İğneada'ya 3. nükleer santralin yapılma ihtimali yok!

İğneada'ya 3. nükleer santralin yapılma ihtimali yok!



Enerji Bakanı'nın geçenlerde 3. nükleer santralin (NES) İğneada'ya yapılacağına ilişkin açıklaması, şu aralar cinayetler karşısında iyiden iyiye can ve güvenlik derdine düşmüş olmasına rağmen, toplumun duyarlı kesimlerinde derin endişelere yol açtı.


Enerji Bakanı'nın geçenlerde 3. nükleer santralin (NES) İğneada'ya yapılacağına ilişkin açıklaması, şu aralar kitlesel ölümler ve cinayetler karşısında iyiden iyiye can ve güvenlik derdine düşmüş olmasına rağmen, toplumun duyarlı kesimlerinde derin endişelere yol açtı. Baraj ve yol yapımları, yeni maden açmalar, çarpık yapılaşma gibi, günümüzde İğneada ve çevresini az tehlike beklemiyor; fakat belirtmek gerekir ki bu tehlikeler arasında bir NES yoktur, çünkü gerçekleşme ihtimali sıfıra yakındır. Elbette ihtiyatı elden bırakmamak, daima teyakkuzda kalmak iyidir ama, İğneada ve Longoz denince içi titreyen insanların hiç değilse NES konusunda gönlü rahat olsun. Şüphesiz, benzer bir gönül rahatlığı, diğer NES adayları Akkuyu ve Sinop için pek mümkün değil. Akkuyu'da maalesef ok yaydan çıkmış olabilir. Sinop içinse kesin bir tahminde bulunmak zor. Ama İğneada'da durum hayli farklıdır. Sağlam zemin, çevresindeki nüfus yoğunluğunun görece düşüklüğü gibi görünürdeki avantajlarına rağmen, o beldenin yakınında kurulacak bir NES'in önünde aşılması güç engeller vardır. İğneada'da termik ve nükleer enerji aleyhine çıkan veya çıkabilecek Danıştay kararlarını bu engeller arasında saymıyorum. Çünkü ülkemizde maalesef hukuki süreçler, geciktirici veya yavaşlatıcı bazı faydalı etkilerine rağmen, canavarca yürüyen ekonomik süreçler karşısında giderek etkisiz kalmaktadır. Sözkonusu temel engellerin başlıcalarını, kısaca şöyle sıralayabilirim: 


1) İğneada, yakınındaki Longoz ormanı ile anılagelmektedir. Sık sık dile getirildiği gibi, İğneada longozu Türkiye'nin doğa harikalarından biridir. O nedenle de halen milli park statüsündedir. Ancak Longoz Istranca ormanlarının çok küçük bir kısmını oluşturur. Oysa Istranca ormanları, yalnız Trakya'nın değil tüm Türkiye'nin az bozulmuş ve bütünlüğünü korumuş ender yeşil örtülerinden biridir. Nitekim bu nedenle, Istrancalar'ın Bulgaristan'a yakın büyücek bir bölümünün Türkiye'nin (Macahel'den sonra) ikinci "biyosfer alam" olarak koruma altına alınması için hâlihazırda çalışmalar yürütülmektedir. Birleşmiş Milletler'den Dünya Bankası'na dek, çeşitli uluslararası kurumlar tarafından bu bölgeye ayrılmış program ve bütçeler vardır. En azından bu kurumlar nezdinde, inşaat mahalli hâlihazırdaki milli park sınırları dışında kalsa dahi, İğneada hinterlandında bir NES kurmanın gerekliliğini savunmak kolay olmayacaktır. 


2) İğneada'da bir NES fikri, yalnız orada yaşayan az sayıda insanı değil, İstanbul'daki geniş bir bilinçli kesimi de ayağa kaldırmaya adaydır, çünkü İğneada'da kurulacak bir NES, yalnız Istrancalar'daki doğal yaşamı değil, tüm Türkiye nüfusunun neredeyse beşte birini barındıran İstanbul'daki beşeri yaşamı da tehdit edebilecek bir tehlike kaynağıdır. Bir kaza durumunda NES'lerden binlerce kilometre öteye radyasyon yayılabileceği tecrübeyle sabit olmakla beraber, bugün mutlak hasarın ilk 300 kilometrelik çember içinde oluşabileceği düşünülmektedir. İstanbul'un (kuş uçuşu) İğneada'dan sadece 120 km uzaklıkta olduğu anımsanırsa, tehlikenin boyutu karşısında endişelenmemek imkânsızdır. 


3) İstanbul gibi bir metropole ilaveten, İğneada'daki bir NES'in rahatsız edeceği ülkeler de vardır. 

