İBB, İstanbul'un Yüzleri kitabıyla şehir efsanelerini gün ışığına çıkarıyor!

İBB, İstanbul'un Yüzleri kitabıyla şehir efsanelerini gün ışığına çıkarıyor!

İstanbul'un Yüzleri serisi, İstanbul'un efsanelerini gün ışığına çıkarıyor. Büyükşehir Belediyesi'nin hazırladığı çalışmada kentle özdeşleşmiş 100 efsaneye yer veriliyor


İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin hazırladığı ‘İstanbul’un Yüzleri’ serisinin en dikkat çekici çalışması kentle ilgili birçok efsane ve miti biraraya getiren ‘İstanbul’un 100 Efsanesi’ adlı kitap. ‘2010 Avrupa Kültür Başkenti’ kapsamında Ferhat Aslan’ın yayına hazırladığı çalışma, tabiat üstü varlıklar, dini hikayeler ve mitolojik öykülerle şehrin binlerce yıllık hafızasına dair ipuçları veriyor. İstanbul’un kuruluşu, sütunları ve tarihi yapılarıyla ilgili ilginç hikayeleri barındıran çalışmada, bazı semtlerin isimlerine kaynaklık eden öyküler de var. İşte, ‘İstanbul’un 100 Efsanesi’nden bazıları;

BYZAS’IN KURDUĞU ŞEHİR
Argos Kralı İnakhos’un kızı olan İo, Argos şehrinin Hera Tapınağı’nda yaşayan bir rahibedir. Günün birinde Zeus masmavi gözleri olan dünyalar güzeli İo’yu görür ve aşık olur. Karısı Hera’nın bu aşkı öğrenip büyük bir kıskançlığa kapılması üzerine Zeus, İo’yu beyaz bir ineğe dönüştürür ve bu hayvanla hiçbir ilişkide bulunmadığına dair karısına yemin eder. Hera, İo’yu alır ve bin gözlü dev Argos’u bekçi olarak başına diker. Zeus’un, İo’yu kurtarmak için Hermes’i göndererek Argos’u öldürmesi üzerine Hera, İo’ya bir at sineği musallat eder. At sineğinin ısırığıyla deliye dönen İo, kıtadan kıtaya koşar ama sinekten bir türlü kurtulamaz. İstanbul Boğazı’ndan geçerek Haliç’e gelen İo, orada bir kız çocuğu doğurur.  Bu kız çocuğunun deniz tanrısı Poseidon’la evliliğinden doğan çocukları Byzas, İstanbul’u kurar. İo’nun geçtiği İstanbul Boğazı, ‘İnek Geçidi’ anlamına gelen Bosphorus olarak, Haliç’de bu mit nedeniyle Altın Boynuz olarak anılır.

MELEKLERİN İNŞA ETTİĞİ SURLAR
Rumlar, İstanbul surlarının melekler tarafından inşa edildiğine inanırlar. Roma’dan ordularıyla birlikte bugün İstanbul’un bulunduğu bölgeye gelen Aziz Konstantin’e, karaya ayak basar basmaz Tanrı’nın bir meleğini görünür. Melek, “Burada yerleşmelisin, fakat şimdi sakın atından inme, sakın arkana bakma ve atını çıktığın yere sür” der. İmparator da meleğe uyar atından inmez. Yarım gün boyunca atını sürer ve ata bindiği yere yaklaşır. O zaman başını arkaya çevirip baktığında arkasında bir adam boyu yüksekliğinde bir surun yükseldiğini görür. İlahi bir elle yapılan surların inşası bitmez, denize doğru ilerler”

KENTİ KADIKÖY’DE KURACAKTI
Çok eski zamanda şimdiki İstanbul’un bulunduğu yer tepe ve ağaçlarla kaplıymış. O zamanlar Khalkedon (Kadıköy) diye bilinen yerde Konstantin bir kent kurmak istemiş. Bunun için gerekli araç gereci hazırlatmış ama tam işe koyulacakları gün araç gereçlerin tümü ortadan kaybolmuş. İkinci gün yeniden hazırlanan araç gereçlerin başına bekçi konulmaş ama nasıl olmuşsa onlar da ortadan kaybolmuşlar. 3. gün kral başka araç gereçler buldurup getirtmiş. Yine nöbetçiler araç gereçlerin başına dikilmiş. Gece olunca nöbetçiler, bir kartal ordusunun araç gereçleri alıp tepe ve ağaçların olduğu alana götürdüklerini görmüşler. Bunun ilahi bir işaret olduğunu düşünen imparator, Konstantiniyye’nin orada yükselmesi buyruğunu vermiş. O günden beri simge olarak Kartal’ı kullanılmış.

KIZTAŞI’NIN ÖYKÜSÜ
Bugün Fatih’te bulunan Kıztaşı’nın diğer adıyla İmparator Markianos sütunun olduğu yerde üzerinde aşk ve sevgi tanrıçası Afrodit’in heykelinin olduğu bir sütun daha vardı. Bu taşın altından geçen genç kızlar ve evli kadınlar bir günah işlemişlerse, ailelerinden habersiz yasak ilişki kurmuşlarsa taş eğilip bunları ortaya çıkarırmış. Bu özelliğinden dolayı da bugün ayakta duran sütun da Kıztaşı olarak anılır olmuş.

BEŞİKTAŞ ADI NEREDEN GELİYOR
Bu semtin fetihten sonra Beşiktaş adını alması konusunda muhtelif rivayetler vardır. Bunlardan biri Bizans’tan kalma sütunların üzerinde bazı beşik resimlerinin görülmesidir. Diğer rivayet ise, semtte Yaşka adında bir rahibin yaptırdığı kilise kaynaklıdır. Rahibin kilisesine Hz. İsa’nın yıkandığı taş beşiği Kudüs’ten getirtip koyması bölgenin ‘taş beşik’ olarak anılmasına neden olmuş. Taş beşik zamanla Beşiktaş’a dönüşmüş.

ÇEMBERLİTAŞ’IN ALTINDA GİZLENEN KUTSAL KADEH

Hazreti İsa’nın ölmeden önce kullandığı kutsal kadehle birşey içen kimse ölümsüz olurmuş. Bir havarisi tarafından saklanan kutsal kadehi, Bizans İmparatoriçesi Helena, Kudüs’e yaptığı bir seyahat esnasında Hazreti İsa’ya ait pek çok kutsal eşya ile kutsal kadehi de Bizans’ın koruyucusu olmaları için İstanbul’a getirmiş. Helena, bu kadehin sonsuza dek İstanbul’da kalması ve şehri koruması için 3. Konstantinos adına dikilen sütunun altında gizli bir oda yaptırmış kadehi de bu odada saklatmış. Bir kısmı hala Çemberlitaş’taki ayakta kalan bu sütunun altında kutsal kadehin olduğuna inanılır.
 

GÜRKAN AKGÜNEŞ/Milliyet