Kamu binaları sıkıcı olmak zorunda değil!

Kamu binaları sıkıcı olmak zorunda değil!

Küçükçekmece Belediyesi, doğa dostu yeni hizmet binası ile ülkemizde bir ilki gerçekleştirdi. Yapıyı çevreleyen cam cephe, bir yandan doğal aydınlatmaya olanak tanırken diğer yandan kamu kurumunun çalışmasındaki şeffaflık anlayışına da referans veriyor...


Kültür yapıları ile adından söz ettiren Küçükçekmece Belediyesi, doğa dostu yeni hizmet binası ile ülkemizde bir ilki gerçekleştirdi. Yapıyı çevreleyen cam cephe, bir yandan doğal aydınlatmaya olanak tanırken diğer yandan kamu kurumunun çalışmasındaki şeffaflık anlayışına da referans veriyor. Projeyi ve uygulama sürecini mimarı Mutlu Çilingiroğlu ile konuştuk %80-90 oranında memnunlar. Tabii ki yeni ve alışılmamış olan her şeye, bir adaptasyon süresi gerekiyor, hem işletme açısından hem kullanıcı açısından. O evreyi de atlattılar. Son gittiğimde o yönde bir bilgi aldım. Bu “yeşil bina” hoşuma gitmeyen bir ta-birdir çünkü binayı yeşile boyarsan da yeşil bina olur. Bir de her binanın mümkün olduğu kadar o tür bir hassasiyet içermesi gerekiyor zaten. Yani bu birazcık şuna ben-ziyor: “Bugün dünya kadınlar günü!” Her gün kadınlar günü! Niye senede bir gün kadınlar günü olsun? Ekolojik yapı konusu da bunun gibi bir şey.




BÖ:Genel konseptten ve tasarımın temel unsurlarından bahseder misiniz? MÇ:Binanın planı üç daire formunun yan yana gelmesiyle oluşuyor. Dairenin merkezin-den dış mekana her yönde eşit uzaklık sağlanıyor, böylece iç mekanlarda daha homojen bir aydınlık ve dış mekanı her yönde eşit algılama elde ediliyor. Binayı çepeçevre dolaşan eğrisel cephe tamamen camdan oluşuyor. Binanın dış yüzeyinin tamamen şeffaf olması, kamu kurumunun çalışmasındaki şeffaflık anlayışına doğrudan referans veriyor. Aynı zamanda da vatandaşların kamu yapısına girmek istemelerini teşvik ediyor. Bu şeffaf kabuktan görünen iç mekanlar yüksek, ferah, aydınlık ve sevimli, aynı zamanda da çağdaş ve kaliteli bir izlenim vermeyi sağlıyor. Binanın toprak kotu altında kalan alanları da tüm katlarda doğal havalandırma ve doğal ışıktan mümkün olduğu kadar fazla yararlanabiliyor.



Bina eğimli bir arazi üzerinde bulunu-yor. 2 katı yer altında olan toplam 9 katı bir ofis binası bu. 3 ayrı kotta 3 ayrı girişi var. Girişler de fonksiyona göre sınıflandırıldı. Binanın iki yanında yer alan Başkanlık ve Belediye girişleri, en yoğun kullanılan üç kata doğrudan ve kestirmeden ulaşılabilmesini sağlıyor.



Başkanlık girişinden ulaşılan ve 18 m yüksekliği olan galeri boşluğunun ortasında meclis salonu, önemini vurgulayan bir konumda yer alıyor. Kolayca ulaşılabilen bir konumda, şeffaf, aydınlık bir alanda silindir formuyla yer alan meclis salonu, içe dönük yapısına rağmen doğal aydınlatmadan da yararlanıyor. Bu galeri boşluğundan bakıldığında, binanın bütün katları algılanabiliyor. Bütün üst katlar birbirinin tekrarı ve yine şeffaf belediyecilik anlayışına uygun olarak açık ve rahat ulaşılabilen bir tasarıma sahip.




BÖ: Binada ne tür çevreci çözümler yer alıyor? MÇ: Binanın iç malzemeleri uzun süreli dayanıklılık ve bakım gerektirmeme özellikleri yanında “yeşil bina” kriterlerini de sağlayacak şekilde seçildi. Binanın üst çatısı, bakım gerektirmeyen örtücü bitkiler ile kaplanmış “yeşil çatı” olarak düzenlendi. Binada yüksek seviyede yalıtım, düşük hava geçirgenliği, pasif solar enerji stratejileri, az enerji kullanan aydınlatma, çevreye en az zarar verecek şekilde üretilmiş, kontrollü taşınmış yerel malzemeler, az su kullanımını teşvik eden çözümler ile sayaçlar ve yağmur suyunun yeniden kullanımı gibi çözümler var.Bina dışında kalan alanlar dış duvarla çevrelenmeyerek çocuk parkı ve rekreasyon alanı olarak çevre yeşiline açık bırakıldı.BÖ:Belediyenin olmazsa olmazı neydi? MÇ:Binanın ekolojik olması konusunda çok kesindiler.BÖ: Sertifikasyon süreci nasıl geçti? MÇ: BREEAM ağır şartları olan bir süreç. Burnumuzdan geldi diyebilirim. Neden burnumuzdan geldiğini de söyleyeyim.Bizim her şeyimiz şöyle: Önce Balkanlar’ın, sonra Orta Doğu’nun, imkan varsa da dünyanın en büyük binasını, en bilmem ne binasını yapmak.



