İMSAD: 2010 büyüme hedefi için inşaat güçlenmeli

İMSAD: 2010 büyüme hedefi için inşaat güçlenmeli

İMSAD tarafından yayınlanan raporda sektörde çift haneli daralmaya vurgu yapıldı



Türkiye'nin ilk detaylı aylık inşaat sektörü  değerlendirme raporu olma özelliği taşıyan ve İnşaat Malzemesi Sanayicileri Derneği (İMSAD) tarafından yayınlanan raporda sektörde çift haneli daralmaya vurgu yapıldı.

GSYH verilerine bakıldığında genel toparlanmanın inşaat sektörünü oldukça sınırlı  etkilediği görülmektedir. Nitekim 3. çeyrek daralması %18,1 düzeyinde gerçekleşmiştir. İnşaat sektörünün desteklerde geri planda tutulması bu sonuçta etkili olmuştur.

İnşaat sektörünün ekonomiye katkı payı 2007 yılında yakaladığı %6,7'den beri düşüş trendini korumuş, 2009 yılının üçüncü çeyreğinde %4,6 düzeyine gerilemiştir. Büyümenin de buna paralel olarak kan kaybettiği net bir şekilde görülmektedir. Büyümenin anahtarının önemli bir bileşeninin inşaat olduğu bu noktadan da anlaşılabilir.

İnşaat sektörünün büyüklüğü ise çeyreklik bazda cari fiyatlarla 10 milyar TL'den ilk kez bu kadar belirgin bir şekilde aşağı yönde uzaklaşmıştır. Nitekim, 2009'un 3. çeyreğinde sektörün büyüklüğü 8,56 milyar TL'ye kadar gerilemiştir. İnşaat sektöründe oluşan rakamlar hükümet tarafından da iyi okunmalı, birçok sektöre can veren bu sektörün `geneline' yönelik teşvik paketleri önümüzdeki dönemde gündeme alınmalıdır.

Yine İMSAD tarafından yapılan inşaat sektörü beklenti anketi kritik bir veriyi de ortaya koymaktadır. İnşaat sektörüne yönelik beklenen desteklerin gelmemesi özellikle inşaat sektörünün sanayi ayağının büyük bir bölümünün 2010 yılının ilk yarısına da karamsar bakmasına neden olmaktadır. Çıkış umutlarının 2010 yılının ikinci yarısı hatta 2011 yılına ertelendiği de bu anketlerde görülebilmektedir.

Oluşan bu tablonun istihdam sorununu çözmek isteyen ekonomi yönetimini bu alana yönlendirmesi gerekmektedir. Bu noktada somut olarak atılabilecek adımlar olarak istihdam ve vergi yüklerinin azaltılması, KDV oranının düşürülmesi, özel sektör inşaat yatırımlarının desteklenmesi, yeni finansman araçlarının yolunun açılması, elektrik ve doğalgaz maliyetlerinin indirilmesi ile tapu harçlarının indirilmesi durmaktadır.

GSYH verilerine bakıldığında genel toparlanmanın inşaat sektörünü oldukça sınırlı  etkilediği görülmektedir. Nitekim 3. çeyrek daralması %18,1 düzeyinde olmuştur. İnşaat sektörünün desteklerde geri planda tutulması bu sonuçta etkili olmuştur. İnşaat sektörünün ekonomiye katkı payı 2007 yılında yakaladığı %6,7'den beri düşüş trendini korumuş, 2009 yılının üçüncü çeyreğinde %4,6 düzeyine gerilemiştir. Büyümenin de buna paralel olarak kan kaybettiği net bir şekilde görülmektedir. Büyümenin anahtarının önemli bir bileşenin inşaat olduğu bu noktadan da anlaşılabilir.

İnşaat sektörüne yeterli desteğin verilmemesi, KDV ve ÖTV ile verilen desteğin hızlı kesilmesi sonucunda 3. çeyrek itibari ile korktuğumuz tablonun oluştuğunu gözlemliyoruz. Nitekim 3. çeyrekte bir önceki çeyreğe göre konut satışları %42,53 düşüş kaydederek 111.913'e gerilemiştir. KDV ve harç indirimleri ile Mart ayında yaşanan iyimserliğin ilk 9 ayı kurtarmak için yeterli olmadığı görülmektedir. Buna göre yapı ruhsatı alımı ilk dokuz ay dikkate alınarak hesaplandığında 2007 yılında 92,14 milyon m2, 2008'de 80,34 milyon m2 ve 2009'da 64,62 milyon m2 düzeyinde gerçekleşmiştir. Diğer bir ifade ile 2009 yılının ilk 9 ayında yüzölçümü bazında yapı ruhsatı alımları bir önceki yılın aynı dönemine göre %19,6 oranında azalma göstermiştir. Yani inşaat yapma isteği hızlı bir gerileme kaydetmiştir.

