Üçüncü dalga ofis kültürü; Kolektif House!

Üçüncü dalga ofis kültürü; Kolektif House!



Ortak çalışma ve ofis alanı Kolektif House’un kurucularından Ahmet Onur: “Üçüncü dalga ofis gibi bir kültür oturtuyoruz burada. Hayalimiz ilk günden çalışanların mutluluğunu, motivasyonunu artıran iş ortamı”


Ortak çalışma ve ofis alanı Kolektif House’un kurucularından Ahmet Onur: “Üçüncü dalga ofis gibi bir kültür oturtuyoruz burada. Hayalimiz ilk günden çalışanların mutluluğunu, motivasyonunu artıran iş ortamı”


Ahmet Onur, Civan Orhan ve Arda Yiğithan Orhan’ın kurdukları Kolektif House, 4. Levent Sanayi’deki ve Şişhane’deki adreslerinde birbirinden ilham alıp ortak projeler geliştirebilecek kişi ve şirketlere hem açık hem özel ofis alanları sunuyor. Üyelerine verdiği ofis, çay-kahve servisi, internet erişimi, temizlik, güvenlik gibi hizmetler haricinde Kolektif House Sanayi’de herkese açık etkinlikler de düzenleniyor. Kolektif Brunch, Kolektif Jammin’, Kolektif Explore, Kolektif Talks ayda bir gerçekleşen bu etkinliklerden... Kurucu ortaklardan 25 yaşındaki Ahmet Onur “Yeni ofis anlayışı konsepti altında en yaratıcı girişim, freelancer ve butik şirketlerin en çok tercih edilen mekanı Kolektif House olacak” diyor. “Üyelerimizin yüzde 70’i teknoloji üzerine startup, yüzde 30’u kreatif yani grafik tasarımcı, Blogger, danışman, dijital pazarlama şirketi... Aynı ekosistem ama, o startup bir diğeriyle çalışıyor. En değer verdiğimiz bu yapılar arasındaki sinerji” diye ekliyor. Onur, Kolektif House’u ve projelerini anlattı...


-Ne üzerine eğitim aldınız, Kolektif House’tan önce neler yapıyordunuz?


Boston’da Babson Üniversitesi’nde girişimcilik okudum, ortaklarım da Carnagie Mellon’da okudu. Bir ortağım bizden büyük, diğer ortağımla liseden beri arkadaşım. Okurken ilk şirketimi kurdum, Çin’den Türkiye’ye ampul ticareti yapıyordum. Sonra aile projelerine yardımcı olmaya Kuzey Afrika’ya gittim; iki sene Cezayir’de çalıştım. O sırada ilk internet girişimimi yaptım İstanbul’da. Ortak ödeme sistemiydi, hesabı bölerek uygulama üzerinden kredi kartıyla ödeme gibi bir sistem üzerinde çalıştık; uygulamayı çıkardık. 2012 yazının sonunda üç şirkette çalışıyor oldum bu sayede. Yaklaşık bir senem böyle geçti, sonra tamamen Cezayir’de çalışmaya başladım; 10 bin kişilik küçük bir köyde fabrika kurma tecrübesi yaşandı. En son Sahra’da Bedevilere kablo satıyorduk... 2014’e kadar orada kaldım, sonra beş-altı ay ne iş yaparım diye dünyayı dolaştım.


-Enteresan bir dönem olmuş olmalı... Kolektif House fikri nasıl ortaya çıktı bunların üzerine?


Ben anlamlı bir iş ararken ortaklarımın da ofise ihtiyacı vardı; borsa yönetimi üzerine bir uygulama geliştiriyorlardı. Türkiye’ye dönünce onlara ofis aramaya başladım. O ihtiyaç burayı tetikledi, Sanayi’yi tuttuk.  “Bir şekilde kafana koyduğun her işi yapabiliyorsun, bu sefer güzel bir iş olsun. Mekan en büyük dert, madem buraya yatırım yapacağız, bir şey yapalım” diye düşündük. Ortak çalışma alanları konseptini araştırdık; yurt dışında yapılan metotları var, böyle bir piyasa doğmuş ve büyüyor. Bir ay konsept geliştirmesini yaptık. Berlin’e gittim, orada paylaşımlı ofisin ilk tohumları ekilmiş; kim ne yapmış öğrendim. Hatta bu işi en iyi yapan beş yere muhabir olarak gidip, kamera koyup, videolar çektim. Ortaklarımızla izledik hepsini, “Burada bu eksik, bu bunu iyi yapıyor” derken Kolektif House konseptinin ilk versiyonu çıktı.


-Hazırlık süreci nasıldı?


5 ay sürdü, inşaat da bunun içinde. Konsepti geliştirdik, Aralık 2015’te ilk etkinliğimizi yaptık, ocakta da ilk ofisimizi açtık. Sosyal medyayı güzel kullanıyoruz, oradan duyanlar geldi; sanayide olmamızın etkisi oldu, “Ne yapıyor bu çocuklar, çılgınlar” gibi güzel bir tepki yakaladık. Üçüncü, dördüncü ayımızda güzel bir doluluk oranına ulaşmıştık.


“Bu ortam en iyi Reklam ajansında bile yok”


-Sonuç kafanızdakine ulaştı mı?