İyi bina yapmak, düzgün bina yapmak, mütevazilik yoktur bizde. Dolayısıyla önce BREEAM Outstanding, yani en zoru hedef-leniyordu. Bizde ne o örgütlenme var, ne o spesifikasyon, sıralama, arşiv... hiçbiri yok. Nereden alacaksın? Sonunda BREEAM Very Good aldık. Ama burada da adaletli bir sistem gerekiyor. Gerçekten bu BREEAM oldukça kazık. Yani bir başka sistemin altını ile benim altınım aynı değil gibi bir hissim var. Ben LEED alan proje de yaptım. Ama yaşadığım süreç açısından, BREEAM ol-dukça tavizsiz. Türkiye’de onların istedikleri soruları gerçekçi anlamda cevaplamamız hakikaten güçtü. Elimizden geleni yaptık.BÖ:Uygulama sürecine de dahil oldunuz değil mi? MÇ: Tabii ki. Bizim oradaki ekiple bağımız zaten bu nedenle çok sağlam oldu. O insanlar da daha önce yaptıkları işlerde konuyla bu kadar ilgilenen başka bir mimar görmemişler. Dolayısıyla müthiş bir güven doğdu aramızda. Onlar da bizim gayretimize taş koymamak için gayret içindeydi. İnşaatın ihalesini alan firma, onların ekibi ve proje yöneticisi Sevil Gül müthişti. Yani belki konsept, proje ve heyecan benden geldi ama iş kesin bir ekip çalışması içinde yürüdü. Herkes birbirine yardımcı oldu. Biz, “İyi futbol oynayacağız,” dedik. Amaç maçı kazanmak değildi yalnız, herkes iyi futbol oynamak için gayret etti. Şimdi çok keyif alıyoruz. Para almıyoruz ama sen geliyorsun, o geliyor, iki güzel laf duyuyoruz. Ben 40. senemi dolduruyorum, yaptığımız işler de belli ama bir tatlı söz, Allah var, hoşumuza gidiyor. Burada bir orkestra var. Orkestra şefi görevi bana verilmiş. Orkestra elemanlarının da hata yapmama gayreti içinde olması iyi bir senfoni ortaya koyuyor. Onun için ekibin hepsine buradan da bir kez daha te-şekkür ediyorum. BÖ: İç mimari gruba işveren mi karar verdi yoksa siz mi önerdiniz? MÇ:Ben öner-dim. Kabul ettiler ve çok güzel bir çalışma yaptık onlarla. Proje genelinde iyi iş çıkardık ama ekibin içinde artı değerleri daha fazla olanlar da vardı. İç mimari grup, Tanju Özelgin ve Arif Özden, bunların ba-şında geliyor.




Eksiksiz veya kritik almayacak bina yoktur. Dünyayı gezersiniz, o dergilerde fotoğraflarını görüp, “Vay be!” dediğiniz binanın yerine gidersiniz ve öyle bir açıdan bakarsınız ki hiç de öyle değildir. Temelde iki şeyi önemsiyorum; öncelikle birikimini doğru kullanıp, ne kadar gücün varsa o limitte durmak. Bir de gereksiz, figüratif ve kalıcı olmayan şekilsel bezemelerle, insanlarda kısa vadeli beğeni uyandıracak mimari anlayıştan uzak durmak.




Aslında böylece işi kolaylaştırıyorum. Hem yapımcı hem kendi büromdaki üretim açısından. Çünkü öbür türlü hem üretirken yoracaksınız hem de tasarlarken. Süsler garnitürdür, değişebilir. Ama esas olan ana yemektir. Dolayısıyla asıl mesele, esas ola-nı düzgün ve “doğru” yapmak ki doğruyu da herkes kendine göre tarif edebilir. BÖ:Siz yıllardır farklı işler yapan bir mimarsınız. Kamu ve özel sektörle çalışmak arasında nasıl farklar var? MÇ:Kamu ile çalışmanın prosedürler itibariyle beni mutlu etmesine imkan yok. Hep fedakarlık yapmanız lazım. Herkesi aynı kefeye koyuyor sistem. İhaleye her mimar teklif verebilir; hayır efendim, her mimar teklif verememeli… Bunun bir ara kriteri yok. Yeterlilik belgesi diye bir şey var. Özel sektör niye en düşük fiyat teklifini verene değil, ikna olduğuna işi veriyor da kamu ikna olduğuna vermiyor. Kamu, işi ikna olduğuna verdiği zaman da dedikodular başlıyor. Ama işte ne zaman ki kültürümüz, dürüst ve düzgün insan olma yapımız yükselecek, insanlar samimiyete ve mesleki değerlere puan verecekler, o gün bir şeyler daha iyi olacak.


Gayrimenkul Türkiye