Yeraltından metro izlenimleri!

 Yeraltından metro izlenimleri! Yeraltından metro izlenimleri!

Elif Türkölmez: Metroda kendimi Başbakan'ın yeni yıkattığı arabasında gibi hissettim. Ekmek arası yemeye korktum. Elinde faraşla birden çıkabilirdi



“Trenler dünyanın arka tarafında ilerler. Hiçbir araba yolculuğu, bir memleket hakkında tren yolculuğu kadar fikir veremez. Bahçelerimize, çatı katlarımıza ve barakalarımıza bakarsınız. İplerde kuruyan iç çamaşırlarımızı görürsünüz. Bahçe süslerimize, kerevizlerimize, pırasalarımıza, verandalarımıza ve tuğladan yapılma barbekülerimize bakarsınız. Rayların kenarındaki yere sabitlenmiş tozlu mermer ve granitlerin sevdiklerimizin son durağı olan yeri simgelediklerini görmek istiyorsanız, trene binin” der Dimitri Verhulst, Şeylerin Boktanlığı’nda. 

Hakikaten, trenler, belediye başkanlarının önünde gururla durup poz veremeyeceği ne varsa, gösterir. Paslı üstgeçitler, kokulu dereler, akşam pazarları, çimenlerde bira içen işçiler. Canım Haydarpaşa ’dan banliyö trenine binerseniz mesela, bir süre otların, yeşillerin arasından süzülürsünüz. Sonra evlerin içlerini görürsünüz. Mutfakta akşam yemeği için sigara böreği kızartanları ya da eski bir lambanın soluk ışığı altında kitap okuyanları... Elinizi uzatsanız dokunacak kadar yakındadırlar. Haydarpaşa ’nın kendisi ve trenin uğradığı istasyonlar da çok güzeldir. Kadıköy’de treni beklerken, tarihi meyhanede buz gibi bir bira içebilmek, işçilerle dolu bir istasyonda semboliktir, sonra. 


Yazı tipi: Arial 

Önceki gün, ‘Tamam’ dedim. Bu iş hakikaten bitti. Haydarpaşa ’dan banliyö trenine bindiğimiz günlerin sonu geldi. Metro, biraz da, orayı trene binilen bir yer olmaktan, tamamen çıkartmak için yapıldı. Önceki akşam kaç kişi Haydarpaşa ’dan trene bindi bilmiyorum. Çünkü ben de ‘Bir bakayım’ diye yeraltına indim. 

Gördüğüm ilk şey: Fayans. Tavana kadar fayans. Bu bebe mavisi - su yeşili - beyaz fayans kaplamalarıyla Kadıköy - Kartal metrosu dev bir tuvalet gibi. Bu arada hakiki tuvaletler henüz açılmamış. Görevli, çöp kutuları henüz alınmadığı için tuvaletlerin açılmadığını söyledi. Herhalde, ‘Hayırlı olsun’a gelenler getirir diye mi, artık, bilmiyorum. 

Vagonların her biri ayrı renkte. ‘Çılgınlık’ın karşısına hemen bir tick! Pembe - somon, turkuvaz - mavi gibi birbiriyle ‘uyumlu’ renkler seçilmiş. Zaten sanırım uyum, Kadıköy - Kartal metrosu için çok önemli. Duraklarda da mesela sürekli, mavi ile lacivertin, pembe ile bordonun uyumuna dikkat çekiliyor. Çıkışlara halkın gündelik dilde kullanmadığı, alışkın olmadığı isimler yazılmış. Misal Göztepe’de bir kişi görevlilere ‘Oto Sanayii’ çıkışını soruyordu. Oto Sanayii çıkışına ‘E-5 Çıkışı Kartal Yönü’ yazdıkları için bulamamış. Yine Libadiye çıkışında iki yaşlı kadın, “Yine yanlış oldu” diyerek merpenlerden iniyordu. Bostancı’da iki kişi, “Bir de bu çıkışı deneyelim, nasıl olsa yürüyen merpen var” diyordu. Görevliler çok tatlıydı. İlk gün olduğu için sanırım aşırı yardımsever ve naziklerdi. İnşallah öyle devam eder… 


Yönlendirme levhalarında ise ‘Fethi Bey’lerin, ‘mallar gemiye yüklendi’lerin, ‘arz ederim’lerin karakteri Arial kullanılmış. New York ’ta Helvetica, Londra’da, Edward Johnston’ın sadece Londra metrosu için tasarladığı Underground, Berlin’de Transit, Amsterdam’da Gerard Unger’in tasarladığı M.O.L, Lizbon’da Metrolis, Paris’te Métropolitain gibi, o kentin metrosuyla özdeşleşmiş fontlar kullanılıyor. Hatta, Underground, ‘halka ait olan ilk yazı karakteri’ diye anılıyor, ‘iç yazışmalar’ın değil… 

Metro, yapısı gereği kasvetlidir. Yerin yüzlerce metre altında, tanımadığımız insanların türlü kuşku barındıran ifadeleri ve kızartma kokusu sinmiş montlarıyla dakikalar süren yolculuklar yapmak rahatsız edicidir. Ama ilham da verir. 


Haydarpaşa ’yı unutmayın 

Metro içleri kent hakkında çok şey söyler. Bazılarına biranız, köpeğiniz ve öfkenizle binebilir, hükümetin savaş politikalarını yüksek sesle eleştirebilirsiniz. Kimse de zahmet edip bakmaz, başını kitabından kaldırmaz. Bazılarına gayet rahat kaçak binersiniz. Turnike sistemi bile yoktur. Metroda çok güzel uyunur, ağlanır. Acı çekmek, pişman olmak, kederle dolmak için doğru yerlerdir. Yorgun işçilerin kafalarının yana düştüğü, öğrencilerin bacaklarını koridora uzattığı, bisiklet, çocuk, hayvan dostu bir yerdir. Olması gerekir. Duvarlarında graffitilerle, ilanlarla yaşayan bir yerdir. Sivildir. Halkın parasıyla halk için yapılmıştır. Bizim metroda o hava yok, hiçbir zaman da olmayacak. Ben, Başbakan’ın yeni yıkattığı arabasına binmiş gibi tedirgin hissettim. Ekmek arası yemeye korktum. Çünkü kırıntı dökülürse her an bir köşeden, elinde süpürge ve faraşla çıkabilirdi Başbakan. İçerdeki ekranlarda şimdilik, metro için özel olarak hazırlanan ve İstanbul silueti, Mevlevi dervişleri, çayır, bulut gösteren bir film dönüyor. Tadilatta olan yerler var. Sıvasız, boyasız tüneller… Bu halleriyle, fayanssız ve bebe mavisi boyasız, daha güzeller. Metro işçilere, öğrencilere, gezentilere hayırlı uğurlu olsun. Ama Haydarpaşa da unutulmasın. Banliyö treni de Kartal’dan Kadıköy’e 32 dakikada gidiyor. Çıkışta buz gibi bira da var. Bir de yüz yıllık hukuk tabii…

Radikal