Tamer Saka: Beton olmadan medeniyet ortamını oluşturamayız!

Tamer Saka: Beton olmadan medeniyet ortamını oluşturamayız! Tamer Saka: Beton olmadan medeniyet ortamını oluşturamayız!

Sabancı Grubu İcra Kurulu Üyesi ve Yapı Grubu Başkanı Tamer Saka, esnekliğin yeni liderliğinin en önemli unsuru olduğunu söylüyor. Kendi uzmanlık alanı olan risk yönetimi ve sektörel işbirliği bunu tamamlıyor.



Tamer Saka, akademik hayatı bırakıp Arthur Andersen'de danışman olarak işe başladıktan sonra 2004'te Sabancı Holding'de Türkiye'nin ilk risk yönetim direktörü olarak görev alıyor. Bunun ardından Kibar Holding'de CEO'luğu üstlenen Tamer, daha sonra döndüğü Sabancı Holding'de iki buçuk senedir icra kurulu üyeliği ve yapı malzemeleri grubunun başkanlığını yapıyor. Saka'nın bu deneyimi, kendisini liderlik konusunda uzman konumuna taşırken, risk konusundaki birikimi ise liderliğin en önemli kriteri konusunda kendisine kulak vermemizi yerinde kılıyor.

Fortune Turkey'den Kerem Özdemir'in haberine göre; Saka’nın konusu olan ara mamul çimento ve bunun nihai ürüne dönüşmüş hali olan beton, “betonlaşma” teriminin sembolik anlamından da anlaşıldığı gibi bahtsız ürünler. Buradaki durumu, “Aracı yanlış kullanmanız aracı yanlış yapmaz. Örneğin, arabayı yanlış kullanırsanız da kaza yaparsınız ama bu arabanın kötü olduğu anlamına gelmez. Betonu estetik ve toplumsal kaygılardan uzak kullanırsanız, beton kötü görünür ama beton öbür taraftan da medeniyeti oluşturur” sözleriyle ortaya koyan Saka, “Bugün üzerinden geçtiğimiz yol, köprü, havaalanı, baraj, içinde yaşadığımız evlerimiz betondan yapılıyor. Beton olmadan bugünkü medeniyet ortamını oluşturmak çok zor. Tabii doğru kullanmak çok önemli. Betonu estetik ve doğru kullanmak, içinde yaşadığımız toplumun dokusu ile uyumlu halde kullanmak önem taşıyor. Burada mühendis ve mimarlarımızın bunları doğru kullanmasını bekliyoruz” diyor.

Dünyada çimento pazarının 4 milyar tonluk hacme sahip olması, bunun yerine çelik veya ahşap gibi bir alternatifin kullanılmasını imkansız hale getiriyor. Bu, COVID-19 sürecinde sıkça karşılaştığımız kısıtlamalara benzeyen bir denge ve betonla yaşamamız gerekiyor. Dolayısıyla doğru kullanma ya da hareket etmenin değeri artıyor. Estetik, toplumsal kaygılar ve çevre, bu doğru hareketin kod sözcüklerini oluşturuyor ancak daha fazlasını bekleyebiliriz. Dışarıdan bakınca anlamak çok kolay değil ama dijitalleşme ve inovasyon, çimento sektöründe ilgi çekici gelişmelere neden oluyor.

Dijitalleşmenin hayatımızı kolaylaştıran, iş yapış şekillerini farklılaştıran ve verimliliği ciddi bir biçimde artıran bir etken olmakla birlikte sanayinin yerine başka bir şey koyma gücüne sahip olmadığının altını çizen Saka, "Akıllı toplumlar bunları doğru şekilde analiz edip hayatlarına doğru şekilde katarlarsa bundan büyük fayda sağlarlar. Biz de sektör olarak konuya böyle bakıyoruz" diyor.

Çimentoda teknoloji ve dijitalleşmenin etkisi, ürüne farklı özellikler katmak kadar sürekli aynı kalitede üretim yapmaya da hizmet ediyor. Çanakkale Köprüsü'ndeki betonun suya dayanıklılıktan esnemeye kadar özelliklerinin çok farklı olmasını sağlayan bu etken, mimari ve mühendislik beklentilerini karşılamaya hizmet ediyor. Nükleer tesislerde kullanılan betonların sızmayı sıfırlayacak şekilde katkı ile üretilmesi ve bunun 100 yıl boyunca geçerli olması gerekiyor. Bunun test edilmesi ayrı bir konu. Sektörde son dönemde daha fazla kullanılmaya başlanan su geçirgenliğine sahip beton ise, daha dikkat çekici bir örnek oluşturuyor. Bunun nedeni, son dönemde yağmur suyunun toprakla buluşması sonucunda sıkça yaşanan seller ve su baskınlarında ortaya çıkan can ve mal kayıpları. Daha fazlasını beklemekten söz ederken, ortaya çıkan yeni ihtiyaçları karşılayan bu tür çözümleri kastediyorum.

