İstanbul'u anlatan 'şžehir ve İstanbul' kitabı çıktı!

İstanbul'u anlatan 'şžehir ve İstanbul' kitabı çıktı!

Bazı üniversitelerde seçmeli ders olarak okutulmasına başlanan 'İstanbul' dersine kaynak oluşturması için hazırlanan 'şžehir ve Kültür: İstanbul' isimli kitap, eski İstanbul kültürüne ilişkin ipuçları veriyor



AA muhabirinin İstanbul İl Kültür ve Turizm Müdürü Ahmet Emre Bilgili, Topkapı Sarayı Müzesi Başkanı Prof. Dr. İlber Ortaylı, Ayasofya Müzesi Başkanı Doç. Dr. Haluk Dursun, Prof. Dr. İskender Pala, Prof. Dr. Korkut Tuna, Artun Ünsal, Beşir Ayvazoğlu, Hikmet Barutçugil, Murat Belge ve Sinan Genim"in yazılarından oluşan kitaptan derlediği bilgiye göre, kitabın Osmanlı mimarisine ilişkin bölümünde, başta İstanbul olmak üzere bütün Osmanlı şehirleri oluşurken mesken mimarisinde ahşap ve kireç gibi dayanıksız malzemelerin niçin tercih edildiğine yanıt olarak 1509 depreminde bütün kargir binaların çökmesi gerekçe gösteriliyor.

Kitapta, şu ifade yer alıyor:
'Ancak bu tercihin arkasında İslami ve tasavvufi bir duyarlılığın varlığı da rahatlıkla iddia edilebilir. Kur"an"da "Siz her yere yüksek bir alamet bina edip boş şeyle mi uğraşırsınız" ayeti Osmanlı şehirciliğinin estetik ilkelerinden birini verir. "şžeddadi" binalar yapmaktan özellikle kaçınılmış, özellikle mesken mimarisinde son derece mütevazı ölçüler tercih edilmiştir. Devasa köşkler ve saraylar hem dünyada kazık kakma arzusu, hem de tabiattaki ilahi düzenin kutsiyetine müdahale olarak görülürdü. Taş gibi sağlam bir malzemeyle ancak kalıcı değerler temsil edilebilir, cami ve medrese, imaret, hamam gibi hayra yönelik binalar yapılabilirdi.'

-AĞAç İçİN EYLEM-

Kitabın 'Ağaçlar ve Bahçeler' başlıklı bölümünde verilen bilgilere göre, İstanbul, bahçe ve bostanlarla bezenmiş, bostan ve bahçeli isimlerinin yanı sıra ağaç ve çiçek isimleri taşıyan mahallelerinin çokluğu kentin bir yeryüzü cenneti olduğunu gösteren açık belgeler olarak günümüze ulaşmıştır.

Kitapta, konuya ilişkin şöyle devam ediliyor:
'O dönemde büyük mesireler, has bahçeler bir yana her evin meyve ağaçları bulunan küçük birer bahçesi bulunur, cami, mescit önlerinde, çeşme başlarında, meydanlarda her biri başlı başına bir anıt olan çınar, servi, kestane, ıhlamur ağaçları İstanbul manzarasının vazgeçilmez unsurları olarak yer alırdı. Her biri başlı başına bir belirleyici olan bu ağaçlar, çevrelerinde yaşayanlar insanlar için ayrı bir anlam taşır, adeta bir yaşama üslubu yaratırdı.

İstanbul"un hatıralarına da sahip olan asıl nüfusu, yaşadıkları çevredeki ağaçları korumuş, koruyamadıkları ağaçlar için de yakınlarını kaybetmişcesine üzülmüşlerdi. Sahil yolu açılırken Bakırköy halkı Sakızağacı Mahallesi"nin denize temas ettiği noktada Sakızın Burnu denilen yerdeki 1200 yıllık sakız ağacını kestirmemek için yaklaşık 1 ay direnmiş, şžehremini halkı da Millet Caddesi açılırken Fatih"in diktiğine inandığı 500 yaşındaki çınarın kesilmesini önlemek maksadıyla yolu kapatmış ve tam 3 ay açmamıştı.'

-çEşžMELER, SEBİLLER VE şžADIRVANLAR-

Kitaba göre, su sanatları İstanbul kültüründe özel bir yere sahipti. Özellikle bahçeler, bu sanatın uygulama alanlarıydı.

