Dokuz Eylül Üniversitesi'nden İzmir depremi raporu!

Dokuz Eylül Üniversitesi'nden İzmir depremi raporu!

İzmir'in Seferihisar ilçesinde 30 Ekim saat 14.51'de yaşanan 115 hayatını kaybetmesine sebep olan depremle ilgili Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Deprem Araştırma ve Uygulama Merkezi'ince (DAUM) rapor hazırlandı.


İzmir'in Seferihisar ilçesinde 30 Ekim saat 14.51'de yaşanan 115 hayatını kaybetmesine sebep olan depremle ilgili Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Deprem Araştırma ve Uygulama Merkezi'ince (DAUM) rapor hazırlandı.

Rapor, DEÜ Rektörü Prof. Dr. Nükhet Hotar, DAUM Müdürü Prof. Dr. Hasan Sözbilir ve diğer deprem uzmanlarının katılımıyla rektörlük binasında basın mensuplarıyla paylaşıldı. Anadolu Ajansı'nda yer alan habere göre; Prof. Dr. Hotar, toplantının açılışında yaptığı konuşmada, İzmir'de yaşanan depremin herkesi derinden üzdüğünü dile getirdi.

DEÜ'den hocaların da bu anlamda çalışmalar yürüttüğüne vurgu yapan Nükhet Hotar, "Depremden etkilenen vatandaşlarımıza acil şifalar diliyor, büyük bir fedakarlıkla çalışan ekiplere teşekkür ediyorum" diye konuştu. 

DAUM Müdürü Prof. Dr. Hasan Sözbilir ise fay hatlarının durumu ve hazırladıkları rapora ilişkin açıklamalar yaptı. 

Depremin ardından sahada olduklarını ve önemli gözlemler elde ettiklerine dikkat çeken Sözbilir, "Fayları saniye saniye izleyip, tepkilerini ölçmeye çalışacağız. Gülbahçe ve Tuzla fay hatlarında sıcak suların yüzeye çıkmasında artış var. Bu doğal bir durumdur, yeni bir deprem üreteceği anlamına gelmez" şeklinde konuştu.  

Tsunami ile ilgili de çalışmalar yaptıklarını aktaran Prof. Dr. Sözbilir, "Deprem sonrasında oluşacak tsunami sonrasında insan kayıplarının önüne geçmek için modelleme çalışması yapmak zorundayız. Deprem ile tsunami arasındaki oluşma süresi bize önlem almak için zaman kazandıracaktır. Çünkü gelecekte deniz fayları 7’nin üzerinde deprem ürettiğinde tsunami de üretecektir. Bu nedenle Türkiye Tsunami Projesi’ni çok önemsiyoruz" dedi. 

DEÜ İnşaat Mühendisliği Bölümü Yapı Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Özgür Özçelik ise binaların yapısıyla ilgili açıklamalar yaptı. 

Binaların hangi yıl yapıldığının ve ruhsat alındığı senenin önemine değinen Özçelik, şöyle konuştu: 

"Binaların depreme dayanıklı olmasında malzeme kalitesi, taşıyıcı sistemi, projeye uygun yapılıp yapılmaması, deprem bölgesinde yer alması ve zemin özellikleri çok önemlidir. Bina hasarının yoğunlaştığı Bayraklı’da yapı stoğu çok çeşitlidir. Yıkılan binaları incelediğimizde perde sistemleri yeterince yok. Kolonları yetersiz. Zayıf malzeme, betonun kalitesizliği, donatıların doğru yerleştirilmemesi, yapısal düzensizlikler nedeniyle ağır hasarlar ve yıkılmalar meydana geldi. Özellikle yapım aşamasında kolonların kısaltıldığı görülüyor. Bu da binalarda ani göçmelere neden oluyor. Bilinçsiz tadilat nedeniyle bölme duvarlarının zemin kattan kaldırılması da yıkımların nedenlerinden birini oluşturuyor."

Dünyada artık depreme dayanıklı binalar yerine, can güvenliğini sağlayan yapıların inşa edildiğini belirteren Özçelik, "Depreme dayanıklı bina yapımının maliyeti çok yüksek olduğu için, kontrollü hasarın gerçekleşeceği binalar yapmak zorundayız. Depreme dayanıklı bina yerine depreme dirençli bina yapmak zorundayız" diye konuştu. 

- Rapordan

DAUM uzmanların imzasını taşıyan raporda 30 Ekim saat 14.51’de meydana gelen depremin Kuşadası Körfezi açıklarında, Doğanbey Köyü’nden 23.38 kilometre güneyde Ege Denizi'nde yaşandığı ifade edildi.

Deprem sonrası elde edilen odak mekanizma sonuçlarına göre ana şoktan 9-10 dakika sonra Sığacık körfezi Kaleiçi mevkiinde küçük ölçekli bir tsunami yaşandığı kaydedilen raporda, bu sırada denizin 250 metre içeri girdiği ve 1.5-2 metreye varan tsunami dalgaları olduğu ifade edildi. 

Raporda, bugüne kadar yaşanan depremler incelendiğinde, Türkiye ölçeğinde can ve kayıplarına yol açan ve büyüklüğü 7’ye ulaşan depremlerin 6 yılda bir tekrar ettiği bilindiği belirtildi.

Raporda şu ifadeler yer aldı:

"Bilimsel çalışmalara göre, bu düzeydeki depremlerin, öncelikle sismik boşluk adı verilen fay parçalarında beklendiği, bu fay parçalarının 20 civarında olduğu ve Türkiye’deki değişik illerin yerleşim yerlerinden geçtiği kabul edilmektedir. Bu nedenle, öncelikle söz konusu fay parçalarının içinden geçtiği illerden başlamak üzere, hem karadaki ve hem de deniz altındaki faylara göre, Türkiye’nin 81 ilinde öncelik sırasına göre, deprem senaryolarına dayalı İl Afet Risk Azaltma Planlarının yanı sıra, doğrudan uygulamaya yönelik Deprem Master Planları valilik, AFAD, belediye, üniversite, yerel yönetimler, ilgili kurum ve kuruluşlar, kaymakamlıklar, sivil toplum örgütleri ve halkın da katılımıyla gerçekleştirilecek çalışmalarla yapılması ve uygulamaya konulması gerekmektedir. Toplum olarak deprem konusunda bilinçlendiğimizde, bilimsel veriler ışığında gerekli çalışmaları yaparak, deprem olmadan önce deprem zararlarını azaltmaya yönelik önlemler alabildiğimizde olası bir yıkıcı depremdeki can ve mal kaybı önemli ölçüde azaltılmış olacaktır."

İzmir depremi göz göre göre geldi! 2 üniversiteden dikkat çeken rapor!