Şakirin Camisi,"İlk kadın cami tasarımcısı" unvanını getirdi

Şakirin Camisi, Şakirin Camisi,"İlk kadın cami tasarımcısı" unvanını getirdi

Şakirin Camisi ile "İlk kadın cami tasarımcısı" unvanını alan Zeynep Fadıllıoğlu, "Bu projede, bir çok gence ve insanımıza farklı ilhamlar verebileceğimizi düşünerek, farklı şeyleri düşünmeye sevk edecek ögeleri kullanmaya çalıştık" dedi

Hafta sonu gezilecek 10 proje 3 site!

Şakirin Camisi ile ilgili yürüttüğü çalışmalar hakkında bilgi veren Fadıllıoğlu, projesi mimar Hüsrev Tayla tarafından çizilen caminin, öncelikle malzemelerine karar verdiklerini, cami kubbesini alüminyum kompozitle yaptıklarını, bunun camiye modern bir görünüm kazandırdığını söyledi.

Fadıllıoğlu, şebekeleri büyüttüklerini, aynı alüminyum dökümleri bu bölüme de taşıdıklarını ifade ederek,cami girişine önem verdiklerini, "yaklaşım iyi olsun" diye etrafını sadeleştirdiklerini, yaklaşma merdivenlerini yatık hale getirip genişlettiklerini, kolay çıkımlı ve kabul edici olmasını sağladıklarını kaydetti. Bütün malzemede çağdaş bir renk görünümünde olan Kayseri ve  Ankara  taşını kullandıklarını anlatan Fadıllıoğlu, minareleri 2.5-3 metre kadar uzattıklarını, kapılarda bronz rengi seçtiklerini belirtti.

Fadıllıoğlu, cam üzerine eski sir altı tekniğini uyguladıklarını dile getirerek, "Camiye, yabancı olmayan tekniklerle modern formları götürdük" dedi. Zeynep Fadıllıoğlu, abdest alma yerlerini sadelik içinde, ancak güzel bir şekilde döşediklerini anlattı.

Şadırvanda kainatı simgeleyen "küre"

Fadıllıoğlu, caminin ortasına farklı bir şadırvan yapmak istediklerini, şadırvanın ortasına kainatı simgeleyen bir küre yerleştirdiklerini belirterek, paslanmaz çelikten yapılan ve küçük bir su havuzunun içine yerleştirilen küreyi, William Pye'in tasarladığını, caminin ve minarelerin görüntüsünün, kubbe şeklindeki bu havuz heykelin üzerine düştüğünü bildirdi. Tasarımcı Fadıllıoğlu, avlu revaklarında, sadelik içinde Allah'ın isimlerini ve dekoratif tezhipler kullandıklarını, ince işçiliğe dikkat ettiklerini anlattı. Cami içindeki kubbenin çok güzel olduğunu, ancak kadınlar mahfilinin bu kubbenin görüntüsünü engellediğine dikkati çeken Fadıllıoğlu, kubbenin algılanması için kadınlar mahfilini biraz açtıklarını söyledi.

Zeynep Fadıllıoğlu, kubbenin yazılarının, kendi alanında çok önemli bir hat sanatçısı olan Hüseyin Kutlu ile Topkapı Sarayı başta olmak üzere, bir çok tarihi eserde çalışmalarını sürdüren nakkaş Semih İrteş'in ortaklaşa ürünü olduğunu ifade etti. Fadıllıoğlu, ana kubbenin zemin renginde de Tophane'nin renk tonlarını kullandıklarını anlattı.

"Yağan rahmetin betimlendiği avize"

Klasik camilerde de bulunan çember şeklindeki avize modelini Şakirin Camisi'nde de kullandıklarını vurgulayan Fadıllıoğlu, "Çember şeklindeki avizeler kubbenin yüksekliğinden insancıl boyuta indiriyor ışığı. Ama biz bunu üç çemberi iç içe koyarak yaptık" dedi.

