemeyeceği için, kendine evler yapacaktır. Yazlık sitelerin çok uzun zamandır Türkiye ekonomisinin motoru olan inşaat sektörüne katkısını incelemek ilginç olurdu. Tabii arsa spekülasyonuna sağladıkları ‘teşviki’ de...


Aristokrasiden burjuvaziye sirayet eden sayfiye alışkanlığı, aşağılara doğru ilerlemesini sürdürür. Yazlık alamasan da çoluk çocuk bir pansiyona da mı gidemezsin bir haftacık? Daracık odalarda, ortak banyolar ve adım atacak yer olmayan plajlarda da olsa, ‘tatile çıkmak’, mühimdir. Hem herkes gidiyordur, gitmemek olur mu?


Sayfiye evi, aslında belki burjuvaziden çok orta sınıfın ‘olayıdır’-bir orta sınıf idili. Orta sınıfların kendilerini güvende ve ‘iyi’ hissetmeleri için bir enstrümandır, bir idman ve teşhir sahasıdır. Bir sosyal refah çağı kazanımı olarak sayfiye evi, aynı zamanda işçi sınıfının güvenceli kesimine de açılan bir orta sınıflaşma kapısıdır.


Bazen öyle gelir ki sanki bütün çalışma onun içindir. Bir, çocukların tahsili, iki, sayfiyede bir ev.


YAZLIKTA PARLAYANLAR



Çocukluk ve ergenlik mevsimi... Heves mevsimi... Ergen milleti, sayfiyeye giderken, kendini hayal ettiği gibi göreceği bir sahne kurar; o sahneye çıkacağını kurar. Sayfiyenin serbestîsi ve herkesin onu bildiği, günbegün gördüğü yerden başka bir yer olması, yepyeni bir role soyunmasına imkân verecektir. Okulda, mahallesinde silik kalmıştır belki, burada başka biri olacaktır. Ne çare ki sayfiye her zaman o kadar mükrim, o kadar cömert olmaz; kahramanımız kendine biçtiği hayali o uzun mektep tatilinde de dolduramaz çok defa.


DİKKAT YERLİLER!


Sayfiyelerin yerlileri var bir de. Herkesin tenezzühe geldiği yerde sürekli ‘kalanlar’. Onlar, tıpkı ekonomiye giren ‘sıcak para’ gibi, yılın bir döneminde tokyoları ve güneş yağlarıyla gelip sonra çekilenlere, ‘tatilciler’ derler. Yerliler, hangi koşullarda olursa olsun tatile çıkmayı toplumsal statü cenginin bir icabı sayanlara biraz alaycı gözle bakarlar. Güneş cayır cayır yakarken o yolları tepip deniz kıyısına gelmek akıllı insanın yapacağı iş midir yani?


Yerlisiyle mevsimlik göçmeniyle, yazlık proletaryasını unutmayın. Kazık tostları satanlar değil de servis edenler... Bazısı sayfiye fantezilerinin peşindedir: Kayış gibi yanmış zaten esmer oğlanlarla orta yaşlı turist kadınlar! Bir klişe, belki de kendini doğrulayan kehânet?


YILIN 8 AYI KAYA MEZARLIĞI



Cunda’nın yerlileri arasında balıkçılar kadar kedileri de saymak gerekir. Çalışan babanın yazlık hali mevsim normallerinin dışındadır.


Şehir çocuklarının sayfiye diye bellediği belirli bir yer olur genellikle. Yazlık dediğin yer Didim’dir ya da Erdek’tir ya da Akyaka’dır, artık her yaz nereye gidiliyorsa... Ortalama İsveçli’nin Türkiye deyince İstanbul ve belki Ankara’dan gayrı bir de Kulu’yu zikretmesi, Brükselli’nin Türkiye’nin önemli yerleri arasında Emirdağ’ı sayması gibi, onlar da büyüyene kadar memleketten bir yaşadıkları yeri, bir orayı bilirler.