Yapı kullanım izinlerinde durumun farklı olduğu görülmektedir. Nitekim yapı kullanım izinleri ilk dokuz ay rakamlarına göre 2007 yılında 42 milyon m2, 2008'de 52,22 milyon m2 ve 2009'da 56,7 milyon m2 düzeyinde gerçekleşmiştir. Yani 2009 yılının ilk 9 ayında yüzölçümü bazında yapı kullanım izinleri bir önceki yılın aynı dönemine göre %8,6 oranında artış göstermiştir. Yeni bina inşa ettirmekten çekinen yatırımcı var olan üretimleri kullanıma sokma yolunu seçmiştir. 

İnşaat sektörü istihdamında meydana gelen artış bu gelişmelere paralel olarak terse dönmüştür. Ağustos ayında 1 milyon 373 bin seviyesine gerileyen inşaat sektörü istihdamında önümüzdeki dönemde düşüş sürebilir. Bu noktada diğer sektörlere oranla daha negatif bir görünüm sergileyen inşaat sektöründe özellikle maliyetlere yönelik desteklerin oluşturulması önemlidir. Bununla birlikte sektör oyuncularının yakın bölgelerde yapılan anlaşmaları dikkatle izlemesi gerekmektedir. Irak'tan sonra Ürdün, Libya ve Suriye gibi ülkeler ile yapılan anlaşmalar özellikle inşaat sektörü açısından ciddi imkanlar barındırmaktadır. Anlaşmaların ticari bazda derinleştirilmesi özellikle inşaat sektörünün önünün açılmasında yerinde bir adım olacaktır.

TÜRKİYE VE DÜNYADA GÜNDEM 

Ekonomi yönetimi 2010'un görünümünü çizdi, Merkez temkinli... Merkez Bankası ve Hazine 2010'a ışık tutacak stratejileri aynı gün içinde ortaya koydu. İki kurumun aynı gün yaptıkları strateji açıklamasında kritik nokta Devlet İç Borçlanma Senetleri'nde (DIBS) Merkez Bankası'nın pozisyonuydu. Popülist dönemlerin genel stratejisi olan Merkez Bankası'nın aşırı DİBS alımı gibi bir durum ortaya çıkmaması için stratejinin dikkatle belirlendiği TCMB Başkanı Durmuş Yılmaz'ın ifadelerinden anlaşılıyordu. Nitekim, Durmuş, faiz oranlarında yaptıkları değişikliklerin ikincil piyasayı daha sağlıklı etkileyebilmesi için belli bir oranda DİBS almaları gerektiğini, repo işlemlerinde de DİBS'e dayalı hareket ettiklerini belirterek 2010 yılı içinde 5 milyar TL civarında DİBS alacaklarını açıkladı. Bu alımları zamana yayacaklarını ve her defasında 100 milyon TL'lik olmak üzere 2010'un ilk yarısında 50 civarında ihale düzenleyeceklerini söyledi. Yani Merkez Bankası yapacağı alımlarda piyasayı en az düzeyde etkilemeye çalışacak gibi görünüyor. Bu noktada önemli olan bu sınırların dışına taşma gibi bir durumun olup olmayacağı olacaktır.

2010 yılında fonlar Hazine'ye kayacak... Merkez Bankası'nın 5 milyar TL düzeyinde DİBS alacağını açıklaması sonrasında önümüzdeki dönemde Hazine'nin piyasayı sıkıştırmaya devam edeceği de kesinleşmiş oldu. Nitekim, Hazine iç borç servisini ana para bazında 88,1 milyar TL'den 138,4 milyar TL'ye çıkartmayı hedefliyor. Dış borçtan çok iç borca yönelen Hazine'nin piyasadan çekeceği para miktarı özellikle pozitif büyüme bekleyen Türkiye'yi zorlayabilir. 

Şimsek: IMF'ye el açmadık, kendi yağımızla kavrulduk... Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, küresel krizi iyi yönettiklerini, krizin etkilerinin görülmeye başlandığı günden itibaren gerek hükümet gerekse Merkez Bankası tarafından gerekli adımların atıldığını söyledi. Daha önceki dönemlerde olduğu gibi IMF gibi uluslararası kuruluşlara 'el açmadıklarını' vurgulayan Şimşek, Türkiye'nin kendi yağıyla kavrulduğunu belirtti. Şimşek, TBMM Genel Kurulu'nda, 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı'nın sunumunda yaptığı konuşmada, ekonomide yaşanan gelişmeleri değerlendirdi. Türkiye'nin krizden en az etkilenen ülkelerden biri olduğunu belirten Şimsek, risk priminin ölçülmesinde kullanılan CDS endeksinin de bunu teyit ettiğini ifade etti. 

