Yapısal oluşumu etkileyen en önemi unsur imar planı ve rant!

Yapısal oluşumu etkileyen en önemi unsur imar planı ve rant!



Mimarlar Odası Malatya Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Şahin, günümüzde, yapısal oluşumu etkileyen en önemi unsurun imar planı ve rant olduğunu dile getirerek, "Estetik kaygılar ekonomik çıkarlara göre şekilleniyor" dedi


Eski yapıların varlığı, onların korunması, kentsel dönüşüm projelerinin değerlendirilmesi hakkında görüşünü aldığımız Mimarlar Odası Malatya Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Şahin, günümüzde, yapısal oluşumu etkileyen en önemi unsurun imar planı ve rant olduğunu dile getirerek, "Estetik kaygılar ekonomik çıkarlara göre şekilleniyor" dedi


Kısaca kendinizi tanıtır mısınız? 

Ben Ahmet Şahin, 1982 Malatya merkez doğumluyum. 2005 yılından beri serbest mimarlık hizmeti yürütmekteyim. 2014'ün şubat ayında Mimarlar Odası Malatya Şubesinin Yönetim Kurulu seçilerek yönetim kurulu üyelerinden, Yönetim Kurulu Başkanı olarak görevime devam etmekteyim. 

Evliyim ve 3 çocuk babasıyım. 


Malatya 'da yapıları değerlendirirseniz neler söyleyebilirsiniz? 

Öncelikle bir şehrin mimari anlamda şekil kazanması birçok faktöre bağlı olarak değişir. 

Geçmişte yapılan çevrenin oluşumunu gerektiren faktörler şuanda yaşadığımız zamanın gerekliliğine göre değişiklikler gösterebilir. Yapısal çevrenin oluşumunda geçmişte iklim şartları, inşaat malzemeleri, inşaat malzemelerin alternatifi yani kısıtlı olması, örf ve adetlerin de etkili oluyor. Günümüzde ise, yapısal oluşumu etkileyen en önemi unsur imar planı ve rant olduğunu düşünüyorum. Rant derken artan nüfusa yönelik yapılan üretimle birlikte, ekonomik değerin çokluğuna bağlı olarak estetik kaygının çok olduğunu belirtmek isterim. 

Bu konuyu biraz daha açacak olursak Malatya'nın eski mimari dokusunu incelediğimizde şehir merkezindeki mimari estetik kaygısını Çavuşoğlu mahallesinde, hidayet mahallesinde, Tecde'de, Yeşilyurt'ta, Arapgir'de Darende'de ve bütün yurtta bu görmek mümkün. Günümüzde bu durum daha farklı, ilçelerdeki estetik kaygıyı bırakın şehir içinde de, şehri ortadan ikiye bölen çevre yolunun üstü ile altı arasındaki yapısal çevrenin oluşumunda da farklılıklar gözleniyor. Bunun da ranta dayalı olduğunu düşünüyorum. Çünkü ekonomik değer açısından bir bölgenin değeri daha fazla, diğer bölgenin düşük. Bu noktada yaptırımcı da estetik kaygıyı ekonomik kazanımlarına göre düşünüyor. 

Dolayısıyla çevreler oluşurken bir muhit güzelken, bir başka muhit estetik kaygısı olmayan yapılar olarak karşımıza çıkıyor. 


Yapılan kentsel dönüşüm projelerinin, faydaları ve zararları hakkındaki düşünceleriniz nelerdir? 

Kentsel dönüşüm projeleri, depreme karşı yapıların üretilmesi söz konusu olarak ortaya çıkan 6306 sayılı kentsel dönüşüm kanununa göre yapılıyor. Ülkemizde çeşitli illerde uygulanmaktadır. Malatya'mızda da uygulanmakta. 4 etap şeklinde başlamıştı, Malatya da Beydağ'ı Yamaç Mahallesi'nden başlamak üzere. Beydağ'ı Yamaç Mahallesi'nin önceki durumunu biz çok iyi biliyoruz. Malatya'da dar caddelerin olduğu, kerpiç evlerin olduğu, depreme karşı dayanıksız yapıların olduğu, sosyal donatıların ve yolların kısıtlı olduğu bir bölgeydi. Ebette ki buranın dönüştürülmesi gerekiyordu. Buda Çevre Ve Şehircilik Bakanlığı'nın 6306 sayılı kanunla afet riski altındaki alanların dönüştürülmesi hakkındaki kanunun lS.maddesi gereğince belediyeler bu alanları kamulaştırıp insanların daha güvenli bir ortamda daha sağlam bir yapıda yaşamasına imkân sağlayan bir proje olarak başladı. Hükümetimizin bu konuyla ilgili en önemli projelerinden bir tanesi 17 Ağustos 1999 Depremi ile birlikte ortaya çıktı. Bu bağlamda 99 depremi, yani milat diyebileceğimiz bir tarihten sonra Çevre Ve Şehircilik Bakanlığı depreme karşı dayanıklılık, yani deprem yönetmeliğindeki değişiklikle daha uzun ömürlü, daha kalıcı, bilimsel verilere dayalı oluşturulması için yönetmelikler kanunlar çıkarıldı. 