Tam burnunun dibinde olması hasebiyle, bunların başında Bulgaristan gelir. Akkuyu projesi, görünürde hemen yakınındaki Suriye'den şiddetli bir tepki çekmemişti. Şimdilerde ise, Suriye'nin Fırat'ın sularını bile gözleyecek hâli yoktur. Ama Bulgaristan'ın durumu farklıdır. Üyesi olduğundan bu yana, tüm Avrupa arkasındadır. Üstelik, gerek Avrupa'nın gerekse kendi iç kamuoyunun baskısıyla kendi NES'ini kapatmış bir ülkedir. Yanıbaşında bir NES'in kurulmasını sessizce seyretmesi beklenemez. 


4) Ne var ki, İğneada'da bir NES kurulmasının önündeki en büyük engel, diğer tüm NES'lerin de önünü kesecek olan maliyet rakamlarında yatmaktadır. Günümüzde nükleer enerji, çevresel maliyeti kolaylıkla ölçülebilir olmadığı ve özenle hesap dışında tutulduğu için, hâlâ en ucuz enerji türü olarak sunulabilmektedir. Fakat güneş enerjisindeki hızlı teknolojik gelişmeler karşısında, nükleer enerjinin görünürdeki bu en ucuz enerji olma avantajım kaybetmesi yakındır. Birim fiyatta güneş enerjisi arayı kapadığı anda, nükleer enerji lobisinin malını satması, daha da önemlisi finansman bulması büsbütün zorlaşacaktır. 


5) Nihayet, Enerji ve Orman bakanlarının konuyla ilgili çelişkili açıklamalarına bakılırsa, 70'li yıllardan beri zaman zaman gündeme gelen İğneada NES'ine ilişkin bu hükümet katında da ciddi bir hazırlık ve irade olmadığı anlaşılıyor. Hoş, öyle bir irade ve azim olsa da farketmez. Çünkü varolan şartlarda İğneada'ya bir NES dayatmak, dışanya tamamen kapalı, otarşik ve faşist bir diktatörlükle mümkündür ancak. Türkiye'de o da olacaksa, hesap değişir tabii. Baraj ve yol yapımları, yeni maden açmalar, çarpık yapılaşma gibi, günümüzde İğneada ve çevresini az tehlike beklemiyor; fakat bu tehlikeler arasında bir NES yoktur, çünkü gerçekleşme ihtimali sıfıra yakındır.



Taraf/Adnan Ekşigil



Haber Görünüm Gazetesi'nde şu şekilde yer aldı...


İğneada’da yaşamın tehlikede olduğunu belirten Hakan Dedeoğlu, " Şurası çok nettir: Nükleer santral bölgedeki ekosisteme geri dönüşsüz zararlar verecektir." dedi.

 

Dedeoğlu şunları söyledi: “Trakya’nın kuzeyinde Karadeniz’imiz, Trakya’nın ve İstanbul’un yaşam pınarı Yıldız Dağları, suları, havası, toprağı, bitki örtüsü, kuşu, kurdu, dünyada sayılı subasar – Longoz Ormanları, endemik türler, kültürel ve antik mirasımız tehdit altındadır. Şurası çok nettir: Nükleer santral bölgedeki ekosisteme geri dönüşsüz zararlar verecektir. Yıllardır, “Cenneti, cehenneme çevirmeyin” şeklindeki uyarılarımız maalesef yeterince dikkate alınmamış olacak ki şu anda gelinen noktadayız. Yol boyunca gördüğümüz tüm bu güzellikler,  birilerinin rantı uğruna feda mı edilecek? Böyle bir mantık olabilir mi?Yüzyıllarca yıllık evrimi sonucunda insanın ulaştığı seviye bu mu? Kişisel ihtiraslar ve çıkarlar adına geri dönüşümü olmayan güzelliklerin yok olmasına bölge halkı ve duyarlı yurttaşlar olarak müsaade etmemeliyiz. Pazar günü dikkatimi çeken bir diğer konu da bölge siyasilerinin duyarlılıkları olmuştur. “Neredeyse hepsi oradaydılar” demek isterdim, ama maalesef bunu söyleyemiyoruz. İğneada halkı ise başına geleceklerin ne yazık ki farkında bile değil! Umarım gerçekler berraklaştığında iş işten geçmiş olmaz. Özellikle de söz konusu topraklarda ikamet eden binlerce insanımızın nefes alırken hissedeceklerini bugünden algılamaları gerekmez mi? Bazı konular vardır, kaybedilmeden kıymeti bilinmez. Nükleerin yok edeceği yaşamsal varlıklar bu konuların başında gelmektedir. Sonuç olarak, bu konu yaşamın sürdürülebilirliğiyle ilgilidir, sağlık konusudur ki sağlık kaybedildiğinde hiçbir şeyin kıymeti kalmamaktadır. Para ve diğer maddi imkanların hükmü biter ve korkarım her şey çözümsüz oluverir, bir gün! Umarım o noktaya gelinmeden bu soruna da çözüm bulabiliriz. Tabii, bunun için önce, uygun irade ortaya konmalıdır.”


Görünüm Gazetesi