Pera Palas yeniden restore edildi!

Pera Palas yeniden restore edildi! Pera Palas yeniden restore edildi!

Yeniden restore edilen Pera Palas yeni yüzüyle seneye ziyaretçilerini ağırlamaya başlayacak



Birkaç yıl önce Tepebaşı'ndan geçip giden bir insanın, Pera Palas'a baktığında kendini batıl bir inancın pençesinde kaybetmemesi çok zordu. Bu otelle ilgili efsaneler o kadar inanılmazdı ki, saray şeklinde tasarlanmış mimarisini ve bulunduğu yeri kaplayan tarihi havayı dağıtıp, binanın yanından geçip gitmek imkansızdı. Gökteki havayla alakası olmayan bir şeydi bu; Halic'in gürültüsünden, binanın hortlaksı solukluğun-dan, buna karşın pencerelerinden fışkıran olağanüstü parlaklıktan yansıyan bir havaydı. Bir yüzyıldan fazla süredir gördükleri karşısında sıkılmış ve içine kapanmış ihtiyar bir hanımefendiyi andırıyordu. Eğer bir rüyadan başka bir şey olmayan bu kuruntuyu üzerinden atabilirse insan, bu hüzünler otelinde bir gece geçirmeyi düşünebilirdi. Ve işte o zaman ihtiyar kadınların dolapları gibi kokan odalarda, bir zamanlar Orient Express treniyle gelen ünlü isimlerin izlerini sürebilir ve otelin kurum kaplı esrar perdesini bir miktar aralayabilirdi. Bugün o esrar perdesi hâlâ duruyor, ama lekeleri temizlenmiş, beyazlatılmış ve kokular sürünmüş olarak. Çünkü otel sıkı bir restorasyon geçirdi ve 2010'da yeniden açılacak. 1893 yılında Orient Exp-ress'in yolcularım ağırlamak için İstanbul'un ünlü mimarı Aexander Vallury'e yaptırılan otel, Doğu'nun ve Batı'nın buluştuğu İstanbul'da bu sentezi en iyi görebileceğimiz yerlerinden biriydi. Abdülaziz döneminin en revaçta mimari akımı olan Art Nouveau ve Art Deco tarzında yapılmış, rokoko lambrileri, Schindler marka asansörü ve ağır mobilyalarıyla dönemin Avrupa saraylarını andırıyordu. Gene de sandalye kumaşlarındaki, duvar ve tavanlardaki arabesk süslemelerle Doğu'yu da içinde barındırıyordu.

411'DEKİ ANAHTAR

Kadın casus Mata Hari idam edilmeden bir sene önce burada entrika dolu geceler geçirmiş, Greta Garbo bir playboy tarafından kendisi için tutulan odada kalmış, paparazzilerden rahatsız olan Jac-queline Kennedy arka kapıdan kaçmış. Bu hikayelerin sonu yok. Otelin birçok politikacıyı, asilzadeyi, casusu ve yıldızı ağırladığını, türlü türlü entrikaların çevrildiğini, seks, tutku ve intikam dolu gecelerin yaşandığını düşününce insanın nefesi kesiliyor. 1941 yılında otelin asansöründe patlayan bir bomba sonucu altı politikacının suikasta kurban gittiği ve I. Dünya Savaşı'nda itilaf kuvvetlerini ağırladığı söylenenler arasında. Ama en bilinen hikaye Agahta Christie'ye ait olanı. Cinayet romanları yazarı Christie otelin 411 numaralı odasında kaldığı süre içinde hem 'Şark Ekspresi'nde Cinayet' adlı romanını yazmış, hem de 1926 yılında burada sır dolu 11 gün geçirmiş. 1979 yılında bu 11 günün esrarını çözmek isteyen Tamara Rand adında bir medyum, Agahta Christie'nin ruhunu çağırmış ve ondan sırrının bir günlükte saklı olduğunu, bu günlüğün anahtarının Pera Palas otelindeki 411 numaralı odada bulunduğunu öğrenmiş. Gerçekten de odada anahtar bulunmuş. Ama sırrı hala çözülebilmiş değil.

TABLONUN ESRARİ

Pera Palas'ın az bilinen bir esrarı daha var. Gizli odaları, Orient Express günlerinden kalma gümüş takımları dışında otelde çok değerli bir yağlıboya tablo bulunuyor. Restorasyon öncesinde yemek salonunda asılı duran tabloyu kimin ne zaman yaptığı bilinmese de her 10 senede bir, aynı gün gizemli bir nedenden ötürü tablo çivisinden çıkıyor ve yere düşüyor.

ÖLÜLERİN KÜÇÜK BAHÇELERİ

18. ve 19. yüzyılda Beyoğlu'nu gezen yabancıların seyahat notlarına ve haritalarına baktığınızda o zamanlar Pera denilen bu bölgenin bir kabristan olduğunu görürsünüz. 200 yıl önce Beyoğlu'na, Grand Champs Des Morts (Ölülerin Büyük Bahçesi) deniliyordu. Dünyanın en büyük kabristanlarından biri ve ölümle yaşamın iç içe geçtiği kutsal bir bölgeydi. Taksim tepesinden başlayan kabristan, bir taraftan Dolmabahçe'ye kadar iniyor, öte taraftan ise Tepebaşı'na varıyordu. Burada da Petit Champs des Morts (Ölülerin Küçük Bahçeleri) denilen kabristan uzanıyordu ve TRT binasının olduğu yerden Pera Palas'a kadar büyük bir alanı kaplıyordu. Fakat 19. yüzyılın ikinci yarısındaki hızlı şehirleşme ve yangınlar kabristanların sonunu getirdi.

Gelmiş geçmiş  en büyüleyici otellerden biri Pera Palas. Ve burada yapılacak en güzel şey, brendi ve şampanya eşliğinde Topkapı Sarayı'nı seyretmek. Tabii restorasyon bittikten sonra.
Ayşe YEŞİLIRMAK/Milliyet Cadde