Pleksi, metal, ayna ve cam taşlarının bir arada kullanıldığı avizenin, Orhan Koçan, Nahide Büyükkaymakçı ve Hüseyin Kutlu tarafından yapıldığını, avizede Allah'ın 99 isminin ve Nur Suresi'nin yer aldığına dikkati çeken
Fadıllıoğlu, ışık tasarımlarının da İngiliz sanatçı Arnold Chan tarafından hazırlandığını belirtti. Avizenin üzerindeki su damlası görünümündeki camların, "ibadet eden insanların üzerine yağan rahmeti" simgelediğini kaydeden Fadıllıoğlu, "Özellikle akşam namazında avize üzerindeki Allah yazıları, insanların üzerine akıyor gibi görünüyor" diye konuştu.

İç cephe camlarına Nur Suresi işlendi

Zeynep Fadıllıoğlu, ana kubbe iç cephe camlarında, "Nur Suresi"nin işlendiğini, satır aralarındaki desenlerin sanatçı Orhan Koçan'ın elinden çıktığını bildirdi. Bu tasarımın da kendilerine ait olduğunu, daha önce hiç kullanılmadığını vurgulayan Fadıllıoğlu, ışığın cami içine katmer katmer girdiğini, bunda da İslami bir mana olduğunu dile getirdi.

Fadıllıoğlu, camideki halıların sadeliğine işaret ederek, desen olarak üzerlerinde mihrapların yer aldığını belirtti. Kadınlar mahfilinde de Selçuklu deseninden esinlenerek delikli tül görünümünde balkon korkulukları kullandıklarını anlatan Fadıllıoğlu, bu çalışmanın ışık ve gölge oyunlarıyla gizemli bir görünüme sahip olduğunu söyledi.

Fadıllıoğlu, camiye ayrıca eğitim amaçlı bir ekran, havalandırma ve ısıtma sistemi, kameralı güvenlik sistemi, projeksiyon makinesi, ses düzeni kurulduğunu kaydetti. Caminin projesi ve inşaatında çalışanların dışında, 9 sanatçı ve kendi ekibindeki 18 kişinin yer aldığını belirten Fadıllıoğlu, caminin bir yılı izin süresi olmak üzere 4.5 yılda tamamlandığını bildirdi.

Minberde kainatı temsil edene yapraklar

Zeynep Fadıllıoğlu, Şakirin Camisi'nin minber ve mihrabının da çok farklı özelliklere sahip olduğunu vurguladı. Kubbenin formuna ve caminin şeffaflığına uygun bir mihrap hazırlamaya çalıştıklarını belirten Fadıllıoğlu, Müslümanlar'ın kıbleye bakan kapısı olması sebebiyle mihrabın önemli olduğunu, dokusunda Selçuklu mimarisinden yararlandıklarını ve üzerinde Rumi desenler kullandıklarını anlattı. Fadıllıoğlu, krem renkli ve 12 basamağı olan minberin sağ ve sol yanına, kainatı temsil eden yaprakların konulduğunu ifade ederek, Selçuklu mimarisinin ön plana çıktığı bu minberin tasarımının ise Marmara Üniversitesi Resim Bölümü Başkanı Tayfun Erdoğmuş'a ait olduğunu bildirdi.

Müze, koruma mevzuatına takıldı

Fadıllıoğlu, caminin yanına ayrıca 100 metrekarelik bir alana müze binası inşa ettiklerini, ancak bazı bürokratik nedenlerle bu müzenin açılamadığını belirtti. Gazi ve Gassan Şakir'in, aralarında Hazreti Muhammed'in mezarının örtüsü ile Kabe'nin çeşitli zamanlardaki çeşitli örtülerinin de bulunduğu bir çok tekstil eser satın aldığını kaydeden Fadıllıoğlu, eserleri koruma konusundaki mevzuat nedeniyle, bu eserlerin müzeye getirilemediğini anlattı. Fadıllıoğlu, Semiha Şakir Vakfı'nın bu konuyla ilgili çalışmalarını sürdürdüğünü, bu eserlerin Şakirin Camisi içinde korunması mümkün olmazsa, İslam Eserleri Müzesi'ne bağışlanacağını söyledi.