Bu çerçevede bütün binalar, yapılar üretilmeye başlandı. Bildiğim kadarıyla Türkiye'de 99' dan dan önce yapılmış olan 13 milyon konut olduğunu biliyoruz. Bunlar deprem riski taşıyan yapılar. 

Hükümetimizin de 2023 hedefleri doğrultusunda bu 13 milyon tane konutun hiç olmazsa 6.5 milyon yani yarısını dönüştürebilme hedefi olduğunu biliyorum. 

Bu açıdan büyük bir çalışma içerisindeler. Bu bizim açımızdan sevindirici, vatandaşlarımızın sağlığı, güvenliği, onların yaşam kalitesinin oluşturulması açısından önemli bir konu. Bu bağlamda kentsel dönüşüm projelerini biz meslektaşlarımız adına destekliyoruz. Ancak dönüşüm projelerinin bu faydalarından bahsettikten sonra kentimize ve bize olan zararlarından da bahsetmek gerekiyor. 

Bunlardan kısaca bahsedecek olursak, evvela alanlardaki beton yapılaşmasının eskiye nazaran yani yıkımın yapıldığı alana göre çok çok fazla olduğunu görüyoruz. Bu şu demek oluyor, bu projelerin finansmanı kâr amaçlı olarak yoğunlukların arttırıp bir kısmını da satışa çıkarıp o sattıkları daireler üzerinden, halk sahiplerine yıkmış olduğu evlerini geri iade etmek manasına geliyor. Buda şu demek oluyor. Hakkından fazla yapısal alanlarının oluşmasına neden oluyor. Dolayısıyla çevrede görüntü kirliliği ile birlikte, sera gazının artmasına neden oluyor. 


Beydağ'ı yamaçlarında da rüzgâr akımının önü kesiliyor. Buda bizim kentsel dönüşümümüzün başarısız yönlerinden olarak görülüyor. Zaten Cumhurbaşkanı'mız da, Başbakan'ımız da geçtiğimiz günlerde bu konula ilgili, Çevre Ve Şehircilik Bakanlığı kendi projelerini revize etmeye başladılar. Yüksek katları yani dikey de yapılaşma yerine yatayda yapılaşmanın doğru olduğunu tavsiye ederek kentsel dönüşüm projeleri uygulayın diye tavsiye kararları aldılar. Ancak uygulanıyor mu? Orası tartışılır. 

Çünkü ekonomik kaygılar ön plana çıkıyor. Bu anlamda şehrin kültürel ögeleriyle yapıların Kentsel Dönüşüm Projesi' nin yamaç mahallesinde kültürel bağlarının olmadığını düşünüyoruz. Mesela  Ankara  ki Toplu Konut İdaresi' nin herhangi bir projesi, Malatya'da da uygulanabiliyor. Kültürümüze uyuşup uyuşmaması dikkate alınmadan, bu projelerin yapıldığını görüyoruz. Bunlar da kentsel dönüşüm projelerinin dez avantajlarından. 


Kentsel Dönüşüm Projesi olarak yeşil alanların azalması, beton yığınlarının çoğalması konusunda neler dersiniz? 

Kentsel dönüşüme bağlı olarak yeşil alanların azaldığını söyleyebiliriz. Nitekim inşaat yapmak gerçekten başta çok büyük yeşil kuşaklarda büyük tahribatlara neden olabiliyor. Çünkü bir inşaat çevresini de etkiliyor. Sert zemin uygulamaları, malzeme nakliyesi getirip, götürmeleri bu inşaatın oturduğu alanları etkiliyor. Bunları organize etmek için mutlaka önündeki engelleri kaldırmak zorunda kalıyorsunuz. Bu da dolayısıyla oluşmuş yeşil alanların tahrip olmasına neden oluyor. Ayrıca yapı yoğunluğunun artması, beton alanlarının fazlalaşması yine yeşil alanların ciddi manada azalmasına neden oluyor. Örnek olarak Malatya ilinde Tecde' nin güzelim yamaçlarındaki yeşil doğanın ne kadar tahrip olduğunu görüyoruz. Yerine yenileri yapılıyor ama bir ağacın yetişmesi 30-35 yılı alıyor. Ağaçlar çok kolay yetişmiyor. Dolayısıyla çevreye yapılaşmanın büyük zararlar verdiğini düşünüyorum. 


