Tanaş Kifidis 1940'ların atmosferini yansıtan butik dükkana dönerken!

Tanaş Kifidis 1940'ların atmosferini yansıtan butik dükkana dönerken! Tanaş Kifidis 1940'ların atmosferini yansıtan butik dükkana dönerken!

Tanaş Kifidis'in 1919'da kurduğu Türkiye'nin ilk ortopedi teknik atölyesi, ortopedik ayakkabı alanının tanınmış markası Kifidis, şu günlerde medikal alandan çıkıp moda sektörüne doğru genişliyor. Değişimin ilk adımı Beyoğlu'ndaki mağazasının 1940'ların at



Tanaş Kifidis vaktiyle Fransızlara ait tren işletmesinde baş makinist olarak çalışmaktadır. 1919'da tren işletmeleri millileştirilip bütün kadro değiştiğinde Fransızlar memleketlerine dönerken Kifidis de kendisi için yeni bir iş aramaya koyulur. Danıştığı arkadaşlarından doktor olan birinin, yürüyemeyen bazı çocuklar için tıbbi cihaz yaptıklarını, bu alanda büyük eksikliğin yaşandığını söylemesiyle çalışacağı alanı bulur. Türkiye'de ortopedi branşı ve bu konunun eğitiminin verildiği bir yer yoktur. Eğitim için Almanya'ya gider. Döndüğünde Prof. Akif Şakir Şakar'la Çapa Tıp Fakültesi'ne bağlı ilk ortopedi teknik atölyesini kurar. Yeri İngiltere Başkonsolosluğu'nun hemen karşısındadır. 1939'da Beyoğlu Kallavi Sokak'taki, daha sonralarıysa İstiklal Caddesi'nde şimdiki dükkanına taşınır.

MODAYA YÖNELİŞ
Bugün Türkiye genelinde 22 mağazası ve 2 binin üzerinde satış noktası bulunan Kifidis'in kuruluş hikayesi böyle. Özellikle 1974'te önemli bir sıçrama yaparak ortopedik ayakkabı sektöründe önemli bir markaya dönüşen Kifidis, bugünlerde ikinci bir dönüm noktasını geçip moda sektörüne doğru genişliyor. Geçen hafta yeniden dekore edilen Beyoğlu mağazasında şirketin şimdiki yöneticisi Laki Vasiliadis'ten hikayelerini ve niyetlerini dinledik.

Kendisi ailenin üçüncü kuşak temsilcisi. Babası gıda toptancılığı yaparken mağazayı dedesinden sonra amcaları devralır. Malum; aile Rum olunca baskılardan, yağmalardan nasiplerini alırlar. Babası Varlık Vergisi kanunu çıktığında vergisini ödeyemeyenlerin gönderildiği Aşkale'deki toplama kamplarına gidenlerden... 1955'teki 6-7 Eylül olaylarında yaşanan yağmalar kendilerine de uzanır. Ailenin bir kısmı o tarihlerde Fransa'ya göç eder. 

Vasiliadis'in işin başına geçmesi de yine bu zor anlardan birine denk geliyor. Kıbrıs Harekatı'nın yapıldığı dönemde İstanbul'daki Rumlar üzerindeki baskılar artarken aile, o sırada Fransa'da uluslararası ilişkiler okuyan Vasiliadis'i İstanbul'a çağırır; 'Biz de göç edeceğiz, gel şu işleri hallet, dükkanı kapat, sen de Fransa'ya geri dön.' Vasiliadis mecburen gelir ama gönlü ne dükkanı kapatmaya ne de buradan ayrılmaya yanaşmaz. 'Aslında hayalimde o zaman gazeteci olmak vardı ama bu işin başına geçmek kısmetmiş' diyor. Fransa'ya gidip ortez protez eğitimi alır ve döndüğünde işleri büyütür.

ORTOPEDİĞE VEDA
Atölyede o zamana kadar yalnızca doktorun verdiği reçeteyle, ayağın ölçülüp biçilmesiyle kişiye özel ortopedik ayakkabı yapılırken, Vasiliadis Almanya ve Amerika'dan anatomik ayakkabılar ve ortopedik malzemeler getirip ürün yelpazesini genişletir. Hazır ürünler satmaya başlar. Atölye bir markaya dönüşür, işler tekrar düzelir. Ta ki 2000'lere kadar; 'Ortopedik ayakkabının yapımı kolay değildir. Bir heykeltıraşın taşa şekil vermesi neyse ortopedik ayakkabı yapımı da öyle bir şeydir. Ayağınızın ölçüsü alınır, kalıbı yapılır, provaya çağrılırsınız, düzeltmeler yapılır ve hazır hale getirilir. Biz 2000'lerden beridir bu işi azalttık ve yavaş yavaş işin medikal kısmından çıkmak istiyoruz.'