Türkiye'nin IMF'ye borcu 2013'te bitiyor... Türkiye'nin IMF'ye olan yaklaşık 8 milyar dolarlık borcu, geri ödeme planı içinde 2013 yılında sona eriyor. Bu arada Türkiye, daha önce IMF ile yapılan geri ödeme anlaşması çerçevesinde, bu yıl herhangi bir borç geri ödemesi yapmadı. IMF ile şimdiye kadar 19 defa stand-by anlaşması yapan Türkiye, bunlardan sadece son iki stand-by'ı başarıyla tamamlayabildi. Son iki stand-by anlaşmasında dikkati çeken bir başka nokta ise her iki anlaşmanın da, herhangi bir ekonomik kriz nedeniyle gerçekleştirilmemiş olması. 

Yabancı  patronlar kapı kapı dolaşıp satın almak için Türk şirketi arıyor... IMF ile anlaşılsın mı anlaşılmasın mı tartışmaları gündemi işgal ederken, Türkiye'de bunun ötesinde gelişmeler yaşandığını söyleyen Can Akın Çağlar 'Bugün bir yabancı şirketin genel müdürüyle konuşuyorum; dünyadaki en büyük patronlar Türkiye'ye gelmiş, 'Türkiye'de ne kadar şirket bulursan satın al' diye talimat vermiş' dedi. Ziraat Bankası Genel Müdürü Can Akın Çağlar, Türkiye'nin kendi disiplinini sağlamış bir ülke olduğunu belirterek, 'IMF ile anlaşmaya şu anda çok ihtiyaç duyduğumuzu düşünmüyorum' dedi. Çağlar, Ziraat Bankası tarafından Bursa'da düzenlenen bir toplantı öncesinde, gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını yanıtladı. Çağlar, bankacılık sektörünün de reel sektörün de yurtdışına olan borçlarını ödeyebilecek konumda ve böyle bir güce sahip olduklarını vurgulayarak, 'IMF ile anlaşmaya şu anda çok ihtiyaç duyduğumuzu düşünmüyorum işin açıkçası' diye konuştu. 

Gayrimenkulde asıl canlanma 2012'de... Krizde en çok yara alan sektörlerden biri olan ve %21 daralma yaşayan gayrimenkulde, canlanma beklentileri 2012'ye kaldı. Üç ayda bir yayımlanacak olan "Türkiye ve Dünya Gayrimenkul Sektör Raporları"nın ilkini açıklayan Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı Derneği (GYODER), 2010 yılında düşük faizlerin ve kredi hacimlerinde sınırlı genişlemenin devam edeceğini, küçük hareketlenmeye rağmen asıl canlanmanın 2012'de olacağını duyurdu. 

Şirketler, yeni teşvik yasasından faydalanmak için sıraya girdi... İş dünyası, kısa süre önce yürürlüğe giren yeni teşvik paketine büyük ilgi gösteriyor. Hazine Müsteşarlığı'nın verilerine göre 17 Ağustos ile 31 Ekim tarihleri arasındaki 2,5 aylık sürede şirketlere 4 milyar 970 milyon liralık yatırım teşvik belgesi verildi. Yatırımların tamamlanmasıyla 21 bin 216 kişiye iş kapısı açılacak. Türkiye'nin önde gelen şirketlerinin talep ettiği teşvik belgelerinin çoğunluğu yeni yatırımlardan oluşuyor. Bunun için belirlenen yatırım tutarı ise yaklaşık 3 milyar 100 milyon lira. Yeni teşvikler iş dünyasına KDV istisnası, %60 oranında vergi indirimi, sigorta primi, işveren hissesi desteği, Gümrük Vergisi muafiyeti, yatırım yeri tahsisi ve faiz desteği sağlıyor. 

Emaar Properties'in Burj Dubai'si krize rağmen açıldı... Dubai, finansal krizle uğraşırken, emirlikte yükselen dünyanın en yüksek binası Burj Dubai açıldı. 5 yıllık inşaat çalışması sonunda tamamlanan 4.1 milyar dolara malolan Burj Dubai, 160 katlı ve 800 metre uzunluğunda olacak. 

İhracatçıların yeni yıl hedefi 111 milyar dolar... 2008 yılında 127,5 milyar dolarlık ihracat yapan Türkiye, küresel ekonomik krizin derinden yaşandığı 2009'u 100 milyar dolarla kapatmaya hazırlanıyor. Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Mehmet Büyükekşi, 2010 yılı için hedefledikleri ihracat rakamının 111 milyar dolar olduğunu bildirdi. Küresel ihracatlarının bu yıl olumsuz etkilendiğini aktaran Büyükekşi, 2009'un son çeyreği itibarıyla makro ekonomik rakamlarda bir toparlanma yaşandığını gözlemlediklerini, bunun da önümüzdeki yıla daha pozitif bakmalarına neden olduğunu söyledi. Büyükekşi, "Krizin sonlarına geldiğimiz çok açık. Tüm dünya ekonomilerinin 2010'da daha pozitif seyredeceğini öngörüyoruz. Dünya ticareti de 2009'a oranla yükselecek. Biz de bundan olumlu etkileneceğiz." dedi. 