Daha fazlasına ulaştı. Ofis tutmaya çalışıyorsun, startup (başlangıç aşamasındaki girişim) olduğun için paran olmuyor; kötü mobilya alıyorsun, hayalindeki toplantı odasını yapamıyorsun... Aslında evinden daha fazla vakit harcadığın ve sana evinden daha fazla getirisi olan bir yer; çünkü müşterini oraya sokuyorsun. Buradaki ortam Türkiye’deki en iyi reklam ajansında bile yok. En büyük ofislere gittiğinde internet, etkinlik, toplantı gibi altyapılar olarak buradan hiçbir farkları yok. Biz bu yaratıcılığı, altyapıyı ve imkanları ulaşılabilir yapmak için bu modeli tasarladık.


-Ortak projeler de oluyordur üyeler arasında...


Çok oluyor, bir freelance grafik tasarımcı ilk geldiği ay buradan üç iş aldı. Son iki-üç ayda üç startup buradaki ya da buraya bağlı yatırımcılardan yatırım aldı. Bu çok önemli. Burada aynı sorunları ve aynı ihtiyaçları olan insanları bir araya getiriyoruz. Buradaki herkes son üç sene içinde işini kurmuş, dört senelik işi olan belki bir kişi vardır...


-Bir de samimi bir ortam var...


Deloitte’un bir araştırmasına göre “Çalışanların yüzde 66’sı işinden memnun değil.” Bunun nedeni eski iş kalıpları. Bunun kırılmasında en büyük faktör yine bizim gibi yapılar olabilir. İşle sosyallik arasında bir uçurum vardı. Ortada o boşluğu doldurduk. Üyelere yaptığımız etkinlikler oluyor; kahvaltılar, sürpriz masaj seansları, şarap tadımları...


“Psikoloğa değil, buraya gelsinler, terapi görürler”


-Bunlar haricinde Kolektif House’ta ne bulacak gelen biri?


En büyük fark burada sevdiği iş için adım atmış insanlar var, bu insanlara cesaret verebilecek bir şey. Sevdiğin işi yapmadığın her gün gerçekten sana sancı. Bunu önlemenin tek yolu gerekli cesareti gösterip adım atmak. Böyle kafasını kurcalayan adamlar psikoloğa değil buraya gelsinler, terapi görürler. “Ben ne yapacağım hayatımla” diye gelseler buraya, üç-beş kişiyle konuşsalar o enerji ve tutkuyla dolarlar...


-Şişhane’de de bir ofis açtınız...


Şişhane’nin ikinci ayı doldu. Burada çalışıyorsun, Şişhane’ye müşterini görmeye gideceksin, çıktığında orada çalışıyorsun... Ulaşabildiğin tecrübe şehirde her yerin senin ofisin olması. Levent’te çok büyük bir proje yapıyoruz, haziranda bitecek. Bittiğinde İstanbul’da üç ana arterde ofis olacak. Hayalimizde Anadolu Yakası da var ama tecrübeyi iyi ve çok samimi tutmak istediğimiz için “zincir” gibi soğuk bir kelimeye kaymamamız gerekiyor. “Üçüncü dalga ofis” gibi bir kültür oturtuyoruz burada: yeni, samimi ofis anlayışı...


-Sonrası için hedefleriniz neler?


Hem benim hem ekibin hayali yurt dışında da böyle bir şey yapmak. Şu an çok erken tabii önümüzde Levent projesi var... Hayalimizde bir konsept var ve şu anda orada değiliz. Hayalimiz gerçekten çalışanın ilk günden mutluluğunu ve motivasyonunu artıran bir iş ortamı.


“Bir startup’ın ihtiyacı olan her şey olacak”


-Kolektif House’u sizce kimler tercih etmeli?


En iyi startup ve freelancer’lar. Yatırım arayan bir startup’san ve ofise geçmeye imkanın varsa, yerin burası. Burada inanılmaz zaman kazanıyorsun. Bir startup niye burada olmalı diye her gün kendimize sorup eğitimler koymaya başladık, yatırımcı bağlantıları yapıyoruz, workshop’lar ve office hour’lar düzenlemeye başladık. Yakında ortak mali müşavir, ortak muhasebe ve ortak avukat konseptine geçiyor olacağız. Aslında bir startup’ın ve freelancer’ın ihtiyacı olan ve büyümesini destekleyecek her şeyi burada bir şekilde barındıracağız.


“Artık ‘hızlı başla, hızlı bat’ diyorlar”


-25 yaşında bunları başarmış olmak nasıl bir his?


Burada benden daha iyi, daha güzel örnekler de var, asıl güzel tarafı da o. Yatırım alan bir arkadaşımız 24 yaşında, diğeri 28... Başarılı startup ve freelancer’ların yeni, bir numaralı ofis seçeneği diyoruz o yüzden. Kendimle, yaptığımız işten gurur duyuyorum tabii, ekibimi çok başarılı görüyorum. Biraz daha kurumsal tecrübem olsun isterdim. Ama bazı şeylere erken başlamanın getirdiği çok büyük avantajlar var, öğrenme süreci daha sancılı oluyor ama pratik bilgi olarak çok değerli. O yüzden artık “hızlı başla, hızlı bat” diyorlar. Her Batman, hata yapman sana öğreti olarak geri geliyor.


-Başta çekinceleriniz olmadı mı?


Hiç bir startup kolay değil... Başarılar ön plana çıkıyor ama içerideki kavgalar, stres, borçlar mutlu geçen vaktinden daha fazla belki... Bence en başarılı olan startup’lar o stresi, mutsuzluğu, sancıyı yönetebilen kişiler. Bilsinler ki her başarılı görünen startup günü geldi mi ağladı. Benim ağladığım oldu yani işten dolayı. Ama ilk günden beri aşırı tereddütümüz olmadı, kendimize inancımız çok yüksek. Ekibe ve kendine güvendiğinde işin de olacağına güveniyorsun...


Milliyet