Saka, “Suyu geçiren çimento bir müddettir vardı ama sektörde daha yaygın kullanmaya başladık. Yolu betonla yapıyorsunuz ve üzerine yağmur yağdığı zaman suyu emerek aşağıdaki kanallara geçiriyor. Bu şekilde kazaları önlüyorsunuz ve yapılacak fazladan altyapı yatırımlarının önüne geçiliyor. Bunun gibi yenilikleri bütün oyuncularıyla sektör olarak yapmaya çalışıyoruz” diyor. Burada Saka’nın Türkiye Çimento Müstahsilleri Birliği (TCMB) başkanı şapkası öne çıkıyor. Saka, yeni neslin bilmediği müstahsil sözcüğü yerine sanayici sözcüğünü kullanarak birliğin adını Türkiye Çimento Sanayicileri Birliği olarak değiştirdiklerini söylüyor. Bu da çimento sektörü ile ilgili farklı bir inovasyon kabul edilebilir.

Buradaki - dijital ya da analog olsun dönüşüm, ölçülülük ve liderlik gerektiriyor. Yeni normalde liderliğin önemi, liderlikteki değişimi yakalama sineması nedeniyle daha da artıyor. Saka, kendi işlerinde insanların kuruma ve islerine bağlılıkları nedeniyle yurt dışında sürdürmekte oldukları satın alma süreci de dahil olmak üzere bütün işlerinin aksamadan yürüdüğünü gördüklerini söylerken insanları sabah yedide kaldırıp yağmurda çamurda işe getirmek yerine sabah sekiz-sekiz buçukta evlerinden çalışmasını değerlendirdiklerini söylüyor. Buradaki karar ne olursa olsun Saka, ofislerin ciddi biçimde değişerek daha paylaşımlı ve ortak kullanıma açık hale geleceğini ifade ediyor. Saka "2000'li yılların başında çalıştığım şirkette herkesin masası yoktu; dolabı vardı. Geldiğinde bir masaya geçer ve bilgisayarda çalışmaya başlardı. Şimdi telefonları da bilgisayara bağlıyorlar. Böylece bilgisayarın başına oturunca, telefonunuz da bağlanmış oluyor” diyor.

Hem üretimde hem ofis yaşamında gerçekleşen bu büyük değişikliklere liderlik tarafindaki değişimin eşlik etmesi kaçınılmaz. Bu yeni liderin özelliklerini anlamak için anahtar performans kriterlerine (KPI) bakmakta yarar var. Saka “Bence bu dönemde, biraz öncesi ile beraber öne çıkan en önemli özellik esneklik. Şartlar çok hızlı değiştiği için her alanda esnek olabilmemiz gerekiyor. Bu, toplumsal ve ekonomik değişimlere kişiler ve organizasyonlar olarak uyum sağlayabilmek için gerekli. Bence liderin en önemli KPI', yönettiği organizasyonu gözü kulağı açık bir şekilde tutup değişimi zamanında yakalayabilmesi" diyor.

Bunu yapamayan şirketler için çok önemli bir risk söz konusu çünkü ürünlerin başarısız olup şirketlerin ortadan kalkması için geçen süre çok kısalmış durumda. Yeni bir teknolojinin geliştirilmesi bir ürünün yerini -cep telefonlarının fotoğraf makinelerinin almasındaki gibi- başka birinin alması gibi gelişmeler, esnekliği gerektiriyor.
Saka, “Bir taraftan seviniyorum, bir taraftan üzülüyorum ama benim ana konularımdan biri olan risk yönetimi yeni dönemin denklemi olacak. Riski bu anlamda doğru tanımlayabilen, takip eden ve çözümleyebilen liderler ortada olacak ve şirketler de bu reflekslerini geliştirecek. Bu esnekliği sağlayabilmeniz için neyin geldiğini görebilmeniz ve bunu görebilmek için de risk yönetimi lazım" diyor. Riski anlamadan bir sonraki adımı öngörmek mümkün değil ve olduktan sonra bir şeyi yönetmeye çalışmak da tanım itibariyle risk yönetimi değil, kriz yönetimi oluyor ve krize girmek anlamını taşıyor.

Bir diğer önemli nokta ise, şirketlerin temel iş alanlarında herşeyi kendilerinin yapmaları yerine sektörel işbirliklerinin ortaya çıkması. Bu nedenle liderliğin de bu modele hizmet etmesi gerekecek. Saka, “Herkesin işin bir ucundan tutması ile risklerin azaltılmaya çalışıldığı bir iş ortamı göreceğiz. Klasik biçimde herkesi satın alarak büyüyeyim yaklaşımı o kadar etkili olmayacak. Düne kadar global şirket olmak iyiydi; bugün bu sorgulanıyor. Global bir şirket olunca birden bire çöküyorsunuz çünkü sistem bu tür krizleri tanımlamamış” diyor.
Saka risklerden bahsederken, Çin alfabesinde risk ile firsatın aynı karakter ile simgelenmesi ifadesi akla geliyor. Saka, firsatın ana unsurunun insan olduğu bir liderlik modelini ortaya koyuyor.