Moody's: 2010 yılı çalkantılı olacak... Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody's, 2010'un tahvil ihraç edecek ülkeler için çalkantılı bir yıl olacağı uyarısında bulundu. 2010 yılı öngörülerini "Kemerlerinizi bağlayın, Çalkantılı Zamanlar Önümüzde" başlıklı raporda toplayan kuruluş, hükümetlerin küresel krizden çıkış stratejilerinin hızı ve yoğunluğunun ne olacağının belirsizliğini koruduğuna dikkat çekti. Raporda "Gelişmiş ekonomilerin karşı karşıya oldukları en büyük zorluğunun çıkış stratejilerinin zamanlaması" denildi. Moody's'in, Fitch'den sonra, Türkiye'nin derecelendirme notunu 8 Ocak günü arttırdığını açıklaması, beklenenden erken olması nedeniyle, piyasaları şaşırttı ve sevindirdi. Türk Hazinesi'nin 2040 vadeli tahvil ihalesine gelen 2 milyar dolarlık teklif ve not artırımı, Hazine'yi tahvil satışına devam etmek için cesaretlendirdi. 

Trichet: Euro Bölgesi 2011 sonunda bütçe açıklarını  azaltmalı... Avrupa Merkez Bankası Başkanı Trichet, Euro Bölgesi ülkelerinde bütçe açıklarının en geç 2011 sonuna kadar azaltılması gerektiğini bildirdi. Trichet, Bild am Sonntag gazetesine yaptığı açıklamada, Euro Bölgesi'nde 2010 yılında ekonomik iyileşmeyi desteklemek için bankaların yeterli kredi vermesi gerektiğini belirtti. Trichet, "Kamu finansmanına güvenin sağlanması için bütçe açıkları Euro Bölgesi'nde en geç 2011 yılı sonuna kadar azaltılmalı" dedi. 

IMF: Avrupa Ülkeleri krizden farklı hızlarda çıkacak... IMF Avrupa Birimi Direktörü Belka, Avrupa ülkelerinin ekonomik krizden farklı hızlarda çıkacağını öngördü. Belka, bazı ülkelerin krizle mücadele tedbirlerini bütçe açıklarını önlemek için diğerlerine kıyasla daha çabuk geri çekebileceğini belirtti. Toparlanmanın güçlenmesi için canlandırma tedbirlerinin kısmen de olsa 2011'e kadar gerekli olacağını söyledi. Belka, Yunanistan, İspanya ve İrlanda gibi ülkelerin ise 'balonlaşan' açıkları nedeniyle 2011'e kadar bekleyemeyeceğini belirtti. Belka, Avrupa'da istihdamın ise 2010 sonunda toparlanmaya başlayacağını kaydetti. 
 
 EKONOMİDE VE İNŞAAT SEKTÖRÜNDE SON BİR AY 

GSYH verilerine bakıldığında genel toparlanmanın inşaat sektörünü oldukça sınırlı etkilediği görülmektedir. Nitekim 3. çeyrek daralması %18,1 düzeyinde olmuştur. İnşaat sektörünün desteklerde geri planda tutulması bu sonuçta etkili olmuştur.

İnşaat sektörünün ekonomiye katkı payı 2007 yılında yakaladığı %6,7'den beri düşüş trendini korumuş, 2009 yılının üçüncü çeyreğinde %4,6 düzeyine gerilemiştir. Büyümenin de buna paralel olarak kan kaybettiği net bir şekilde görülmektedir. Büyümenin anahtarının önemli bir bileşenin inşaat olduğu bu noktadan da anlaşılabilir.
İnşaat sektörünün büyüklüğü ise çeyreklik bazda cari fiyatlarla 10 milyar TL'den ilk kez bu kadar belirgin bir şekilde aşağı yönde uzaklaşmıştır. Nitekim, 2009'un 3. çeyreğinde sektörün büyüklüğü 8,56 milyar TL'ye kadar gerilemiştir. İnşaat sektöründe oluşan rakamlar hükümet tarafından da iyi okunmalı birçok sektöre can veren bu sektörün `geneline' yönelik teşvik paketleri önümüzdeki dönemde gündeme alınmalıdır.