"Hem büyük bir yük, hem de gurur"

Zeynep Fadıllıoğlu, ekip olarak yurt dışında bir çok projede çalıştıklarını, fakat Şakirin Camisi'nin halka hitap eden bir proje olması nedeniyle çok farklı olduğunu dile getirdi. "Bu projenin çok güzel olması gerekiyordu, İslam'i sembolizminden ayrılmaması gerekiyordu. Her ne kadar yeni olmasını istesem de halkın anlamayacağı, insanlara yabancı gelecek bir şey olmaması gerekiyordu. İlk defa, insanın Allah ile baş başa kalacağı bir mekana imza atıyoruz" diyen Fadıllıoğlu, projenin kendileri açısından hem büyük bir yükü, hem de büyük bir gururu olduğunu belirtti.

Fadıllıoğlu, en iyi işleri bu projeye taşımaya çalıştıklarını belirterek, "Eskiden yapılan bu tür eserlerin arkasında Osmanlı sultanları duruyormuş. Bizim arkamızda da böyle imkanı olan, güzel sanatlara kıymet veren ve yaptıkları işin en iyi şekilde İstanbul halkına sunulması gerektiğine inanan insanların olması, ayrı bir görev yüklüyordu bize" dedi.

"Camilerin içinde büyüdüm"

Fadıllıoğlu, küçükken bir çok cami gezdiğini, adeta camilerin içinde büyüdüğünü ifade ederek, "Cami mimarilerini çok severim. Bu tasarımı yaparken de bir çok cami gezerek, bunlar üzerinde çalıştık" diye konuştu. Aralarında Rüstem Paşa, Sultanahmet, Süleymaniye gibi camilerin de bulunduğu bir çok camiyi gezdiklerini, bu camileri bir daha algıladıklarını, ancak bire bir hiçbir şeyi kullanmadıklarını dile getiren Fadıllıoğlu, ama o
duyguyu yansıttıklarını söyledi. Fadıllıoğlu, şöyle devam etti:"Kendi yaratıcılığımızı, kendi toplumsal tasarım politikamızı oluşturmazsak, başkalarını takip emek zorunda kalacağız. Onun için teşvik etmeye çalıştığımız, yaratıcılık ve farklılık. Kendi değerlerimizinden yola çıkıp, bambaşka şeyler yaratabilirsiniz. Bir şeyin tam tersini yapacaksanız bile kendi kültürünüzü çok derin bilmek zorundasınız. Onun için bu projede çalışırken, bir çok gence ve insanımıza, farklı ilhamlar verebileceğimizi düşünerek yaratıcılık boyutunu açacak, zenginliği fark edilecek, farklı şeyleri düşünmeye sevk edecek ögeleri kullanmaya çalıştık."

"İlk defa bir camiye kadın elinin değmesi gurur veriyor"

Fadıllıoğlu, projeyi dünyada bir caminin tasarımında çalışan ilk kadın olmasının farkındalığı içinde yapmadığını belirterek, projeyi, kendisine verilmiş olan büyük bir görev olarak tanımladı. Fadıllıoğlu, "Proje bizim için büyük bir şanstır. Bu bilinç içinde çalıştık" dedi. Yabancı basından gelen ilgi üzerine, İslami hayat tarzında kadının
yerinin eşitliğinin tam olarak vurgulanmadığını fark ettiğini kaydeden Fadıllıoğlu, "Bir camiye bir kadın elinin değmesi elbette ki gurur veriyor. Bazı gelenekler, bazı alışkanlıklar nedeniyle, kadın çok geride tabi ki. Bu projeyle, farkındalık ve kadının ne kadar önemli olduğuna değiniyorsak bizim için çok kıymetli" diye konuştu. Bu eserin kendisi için "başlangıç" eseri niteliğinde olduğunu belirten Fadıllıoğlu, "Bundan sonra yapacağımız eserde daha iyisini yapmaya çalışacağız. Cemaatin algıları, camiye gitmeleri bize en güzel cevabı veriyor" ifadelerini kullandı.