Heinrich Glück, Avrupa bahçelerindeki su cetvelleri, çeşmeler, çitler ve su terazileri fikrinin, Sicilya ve Endülüs kanalıyla Müslümanlar"dan geldiği kanaatindeydi. Doğuda Semerkant, Buhara, Herat, Batıda Gırnata, Kurtuba, Anadolu ve Rumelide Bursa, Edirne ve İstanbul gibi şehirler, bahçelerinde suyun başlı başına bir estetik haline geldiği şehirlerdi. Parklar İtalya"da henüz gelişmesinin başlangıcında bulunurken, İstanbul bahçelerinde çok büyük gelişmeler kaydedilmişti. Özellikle havuzlar, fıskiyeler ve çeşitli su oyunlarının gerçekleştiği tesisler göz kamaştırıyordu.

Müslümanlar çeşitli su oyunlarının sergilendiği bahçelerini tanzim ederken Kur"an"da tasvir edilen cenneti model olarak almışlardı. Cennette göller, nehirler ve havuzlar vardı. İstanbul"da Bizans"ın 1000 yıldır sarnıç ve mahzenlerde hapsettiği sular, fetihten sonra sebiller, şadırvanlar, çeşmeler, fıskiyeli havuzlar, serdablar ve bentlerle hürriyetine kavuşmuştu.

Sebil ve çeşmeler aynı zamanda tezyinat, hüsnühat ve şiir gibi sanatların sergilendiği yapılardı. Eşsiz süslemeleri ve büyük hattatların elinden çıkmış kitabeleriyle ayrı bir değer kazanan çeşmeler, devrin şairlerinin de hünerlerini göstermeleri için bir vesileydi.

-HAREMİN SAHİBİ VALİDE SULTANDIR-

Kitapta Topkapı Sarayı"na ilişkin bölüme göre de saray, 15 ve 16. yüzyıllarda yapılmış binalardan oluşuyor. Tam şehrin ilk sakinlerinin kurduğu Byzantion"un üzerinde olan saray, yekpare planlanmış bir sanat eseri olma özelliğini göstermiyor.

Topkapı Sarayı"nda Harem en önemli bölümdü. çünkü saray, 'Enderun', 'Birun (dış koğuşlar)' ve 'Harem' diye üçe ayrılıyordu.

Kitapta Harem şöyle anlatılıyor:
'Harem de tıpkı Enderun gibi bir okuldur. Nasıl Enderun"a imparatorluğun 4 bucağından belirli şartlara ve niteliklere sahip gençler alınıyor ve devlet hizmeti için yetiştiriliyorsa Harem de bunun gibi kızların okuludur. Harem kızları dil (Türkçe) öğrenir, din (İslamiyet) öğrenir ve bir sanat öğrenir. İmparatorluğun etrafındaki bölgelerde yaşayan gayrimüslim ırklardan kız çocukları burada yetiştirilirdi. Bunların içinden padişah anaları ve eşleri çıktığı gibi, sarayın bu bölümünü yöneten ve Padişaha ve Valide Sultan"a hizmet eden yüksek rütbeli kadın memurlar veya sıradan hizmetçiler de çıkardı.

Galiçya"dan Hürrem Sultan (Roxolon), Ukrayna"dan Hatice Sultan, Akdeniz adalarından Kösem Sultan çıkmıştır. Bazısı şair, bazısı sanatçıdır. Hepsi de siyasi entrikaya karışmış değildir. Harem nihayetinde padişahın evidir.'

Sarayda, herkesin kabiliyetine göre yükseldiği ya da ezildiği, Haremin de bunun istisnası olmadığı belirtilen kitapta, şöyle devam ediliyor:
'Temelde devletlilerin evleneceği kızlar burada yetişir. Herkes padişah odalığı ya da gözdesi değildir. Haremin sahibi Valide Sultandır. En yüksek rütbeli zabit de zenci hadım ağaları reisi Darussaada Ağası"dır. Haremde Valide Sultan dairesi, Veliahd Dairesi görülecek güzellikte yerlerdir. Altınyol denen geçidin üstünde ise Cevri Kalfa Dairesi vardır. 1808"de 3. Selim"i öldürten 4. Mustafa, veliaht şehzade 2. Mahmud"u da katlettirmek isteyince Cevri Kalfa suikastçıların gözüne sıcak kül atmış ve veliahd da fırsattan istifade dama kaçmıştır. Bir müddet kovalamacadan sonra saraya giren Alemdar Mustafa Paşa onu kurtarmış ve son Osmanlı böylece tahta çıkmıştır.'
AA