DÜNYA EKONOMİSİ 

Global ticaretinin öncü göstergesi Baltic Dry Endeks, Eylül ayında 2185'i gördükten sonra girdiği çıkış trendi sonucunda Kasım sonu itibariyle 4119 seviyesi ile zirve yaptıktan sonra Aralık'ta 3005'e gevşemiştir. Rakamların mevsimsel görünümle dalgalandığı ancak genel olarak olumlu bir tablo ortaya koyduğu görülmektedir. Ancak global ticaretin devamlılığı noktasında ülkelerin kendi bütçe yapıları ile yaratabileceği olası bir ikincil kriz etkisinin göz önünde bulundurulması gerekmektedir. 

Nitekim kriz döneminin olası etkilerini en hızlı ortaya koyan endeks, önlem alma konusunda yine öncü bir gösterge konumunda olacaktır. 

Bu noktada bir diğer kritik nokta, yine işsizlik oranları olacaktır. 2008'in Ekim ayında sertleşen global krizin en önemli etkisi istihdamda meydana gelen kayıplardır. Dolayısıyla krizden `tam' çıkışın sinyali de bu noktadan alınacaktır. İşsizlik oranlarına baktığımızda ise genel olarak global ekonomilerde hızlı bir artış olduğu görülmektedir. Özellikle ABD'de işsizlik oranlarının %10'un üzerine çıkması oldukça düşündürücüdür. Bununla birlikte kriz sonrasında işsizlik oranının hızla yükseldiği Türkiye'de istihdamda toparlanma eğiliminin yavaşladığı görülmektedir.

İhracat rakamları gerek IMF gerekse OECD tarafından gecikmeli oluşturulmaktadır. Bu nedenle gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin görünümü de gecikmeli olarak takip edilebilmektedir. Ancak genel trend dünya ticaretindeki olumlu verilerin ihracata yansıdığını göstermektedir. Bu noktada özellikle gelişmekte olan ülkelerin ihracatındaki Ekim ayı toparlanması dikkat çekicidir.

Dünya ekonomisinde enflasyon görünümü ilginç bir tablo ortaya koymaktadır. Gelişmiş ülkelerde enflasyon negatif görünümden çıkmıştır. Diğer yandan talepteki zayıflama ve emtia fiyatlarındaki gerilemeye bağlı olarak yaşanan bu durum gelişmekte olan ülkelerde enflasyonun %6'ların altına inmesini sağlamıştır. Bu noktada Türkiye enflasyonunun seyri dikkat çekicidir. Kriz dönemi öncesinde gelişmekte olan ülkelerin enflasyon rakamının üzerinde seyreden Türkiye enflasyonu gelişmekte olan ülkelerdeki rakamlarını birebir yakalamıştır.

DÜNYA İNŞAAT SEKTÖRÜ 

Global ölçekte takip ettiğimiz ABD'nin inşaat sektöründe önümüzdeki döneme yönelik iyimserliğin güç kaybettiği görülmektedir. Nitekim, Kasım ayında bir önceki aya göre yeni konut inşaatı ruhsatı alımları %6,9, yeni konut inşaatı başlangıçları %8,92 ve tamamlanan konut inşaatları %8,72 artış kaydetmiştir. Devam eden konut inşaatları ise %3,23 düşüş yaşamıştır.

Oluşan rakamlar yeni yatırımlara yönelik isteksizliğin Kasım ayında ortadan kalktığını göstermektedir. Makro verilerdeki olumlu havanın bu görünümü desteklediği düşünülmelidir. Bununla birlikte kış etkisi, devam eden inşaatları azaltmıştır.

ABD'nin Konut Üreticileri Derneği'nin yayınladığı veriler de bu durumu teyit etmektedir.

Nitekim, ABD'nin Konut Üreticileri Derneği'nin yayınladığı verilerde konut sektörüne yönelik iyimser beklentilerin Eylül ayında 19 düzeyine çıkarak kriz öncesi noktalara gelmesi sonrasında yeniden düşüşe geçtiği ve Aralık ayında kış etkisiyle 16 seviyesine döndüğü görülmektedir.

ABD'nin konut fiyatlarında ise Eylül ayındaki %0,36'lık gerileme sonrasında Ekim ayındaki artış %0,64 düzeyinde kalmıştır.

İnşaat sektörünün olumsuz görünüm vermeye devam ettiği Euro Bölgesi'nde ise inşaat üretiminde Ekim'deki düşüş %0,6 düzeyinde gerçekleşmiştir.

Türkiye'ye rakip olarak izlenen ülkelerden Brezilya'da ise konut maliyetlerinin talebe paralel olarak artmaya devam ettiği görülmektedir. Gelişmekte olan ülkelerin sunduğu yatırım fırsatına paralel olarak piyasadaki iyimser görünümün korunması beklenmelidir. 
 


