Adalar'da 700 kaçak yapı var!

Adalar'da 700 kaçak yapı var! Adalar'da 700 kaçak yapı var!

Sit alanı olmasına rağmen üç adada 700 adet yıkılması gereken kaçak yapı var. Yıllardır çıkar ilişkileri sayesinde yıkılamamış. Ancak, Ada Belediye Başkanı Farsakoğlu, önümüzdeki yıllar için bu rant hastalığını yenmekte kararlı


Yerel seçimlerde İstanbul'un çevresindeki Büyükada, Heybeliada, Burgaz Ada, Kınalıada, Sivriada, Yassıada, Sedef Adası, Yassıada ve Kaşıkadası'ndan oluşan 9 adanın belediye başkanlığı AKP'den CHP'ye geçti. Eski kaymakam, öğretim üyesi Dr. Mustafa Farsakoğlu, 10 yıl belediye başkanlığı yapan Coşkun Özden'den görevi devraldı.

Farsakoğlu göreve geldiği andan itibaren yeni bir değişim rüzgarı başlattı. Şeffaflaşma... Mal varlığını billboardlarla ilan etti. Meclis toplantılarını ise halka açık olarak yapmaya başladı. Bu kapsamda meclis toplantıları her hafta bir adada yapılıyor. Temmuz ayının ilk toplantısı da Burgaz Ada'da yapıldı.
Son altı yıldır Burgaz Ada'da yaşayan bir ada sakini olarak toplantıya ben de katıldım. Çünkü İstanbul'un hemen yanı başında nefes alınabilecek tek alan olan adalarda bir süredir "rant" hastalığının yarattığı kirlenmeyi görmemek mümkün değil. Kayıtdışı, kara ekonomi harekete geçmiş durumda, bir yandan şezlong, bir yandan bisiklet terörü yaşanıyor.
 
Adaya mafya da girdi
Belindeki silaha güvenen, ruhsatsız işyerini hiç korkmadan açıyor, genişletiyor. Üstelik bu cafe adı verilen ruhsatsız ticarethaneler belediyenin zabıtalarını, polisleri ağırlıyor...
Adanın simge edebiyatçısı Sait Faik'le anılan Kalpazankaya'ya ise halk artık bilet kesilerek alınıyor.
Adalar 1984'ten beri sit alanı... 1657 tescilli, 628 adet de tescil için sırada bekleyen binaya sahip. Yani konut stokunun üçte biri eski eser.

Sit alanı olmasına rağmen üç adada 700 adet yıkılması gereken kaçak yapı var. Yıllardır çıkar ilişkileri sayesinde yıkılamamış. 2001'den beri dosyalar o kurumdan bu kuruma gezerken yapılar da devasa boyutlara ulaşmış. Yağmacılık o boyutta ki Belediye Meclisi Üyelerinin yakınlarına ait ruhsatsız işyerleri var.
Başkan, "Bisikletçiler sorun, faytonlar ciddi sorun, şezlong ve bisiklet mafyası olduğu söyleniyor, orman alanları işgal edilmiş, kaçak yapılar var" sözleriyle özetliyor sorunlarını. Bu sorunlar için paslanmış sorunlar diyor ve yaratılan düzeni "yağma düzeni" olarak tanımlıyor.
 
Sponsorlarla gelir yaratacak
Farsakoğlu'na göre sorunların kökeninde yaz ve kış nüfusu arasındaki ciddi farklılık yatıyor. "Biz bütçeden 14 bin nüfusa göre yararlanıyoruz. Oysa yazın ada nüfusu 150 bini buluyor" diyen Farsakoğlu, şunları ekliyor: "Bütçeden aldığımız pay 5 milyon TL civarında. Oysa borcumuz 25 milyon TL. Personel giderlerini ödeyemeyecek durumdayız."