Var olan eski yapıların varlığı ile ilgili neler söylenebilir, eski yapıların korunması ile ilgili düşüncelerinizi aktarabilir misiniz? 

Şehir merkezi ve ilçelerimizin eski yapılaşması ahşap ve kerpiç üzerineydi. Tek katlıydı. Zamanla malzeme alternatiflerinin çoğalması ile bu kerpiç evler ve tek katlı yapılar artan nüfusa bağlı olarak terk edilmesine sebebiyet verdi. Şehir merkezinde zaten kısıtlı sayıda olan eski kerpiç yapılarımız ilçelerde halen mevcut. Dolayısıyla herhangi bir deprem söz konusu olduğu zaman bu binaların eski yapı olmasından dolayı tahrip olup yeniden gündeme geldiğini görüyoruz. Yazıhan'daki deprem normalde çok ciddi bir deprem değil, ama depreme karşı dayanıklı olmayan yapıların varlığı ile bu bölgede depremden etkilenmenin çok yüksek olduğunu görüyoruz. Hekimhan'daki deprem için de aynısını söyleyebiliriz. Depremden sonra oralarda bulunan kerpiç evler zarar görmüş olabilir. Bununla ilgili gerek yerel yönetimler, gerek Çevre Ve Şehircilik Bakanlığı bu evlerdeki araştırmalarını tam olarak yapmaları gerek. Ondan sonra gerçekten de depreme karşı bu yapılar dayanıksız yapılar ise, buralarda oturan insanların başka konutlara, başka evlere taşınması gerek. Çünkü insan hayatı nitekim çok önemli ama kültürümüzün yaşaması, evlerin kalıcı olması da çok önemli. Bu kerpiç evler, bizim kültürümüze ait bir unsur, bu nedenle kerpiç yapıların yaşatılması gerektiğini düşünüyorum. 

Depremden sonra oralarda bulunan kerpiç evler zarar görmüş olabilir. Bununla ilgili gerek yerel yönetimler, gerek Çevre Ve Şehircilik Bakanlığı bu evlerdeki araştırmalarını tam olarak yapmaları gerek. Ondan sonra gerçekten de depreme karşı bu yapılar dayanıksız yapılar ise, buralarda oturan insanların başka konutlara, başka evlere taşınması gerek. Çünkü insan hayatı nitekim çok önemli ama kültürümüzün yaşaması evlerin kalıcı olması da çok önemli. Kerpiç yapılarla ilgili çok ciddi manada çalışmalar yapılıp, depreme karşı dayanıklı kerpiç yapıların üretilmesi için, tek katlı eski kültürlerimizi yansıtan Malatya evlerimizi yapmaları gerektiğini düşünüyorum. Olası bir depremde zarar görecek yapılardan, insanların çıkarılıp başka konutlara taşınması gerekiyor ve bu konuda hükümet üstüne düşen görevi yerine getirmeli. 


Son olarak engelli vatandaşların, erişebilirliği ile ilgili yapılan çalışmalar için neler diyebilirsiniz? 

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı' nin oluşturmuş olduğu İmar Yönetmeliği' nde, engellerin erişebilirliği için gerekli olan yönetmelikler hazırlanmış ve şuan tam manasıyla engellilerin erişebildiği yapıların fonksiyonunu yerine getirdiğini çok iyi biliyoruz. Kamuya ait yapılara da ulaşabilirlik için çalışmalar yapıldı, rampalar düzenlendi, engelli asansörleri vs. konuldu. Yönetmeliler bu konuyla ilgili engelleri ortadan kaldırmaya yönelik ciddi çalışmalar yapıyor. Tabi tam manasıyla her şeyin eksiksiz olduğu söylenemez. Ama engelli vatandaşlarımız hayatlarını rahat devam ettirebilecekleri bir çevre oluşturmak için daha çok çalışılabilir. 


Malatya Sonsöz