TÜRKİYE EKONOMİSİ 

Son aylarda not artırımları  ile dünya ekonomisinde ön plana çıkan Türkiye'nin daralma rakamının 3. çeyrekte %3,3 ile beklentilerden olumlu geldiği görülmektedir. Yine büyüme rakamlarında sevindirici bir unsur da olumlu görünümün bir toparlanma trendi oluşturmasıdır.

3. çeyrekteki daralma rakamının, sorunların çözülmeye başladığına işaret etmesine karşın, toparlanmaya ilişkin sinyallerin aylık bazdaki rakamlarla da takip edilmesi gerekmektedir. 

İstihdam ağırlıklı  sanayi sektörü Şubat ayında %23,48 ile dip yaptıktan sonra girdiği toparlanma süreci sonrasında Ekim ayında pozitife dönmüştür. 15 ay sonra ilk kez pozitif bir büyüme ortaya koyan sanayideki artış %6,41 düzeyinde oluşmuştur. Ancak sanayi üretimindeki bu pozitif rakamı direk sanayide kuvvetli bir toparlanma şeklinde yorumlamamak gerekmektedir. Nitekim, 2008 yılının Ekim ayında kriz etkisi ile sanayide ciddi bir ivme kaybı yaşanmıştır. Dolayısıyla krizde sanayide yaşanan düşüşün baz etkisi nedeniyle önümüzdeki aylarda sanayi üretiminde yanıltıcı nitelikte aşırı iyimser veriler görülebilecektir.

 Sanayi üretimi verilerini destekleyen rakam olan kapasite kullanım verilerinde Kasım ayında bu görünüm korunmaktadır. Nitekim Şubat ayında dünya ticaretinin dip yaptığı dönemde sanayi üretim rakamlarına paralel olarak %63,8'e kadar gerileyen kapasite kullanım oranı bu aydan itibaren yükselişe geçmiş yine sanayi üretimi rakamlarına paralel olarak Haziran ayı itibariyle %72,7'yi görerek zirve yapmıştır. ÖTV ve KDV indirimine bağlı olarak yaşanan bu çıkış sonrasında kapasite kullanım oranı Ekim ayında sanayi üretimi verilerine paralel olarak %71,8 düzeyinde gerçekleşmiştir. Son olarak Kasım ayında %70,7'ye doğru bir geri çekilme yaşanmıştır. Kapasite kullanımı verilerini sanayi üretimi verilerinin öncüsü olarak nitelediğimizde bu gelişmeyi Kasım ayı sanayi üretimi verisinin Ekim'e göre daha yüksek bir düzeyde gerçekleşeceği şeklinde yorumlamak mümkündür. 

Sanayideki dalgalanma ihracat rakamlarından da izlenebilir. Nitekim ihracatta da dalgalı bir tablo ortaya çıkmaktadır. Ancak 2009 yılında bir önceki yıla göre ivme kaybeden ihracatta aylık bazdaki rakamlar genellikle 9 milyar doların altında oluşmuştur. Son olarak Kasım ayı ihracat rakamlarında da bu tablo korunmuştur. 

İhracat için geçen yıl içinde değindiğimiz dengeler ise değişmemiştir. Komşu ticaretindeki ivmeleme korunmuş, krizden ağır yaralar alan Avrupa ülkeleri ve ABD ile ticarette gerileme yaşanmıştır. Yeniden inşa sürecinde olan Irak ile ilk 11 ayda yapılan ihracatın %33 oranında artarak 4,64 milyar dolara ulaşması da bu gelişmeyi teyit etmektedir. Sürekli olarak yeni anlaşmalar gerçekleştirilen Irak'taki fırsatlar iyi değerlendirilmelidir. Bunun yanı sıra Suriye, Ürdün ve Libya gibi ülkeler ile yapılan ikili anlaşmalar da yakından izlenmelidir. Özellikle inşaat sektörü açısından ciddi fırsatlar barındıran bu yakın bölge ülkeleri değerlendirilmelidir.

Global krizin en sert yansımasını gözlemlediğimiz işsizlik oranlarında Nisan ayı itibariyle yaşanan toparlanma Ağustos'ta hız kesmiştir. Buna göre Nisan ayı işsizlik oranı %14,9 düzeyinde oluşmasının ardından Mayıs ayında %13,6 düzeyine, Haziran'da ise %13 düzeyine gerilemiştir. Temmuz ayında bu oran %12,8'lere kadar düşmüştür. Ancak Ağustos ayında bu oran yaz etkisiyle de %13,4 düzeyine çıkmıştır. Eylül ayında oranın yine %13,4 düzeyinde oluşması da düşündürücüdür.

İstihdamın daha eski bir döneme ilişkin bilgi vermesi tüketici güvenini bu veriyle açıklamayı zorlaştırmaktadır. Ancak istihdamın istenen düzeyde oluşmadığını gösteren Eylül ayı rakamları sonrasında tüketici güveninin Ekim ve Kasım verilerinde olumsuz görünüm ortaya koymasına neden olmuştur. Nitekim, tüketici güveni Ekim ayında %1,71, Kasım'da ise %2,61 gerileme yaşamıştır. Bu eğilimde kış etkisi de göz önünde bulundurulmalıdır.