Vasiliadis bu durumun nedenini sağlık politikalarına bağlıyor; 'Bu ayakkabıların yapımı için 50 lira gerekiyorsa devlet 30 lira veriyor. Firmalar itiraz edecekleri yerde o ayakkabıyı 30 liraya çıkarmanın hesaplarını yapıyor. Ama o fiyata o ayakkabıyı o kalitede yapamazsın. Ama her yerde ucuz ayakkabı varken sen onu da yapamıyorsun.'

1940'ların atmosferi
Laki Vasiliadis, Kifidis markasının medikal alandan çıkıp moda sektörüne doğru genişlemeye başlayacağını söylüyor. Topukluk, anatomik ayakkabı, varis çorapları, şeker hastaları düşünülerek üretilen çoraplar gibi paramedikal ürünleri bulundurmaya ise devam edecekler.

İşin moda alanına geçme kısmıyla ilgili ilk adım bu hafta arasında atılmış. Beyoğlu'ndaki mağazadan içeri girdiğinizde Beyoğlu'nun o nostaljik atmosferini hissedebiliyorsunuz. Mağaza yeniden tasarlanırken Markiz Pastanesi örnek alınmış. Retro stili mobilyalar Mısır'dan ve İtalya'dan getirilmiş. Şemsiyelerden çantalara, ayakkabılardan biblolara kadar uzanan geniş yelpazedeki ürünler vitrinlerde değil, bizzat bu mobilyaların üzerinde sergileniyor. Gördüğünüz her şeyi, örneğin oturmanız için kurulmuş masa sandalyeyi bile satın alabiliyorsunuz.

KAFESİ DE OLACAK
Vasiliadis'in yeni düzenlemede yer vermeyi istediği başka bir unsur da, insanların oturup soluklanabileceği, çayını kahvesini içip küçük sandviçler atıştırabileceği bir bölüm. Caddeye açılan kapının hemen önündeki kısma 6 masa 14 sandalye koyarak bu hayalini gerçekleştirmek istemiş. Bunu yaparken, Milano'da görüp etkisinde kaldığı 'Cova' adındaki, oranın ünlü bir pastanesini örnek aldığını söylüyor. Fakat Beyoğlu Belediyesi'nden gerekli ruhsatı alamamış. Kendisine aynı mekanda hem satış mağazası hem de kafe hizmeti veremeyeceği söylenmiş. Fakat lokanta ve kafe hizmeti veren kitapçılar gibi bu durumun örneklerinin fazlasıyla bulunduğunu söylüyor. Ruhsatı alma ve hayalindeki bölümü mağazasına ekleme konusunda umutlu.

İmkansız aşk yaşanmaz
Bir bilirkişi olarak, ayakkabı giyme alışkanlıklarımız üzerine Vasiliadis'in söyleyebileceği elbette çok şey var. 'Ayaklarımızla, ayakkabılarla ilişkimizde büyük problemler yaşıyor muyuz' sorusuna cevabı, 'Azımsanmayacak bir kısmımız ayakkabılarla imkansız bir aşk yaşıyor' şeklinde.

Dünyada beş farklı anatomik ayak yapısı bulunduğunu söylüyor. Fazla rastlanmayacak biçimde, farklı etnik kökenlerin birbirine karıştığı bir coğrafyada yaşadığımız için bizde bu beş farklı anatomik yapının neredeyse hepsine rastlanıyormuş. Fakat genel olarak ayaklarımıza taraklı bir anatomi hakim. İmkansız aşk da bu noktayla ilgili; 'İtalyan ayakkabıları herkes için çok çekici. Fakat İtalyanların ayak yapısı bizden farklı. İnce bir yapılı. Ayakkabılarını da bu yapıya göre tasarlıyorlar. Bizde ayakkabı numarası 36 olan biri o ayakkabıları giymek için 38 numara alıyor örneğin. Yürürken zamanla parmak kısmının havaya kalktığını bile görebilirsiniz. Ayaklar çok önem verilmesi gereken organımız ama en büyük kusurumuz hiç önem vermemek.'

Eyüp Tatlıpınar/Akşam