Bu arada İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin vermesi gereken hizmetleri de kestiğini söyleyen Farsakoğlu, "Çöp gemilerinin bakımını yapmak zorundalar, yapmıyorlar. Protokole uymuyorlar. Sorun çıkarıyorlar. Keyfi yönetim olmaz. Belediye, çiftlik, özel şirket değildir. Görevi neyse onu yapmalıdır" diyor.
Başkanlığının dördüncü ayında Farsakoğlu, bu yılı "rant simsarlarına" kaptırdığını "Uzun süredir oluşmuş sorunlar bir anda çözüme kavuşmaz. Yürütemeyeceğimiz kararları almamızın anlamı yok. Bu yıl kimseyi mağdur etmeyeceğiz" sözleriyle kabul ediyor.

Ama bundan sonrası için kararlı. Yeni bir yerel yönetim modeli oluşturacak. 1/1000 planlar oluşturularak yapılaşmayı kurallara bağlayacak. Ruhsatsız, kaçak yapılara karşı hukuku öne çıkaracak.
Kaynak yaratmak içinde önce adalarda ikametgâhı olanların nüfus kayıtlarını buraya aldırmalarını istiyor. Bu da 22 bin civarında konut ve 60 binin üstünde kişi ediyor.

Hukukdışı yolları savunanlara kendi partisinden bile olsa göz yummayacağını söylüyor. Eski yağma düzenini sürdürmeyeceğini vurguluyor ve ekliyor: "2010'dan sonra mazeret üretmeyeceğiz. Tehditlerden korkmayacağız. Kangren olan uzvu kesmek gerekir."

Adalar dünya mirası. Sait Faik'ten Hüseyin Rahmi'ye, Troçki'den İnönü'ye yüzlerce sanatçı, politikacı ve aydına ya kucak açmış. Küçücük bir plan oynamasıyla trilyonlar kazananların ise gözü miras dinlemiyor. Gözlerini para hırsı bürümüş olanlar için doğa, çevre anlam ifade etmiyor.
Bir Burgaz Adalı "Adalar şiirini yitirdi" sözleriyle katliamı anlatıyor. Umarım Farsakoğlu, bu ilk günlerdeki heyecanını yitirmez. Tehditleri değil adaların şiirini dinler...
 
Her dört kişiden biri rüşvet verilebilir diyor
Başkan Farsakoğlu adalardaki kayıtdışılığı "yağma düzeni" olarak tanımlıyor. Aslında yağma düzeni Türkiye'nin her yerinde etkin. Rüşvet, kayıtdışı, suistimal artık hayatın gerçeği olmuş.
İşte geçen hafta uluslararası danışmanlık ve denetim şirketi KPMG Türkiye, Suistimal Önleme ve İnceleme Bölümü GfK'yla birlikte açıkladığı araştırmada bu gerçekleri çarpıcı bir biçimde ortaya koyuyor.
"Yöneticilerin Bakış Açısı ile Türkiye'de Suistimal: Riskler, Etkiler ve Alınması Gereken Dersler" araştırmasına göre Türkiye'deki 146 şirketin yöneticilerinin yüzde 93'ü "Türkiye'de suistimal var" görüşünde birleşiyor. Katılanların yüzde 81'i, "Çalışma yaşamımda en az bir kez suistimal vakasıyla karşılaştım" derken en fazla suistimalin olduğu sektör yüzde 88'le inşaat oluyor.

İnşaatı, yüzde 84'le finans, yüzde 82'yle sağlık, yüzde 73'le de ilaç ve gayrimenkul sektörü izliyor. Bu arada 146 şirket yöneticisinden yüzde 21'i de "Şirketinizin rüşvet, bahşiş, destek ödenmesi veya hediye verilmesi konusundaki tavrı nedir?" sorusuna, "Sadece zorunlu hallerde kabul edilir" yanıtı veriyor. Yüzde 7'si ise, "Rüşvet, iş yapabilmenin maliyetidir" diyor. Böylece Türk iş dünyasında bir anlamda her dört kişiden biri "rüşvet verilebilir ve de alınabilir" diyor.

Araştırmaya göre, Türkiye'de rüşvetin iş dünyasında kullanıldığını belirtenlerin oranı yüzde 88'i bulurken ikiyüzlülüğümüz de şu sonuçla ortaya çıkıyor: Katılımcıların yüzde 72'si, "Şirketimde rüşvete hiç tolerans göstermem" diyor.
Jale Özgentürk /Referans