İstihdam verilerine göre daha yakın bir döneme ilişkin bilgi veren tüketici rakamlarında kış etkisine bağlı düşüş trendi grafikte de görülmektedir. 

Tüketici harcamalarında ise kış etkisi ile artış yaşanmaktadır. Yine kriz ortamının yumuşaması da tüketici harcamalarının Ekim'de %2,26, Eylül'de ise %0,86 artış yaşamasında etkili olmuştur.

Tüketici ayağında yaşanan ilgi çekici nokta ise fiyatlardır. Krizin sert hissedildiği dilimde yapılamayan zamların arka arkaya gelmesi özellikle yıllık enflasyonda etkisini göstermiştir. Baz etkisine bağlı olarak da artan enflasyon yıllık bazda ilk olarak Kasım'da artmış, %5,08'den %5,53 düzeyine çıkmıştır. Bunun arkasından Aralık ayında enflasyonun %6,53 düzeyine kadar geldiği görülmektedir.

Ekim ayında enflasyonda yaşanan çıkış faizlerdeki düşüşün de hızını kesmiştir. Faizler %8-%9 aralığında yataya girmiştir.

Faizin tarihi seviyelerde seyretmesinin kurda yukarı hareket olasılığını artırdığı görülmektedir. Ancak dış şoklara karşı ekonominin dayanıklı bir görünüm çizmesi ve not artırımı dolar kurunu frenlemektedir. Buna bağlı olarak dolar kurunun 1,5'lu seviyelerde yataya girme eğiliminde olduğu görülmektedir.

Merkez Bankası tarafında kritik gelişmelerin yaşandığı ayda faiz indirimlerinin durması sektör açısından en kritik gelişmedir. Merkez Bankası'nın kararı sonrasında gelen enflasyon oranı kararın doğruluğunu teyit etmiştir. Nitekim, Merkez Bankası'nın son faiz indirimi sonrasında borç alma faiz oranı %6,5'e inerken, enflasyon %6,53 düzeyinde oluşmuştur.

Önümüzdeki dönemde not artırımlarına paralel olarak yabancı sermayenin Türkiye ilgisinin sürmesi beklenmelidir. Özellikle doğrudan yatırımlarda daha etkili bir yabancı sermaye görünümü ortaya çıkabilecektir. Yine Merkez Bankası'nın faiz indirimlerini sonlandırması mevcut faiz oranının dip olduğu görüşünü artırarak tüketicilerin kredi yönelimini güçlendirecektir.


TÜRKİYE İNŞAAT SEKTÖRÜ 

GSYH verilerine bakıldığında genel toparlanmanın inşaat sektörünü oldukça sınırlı etkidiği görülmektedir. Nitekim 3. çeyrek daralması %18,1 düzeyinde olmuştur. İnşaat sektörünün desteklerde geri planda tutulması bu sonuçta etkili olmuştur. Özellikle önlemlerin konut sektörüne odaklı olması ve inşaat sektörünün diğer aktörlerinin arka planda bırakılması bir engel olarak durmaktadır. 

İnşaat sektörünün ekonomiye katkısında meydana gelen gerilemenin son yıllarda şiddetlendiği gözlenmektedir. 2003 yılı sonrasında kademeli olarak bir çıkış yaşayan inşaat sektörünün 2007 yılında hız kestiği 2008 yılında ise güç kaybetmeye başladığı gözlenmektedir.

Nitekim, inşaat sektörünün ekonomiye katkı payı 2007 yılında yakaladığı %6,7'den beri düşüş trendini korumuş, 2009 yılının üçüncü çeyreğinde %4,6 düzeyine gerilemiştir. Büyümenin de buna paralel olarak kan kaybettiği net bir şekilde görülmektedir. Büyümenin anahtarının önemli bir bileşenin inşaat olduğu bu noktadan da anlaşılabilir. Dolayısıyla birçok sektöre doğrudan ve dolaylı can veren inşaat sektörünün desteklerde ön planda tutulması Türkiye ekonomisi açısından stratejik bir önemdedir.

İnşaat sektörünün büyüklüğü ise çeyreklik bazda cari fiyatlarla 10 milyar TL'den ilk kez bu kadar belirgin bir şekilde aşağı yönde uzaklaşmıştır. Nitekim, 2009'un 3. çeyreğinde sektörün büyüklüğü 8,56 milyar TL'ye kadar gerilemiştir. İnşaat sektöründe oluşan rakamlar hükümet tarafından da iyi okunmalı birçok sektöre can veren bu sektörün `geneline' yönelik teşvik paketleri gündeme alınmalıdır. Aksi durumda inşaat sektöründe meydana gelen daralma birçok alt sektörü de etkileyerek ekonomik büyümenin toparlanmasında gecikmeye neden olacaktır.