Ve orayı safi sayfiye diye bilirler. Sanki sayfiyeliğe memur edilmiş yerler vardır. Bazıları gerçekten neredeyse topyekûn sayfiyeleşmeye itilir, monokültürleşmenin tahribatına uğrarlar. İstisnası azdır; sayfiyeleşen yerin mimarî ve beşerî dokusu bozulur, coğrafyası tahriş olur. Hele yılın sekiz ayını kaya mezarlar olarak geçiren tatil köyleri, siteler, ekolojik yıkımın ileri karakollarıdırlar.


(Sayfiye Hafiflik Hayali kitabının sunuş yazısından)



İNSAN KENDİ GİBİLERLE BİR ARADA OLMAK İSTİYOR



Uygar ŞİRİN ('Karışık Kaset' romanının yazarı)


O zamanlar tüm aile için tatil üç ay sürüyordu. Kardeşim ve ben küçüğüz, okuyoruz, annemle babam öğretmen.


Tatil üç ay da denize gittiğimiz ‘asıl tatil’ 15 gün ve bizim için Erdek’teki Öğretmenler Kampı demek. Altı yıl boyunca. Altı yıl ısrarın iki sebebi var, çünkü ucuz ve çünkü insan kendi gibilerle bir arada olmak istiyor.


Yanda bankaların, şirketlerin fiyakalı kampları. Biz orta, onlar ortanın üstü.


Yazlık apayrı, uzak bir dünya. Bizim yok, tanıdıklarımızın yok. Tatile giderken önlerinden geçiyoruz sadece. Denizkent, Mavi Şehir, Altınkum... Onların tatili farklı mı acaba?


DUDAKLAR MORARANA KADAR 



Biz mesela denizden dudaklarımız morarana kadar çıkmıyoruz. “Önce soğuk geliyor ama girince alışıyorsun”un mavrasının yapılmasına yirmi yıl var, ciddi ciddi söylüyoruz. Eşit sayıda kız ve erkeğin bulunduğu gruplar kuruyoruz, herkes birine 15 günlüğüne âşık olduğunda kimse eksik kalmasın. Yemeklerde iki masa oluyor, biz çocuk masasındayız. Arada Erdek’e iniyoruz, sahilde yürüyüş, çekirdek mısır dondurma, tezgâhlarda almaya değmez ıvır zıvır. Babam değişik, burada bile kitap alıyor.


Herkes İstanbul’da oturuyor, biz hariç. Millet tatilden sonra da görüşecek diye üzülüyorum. “Görüşürüz” diyenler sonra görüşmüyormuş, henüz bilmiyorum.


Yıllar sonra annemle babam yazlık sahibi oluyor. Onlar emekli, kardeşim ailesiyle dünyanın öbür ucunda, çocukluğumuz da öyle.


Yazlığa gidiyorum, etrafta yine çekirdek mısır, deniz önce soğuk, çığlık çığlığa birbirine seslenen anne ve çocuklar, sahilde nevresim satan abla. Hep aynı.


Arkada Kaz Dağları, sofrada ‘İstanbul’da böylesi yok’ domatesleri, fakat bir şey mengene gibi sıkıyor. Aynı laflar, aynı boş yakınmalar. Yoksulun derdi dert, hadi zengininkinin de bir manası var, ama ortadakilerinki hakikaten incir çekirdeği kıvamında. Gözüm mü açıldı yoksa huysuzlaştım mı bilmiyorum.


ÖZLENİYOR DA...



Yazlık var yazlık var. Kuşadası’nın birkaç kilometre açığı Samos...


Gerçi huysuzluk yapsam da ilk romanımı yazmaya başladığım yer o yazlığın balkonu. Buranın sezonu iki ay, erken gidersen kimsecikler yok, tıkır tıkır yaz. Sonra ‘Karışık Kaset’e de orada başlıyorum. Tatilde ailesiyle Erdek’e giden Ulaş’ın hikâyesi. Galiba hayatımda büyük bir sayfa kapanıyor.