AB'ye uyum sürecinde açıklanmaya başlanan 3 aylık inşaat verileri de sektördeki ivme kaybını ortaya koymaktadır. Üretim endeksinde ardı ardına gelen daralma verilerinin trend oluşturduğu `İnşaat Sektörü Üretim Endeksi Değişim Oranları Grafiği'nde görülmektedir. Son 8 çeyrekte daralma kaydeden inşaat sektörü 2009'un 3. çeyreğinde %18,4'lük gerileme göstererek düşüşüne devam etmiştir. Bu noktada grafikte sektörün bir önceki döneme göre daha sınırlı güç kaybetmesi ise olumsuz data içinde olumlu olarak görülebilecek tek gelişmedir. 

İnşaat sektörünün üretimindeki gerileme cirolara da yansımaktadır. Buna göre inşaat sektörünün cirosunda meydana gelen azalma %22,2 düzeyinde oluşmuştur.

Yılın 3. çeyreğinde istihdam endeksindeki gerileme %20,6 düzeyinde olmuştur. Türkiye'nin kriz döneminde meydana gelen istihdam kaybının nedenlerini bu grafik ortaya koymaktadır. Nitekim, istihdam ağırlıklı bu sektördeki ivme kaybı istihdamı da vurmaktadır.

Yine inşaat malzemeleri konusunda izlenen rakamlardan olan metalik olmayan diğer mineral ürünleri imalatında da 2008'in Ağustos ayından beri bir önceki yılın aynı dönemine göre kaydedilen gerileme sonlanmıştır. Son ayda %3,5'lik artış yaşayan bu alt sektördeki çıkışın baz etkisinden kaynaklandığı görülmektedir. İnşaat sektörüne yönelik desteklerin konut sektörü ve son kullanıcı ile sınırlı kalması inşaatın imalat ayağının istenen toparlanmayı sağlayamamasında önemli bir etken olmuştur. 

Yapı malzemelerinin fiyat ayağında ise emtia fiyatlarına paralel olarak artış yaşanmıştır. İnşaat Malzemeleri Fiyat Endeksi Aralık ayında %1,39'luk artış kaydetmiştir.

Tüketici ayağında ise konuda yatırım yapma eğiliminin azaldığı  görülmektedir. 

Düşen faizler ve KDV-harç indirimi benzeri uygulamalar nedeniyle konut alma/inşaa ettirme ilgisinde Mart ayından itibaren yaşanan olumlu trend Temmuz ayından itibaren kendisini dalgalı seyre bırakmıştır. Faizlerin daha da düşeceği beklentisinin yanı sıra global krizde yeni faz beklentisi bu harekette etkili olmuştur. Bunun sonucunda konut inşaa ettirme/alma ihtimali Kasım ayında %2,9 gerilemiştir. Bununla birlikte Merkez'in yarattığı ortam faizlere yönelik beklentileri değiştirmiştir.

Aralık ayında konut kredilerinin faiz oranlarında önemli değişiklikler olmamıştır.

Ancak Merkez Bankası'nın daha fazla faiz indirimi yapmayacağına yönelik sinyal vermesi piyasalarda etkisini göstermiştir. Nitekim konut kredisi kullanımında artış trendi yakalanmıştır. Mevcut faizlerin en düşük seviyeler olduğuna yönelik oluşan görüş kredi kullanımını artırmıştır. Buna paralel olarak kredi kullanımı Aralık ayında %1,61 artış kaydetmiştir.

Vade yapısında ise faizlerin daha fazla düşmeyeceği görüşü ile 5 ve 10 yıllık kredilerin arttığı görülmektedir. 

İnşaat sektöründe gerek konut gerekse ticari gayrimenkul alanında yaşanan gelişmelerin sonucunda istihdamda meydana gelen düşüş devam etmiştir. 1 milyon 353 bin rakamına gerileyen inşaat sektörü istihdamında önümüzdeki dönemde düşüşün devam etmesi beklenmelidir. 

Genel istihdama katkısı %6,14 düzeyini bulan inşaat sektörü istihdamında gerileme meydana gelmesi ülke ekonomisinin işsizlik oranının yeniden azalma eğilimine girmesine neden olabilecektir. Diğer sektörlere oranla daha negatif bir görünüm sergileyen inşaat sektöründe özellikle maliyetlere yönelik desteklerin oluşturulması önemlidir. Sektör oyucularının ise ısrarla vurguladığımız Irak pazarına odaklanmaları orta ve uzun vadeli gelecek açısından sağlıklı bir adım olacaktır.