Beni gece gündüz balkonda bilgisayar başında gören komşulardan biri, bizimkiler yazlığa gelince babama “Senin oğlan hep oyun oynadı” demiş. Gülüyoruz. Ben içten içe öfkeleniyorum da.


Mengene gıcırdıyor.Yazlık aynı çocukluğum gibi. Kızıyorum ama seviyorum da. Kaçmak istiyorum ama özlüyorum da.


 

BUGÜN NEREDEN YAZLIK ALINIR?



Saffet Emre Tonguç


- Alanya, Mahmutlar: Birkaç yıl önce Norveç’te küçük bir köye gittiğimde otelin sahibi Türk olduğumu öğrendiğinde “Alanya’da evimiz var” dedi. Sadece onların değil köyden başkalarının da Alanya’da evleri olduğunu söyledi. Mahmutlar çok sayıda yabancıya ev sahipliği yapıyor ve sitelerin bazıları son derece lüks. Zile bastıktan sonra göz retinanız taranıyor ve kapı öyle açılıyor.


- Mersin: Güneydoğu’da ve  Adana  civarda oturanlar için Mersin sahilleri ideal, evler çok büyük 250 metrekarelik yazlıklar var. Fiyatlar çok uygun tek üzüldüğüm nokta narenciye ağaçların kesilip onların yerine yazlık sitelerin yapılmış olması. Tarihi sevenler için yakınlarda harika antik şehirler var.


- Yalıkavak: Son zamanların en gözde yerlerinden biri, çok modern siteler yapılıyor. Büyük şehirlerdeki yaşantınızın yazlıkta da aynı şekilde devam etmesini istiyorsanız doğru bir seçim olabilir. Güvenlikli, her türlü sosyal tesisi ve alt yapısı olan adeta beş yıldızlı otel gibi siteler bunlar. Özellikle Yalıkavak-Gümüşlük arasını tavsiye ederim.


- Çeşme: Son zamanlarda Bodrum’un en büyük rakibi. Alaçatı’yı çok seviyorum ama çok kalabalık. Ilıca, Boyalık ve Dalyan da bol miktarda yazlığın olduğu yerler arasında ama Altınkum göreceli olarak çok daha bakir. Deniz muhteşem ve etrafta harika plajlar var.


- Göcek: Bayılıyorum ama yazlık ev alsam Göcek’in içinden değil tepelerden alırdım. Merkezde deniz pek temiz değil, zaten her halükârda merkezde otursanız bile koylara gitmeniz lazım. Oysa tepelerden olağanüstü güzel Göcek koyları ve Fethiye Körfezi görünüyor. Özellikle Kertmeç civarına bayılıyorum.


- Akyaka, Bozcaada, Adrasan, Selimiye, Çeşme Ovacık da harika.  İzmir  Sığacık da çok öneriliyor.



EN GÜZEL YAZLIK ŞARKILAR



Naim Dilmener


YENİDEN BAŞLASIN - AJDA PEKKAN

Yazın ruhuna en uygun şarkılardan. Günübirlik gibi başlamış ve tabiatına uygun da bitmiş ilişkiler için, kalıcıya dönme duası niyetine.


BAŞIMA GELENLER - NİLÜFER

Artık başa her ne geldiyse. Hepsi ve her şey için gayet ritmik bir iç boşaltma.


DEĞER Mİ HİÇ - SEZEN AKSU

Bir Sezen Aksu şarkısının yaşadıklarınıza eşlik etmesi az şey mi? Başka bir sebep olmasa da olur.


AL GÖNLÜMÜ DİYAR DİYAR - NÜKHET DURU

Deli gibi âşıksınız, onsuz dünya dönsün istemiyorsunuz ya, bu şarkı tam sizlik. Yazın sonunda fikriniz değişecek ama henüz bunu bilmiyorsunuz nasılsa.


O YAZ GECESİ - GÖNÜL TURGUT

Gelmiş geçmiş en büyük palarımızdan Gönül Turgut’un şarkısı, mevsimin sonunda lazım olacak; kalp kırıklığı ile başa çıkamıyorken.



Hürriyet