Ahmet Misbah Demircan: Beyoğlu'nda asla eski uygulamaya dönülmeyecek!

Ahmet Misbah Demircan: Beyoğlu'nda asla eski uygulamaya dönülmeyecek! Ahmet Misbah Demircan: Beyoğlu'nda asla eski uygulamaya dönülmeyecek!

Ahmet Misbah Demircan ile yaptığım söyleşi tam 2 gün sürdü. Onu izlerken aklıma L. Johnson'un şu lafı takıldı. Demiş ki ABD'yi bir vakitler 5 yıl yöneten adam: “Ne zaman bu ülkenin başkanlığının zor ve stresli bir iş olduğunu düşünsem, belediye başkanı ol



 

Aslında bazı önyargılarım vardı Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan ile karşılaşmadan ön ce. Ne zaman ki birlikte semtin arka sokaklarını dolaşmaya başladık, oy almadığı mahallerde bile insanların, özellikle kadın ve çocukların ona karşı tavrına tanık oldum. Sonra hakkındaki en yaygın suçlama geldi aklıma. Hayır, içkili yerlere karşı değildi ama mekânların ölçüsüzlüğüne bir son vermek istiyordu.    Bazı resimler ve belgeler gösterdi; gazeteci yanımı bir kenara bırakalım, mekân işletmecisi olarak hak vermedim diyemem. Uzun lafın kısası, bu 2 günlük röportaj yolculuğunda idealist genç bir insanın belediye başkanı olarak portresini çıkarmaya çalıştım. Umarım beğenirsiniz.    - Aslında biraz sizi tanımak istiyorum Sayın Başkan. Özel yaşamınız kapalı kutu. Varsa yoksa Beyoğlu. Onun dışında in misiniz, cin misiniz bilen yok. 9 çocuklu bir aileden geliyorsunuz. Maşallah 3’üncü çocuğa da sahip oldunuz. Gelecek mi deva mı  Kader kısmet bilemiyorum ama bu tekne kazıntısı Neval, sabahlara kadar sallattırıyor bize kendini. Evde başkanlık falan da yok. O yüzden Ferda ile beraber sallıyoruz durmadan.    - Galiba daha bu yaştan yoruyor sizi.  İyi büyüyor ama dediğin gibi şu günlerde hepimiz çok yorgunuz. İlk ay gazı vardı, çok ağladı.    - Ama çocuklarınızdan bahsedince gözleriniz parlıyor.  Gerçekten parlıyor. Çok çocuklu bir ailede büyüdüğüm için biliyorum. Her çocuk özel ilgi bekler. Evde çok çocuk olunca dolayısıyla ilgi dağılır. Bu durum çocuklukta dezavantaj gibi görünse de onlar büyüyünce avantaja dönüşür.    - Ev yaşamı nasıl geçiyor Mesela alışverişe siz çıkar mısınız  Yarı yarıya yaparız. Ağırlık Ferda’dadır ama özellikle meyveleri ben alırım çünkü meyveye çok meraklıyım...    - Peki yemek konusuna gelirsek Arada bir mutfağa girip yemek yapar mısınız  Yemek işini pek beceremem. Kendim yapmasam da hafta sonları balıkçıya uğrayıp balıkları seçmekten, onları temizletip kızarttırmaktan çok zevk alırım. Misafir ağırlamayı da çok severim.    - Yemek yapmıyorsunuz ama koordinasyonu sağlıyorsunuz bir nevi.  E tabii. Küçükken babamın çok gelen gideni olurdu. Onlara ben hizmet ederdim. Sonra serde turizmcilik var. Hizmet sektöründen geliyoruz.    - Yine de “Mutfağa girmem abi” diyorsunuz. Ferda Hanım ortalığı dağıtacaksınız diye izin vermiyor olabilir mi  Valla bugüne kadar hiç düşünmemiştim. Belkide gerçek sebep o.    - En sevdiğiniz yemeği sorsam  Yemek seçmem ama eşimin yaptığı ıspanağın yeri ayrıdır. Çocukluğumdan beri severim ıspanağı.    - Peki ya Rize yemekleri  Lahana dolmasına bayılırım. Annem öyle bir lahana yapar ki tadına doyum olmaz. Kayınvalidem de çok iyi kabak tatlısı yapar.   "FERDA'NIN HABERİ YOKKEN ONU İZLİYORDUM" - Herkese mavi boncuk vermekte üstünüze yok. Eşiniz, anne, kayınvalide... Okurlarsa bu röportajı hepsi memnun olacak.  Ne yapalım işimiz mutlu etmek.    - Eşinizle tanışma hikâyeniz de çok ilginçmiş...  Bizimki aslında uzun öykü. Daha Ferda’nın haberi yokken ben onu izliyordum.    - Nasıl yani Ben ailelerinizin tanıştığını zannediyordum.  Onlar çok eskiden tanışıyorlardı. Rize’den aynı köyden gelmişler İstanbul’a.    - Ama siz Kasımpaşa’da doğdunuz.  Öyle de, babalarımız dostluğu burada da sürdürmüşler.    - Ferda Hanım’ı ilk ne zaman gördünüz  Dayısı bizim komşumuzdu. İlk kez onun evine geldiği gün gördüm.    - Yıldırım aşkı mı  Pek sayılmaz, çünkü tanışmamız çok uzun sürdü.    - Neden  Onu yakından tanımaya çalıştım. İnanmazsın belki ama 2 yıl peşinde koştum. Bulunduğu ortamlara girmeye çalıştım.    - Bir dedektif gibi izliyorsunuz. Aileler tanışıyor, onlardan yardım isteseydiniz.  Sonunda öyle yaptım tabii. Dayısıyla konuştum. Babam ailesini görmeye gitti...    - Siz evlenmeyi kafaya koymuşsunuz. Resmen kızı istetiyorsunuz...  Kafaya koydum ama sonuç belli değil. Ferda daha beni hiç tanımıyor. Sonunda bir randevu ayarlandı. Yeşilköy’de Çınar Otel’de buluşacağız.    - Herhalde çok heyecanlanmışsınızdır giderken. Ferda Hanım’ı etkileyebilmek için o güne özel kıyafetler filan alındı mı Yeni bir takım, gösterişli bir kravat  Yok. Ben neysem oyum. Üzerimde her zamanki deri ceketim vardı, öyle gittim.    - “Beni olduğum gibi sev” diyorsunuz...  Biriyle hayatınızı birleştirmeye karar verdiğiniz zaman ilk günden samimi olmazsanız o ilişki yürümez.    - Kaç yaşlarındaydınız o zamanlar  Ben 29, Ferda 22.    - Peki sizi ilk gördüğünde ne hissetmiş Tahminleri doğru çıkmış mı  Yok canım. O göbekli, orta yaşlı birini bekliyormuş. Beni görünce şaşırdı tabii. İki ay sonra da nişanlandık.    - Deri ceket işe yaramış demek. Allah daha uzun seneler mesut etsin. Çok şık giyiniyorsunuz. Eşinizin zevki mi  Tabii Ferda’nın da katkısı vardır ama ben alırım her şeyi. Çocukluktan beri kendim için alışverişi severim. Bir anlamda hobim. Çevremdekileri de giydirmekten hoşlanırım. Mesela çocukların giyeceklerinide çoraplarına kadar tepeden tırnağa seçerim. Ferda’ya başörtüsü ve ayakkabı hediye almakda ayrı bir keyfim.   "EŞYA OYNASA FARK EDERİM" - Çok detaycısınız... Takıntılarınız var mı  “Takıntı” demeyelim de... Mesela bir sorun çıkarsa onu çözünceye kadar aklımdan çıkaramam.    - Sağlık konusunda  O konuda da biraz hassasım. Mesela bir sivilce mi çıktı çocuklardan birinde. Sonuna kadar giderim. Büyütürüm yani.    - O zaman şöyle sorayım; evde mi, yoksa Beyoğlu’nda mı daha detaycısınız  İnan her ikisinde de aynı. Evde bir eşyanın yeri oynasa, sokakta bir binanın boyası değişse hemen fark ederim.    - Allah Ferda Hanım’a kolaylık versin. Biraz da siyasi yaşamınızın başına dönmek istiyorum. Politikayla tanışmanız nasıl oldu  İnanır mısın İzzet daha 13-14 yaşındayken tuttuğum günlüklerde bir gün siyasete atılırsam “Şunu şunu yapacağım” diye yazar.    - Demek o yıllarda koymuşunuz kafanıza bu işi.  Hem de nasıl. Ama her şeyin bir vakti var. Tayyip Bey bizim için o ortamdı. Ondan evvel “Siyaset yapacağız” diye düşünmezdik.    - Kim aracı oldu tanışmanıza Tayyip Bey’le  Zaten çocukluğumdan beri tanıyordum Sayın Başbakan’ı.    - Siz de hem Rizeli, hem Kasımpaşalısınız. Belki kader böyle yazmış.  Belki de... Aileler de birbirlerini tanıyor. Amcalar, dedeler... Ruh dünyasında siz de hazırsanız, fırsat geliyor.    - Sizi arayıp bazı talimatlar verdiği oluyor mu Sayın Başbakan’ın, “Şurayı şöyle yap, burayı böyle yap” diye  Kasımpaşa’da Fen İşleri garajımız var. Arkasında da tarihi su terazisi. Su terazisi ve çevresi açılsın diye arzu ediyordu. Uzun zaman yer bulamadık. Sonra ben orayı kaldırdım. Geçerken görmüş. “Yıkmışsın orayı” dedi. Bir an anlayamadım. Sonra “köşe başı” deyince durumu fark ettim... “Evet efendim, çok güzel oldu” dedim. Vatandaşın mutlu olabileceği bütün stratejileri o öğretti bize.   "EMEK SİNEMASI ÖNEMLİ MEKÂNLARDAN BİRİ" - Bir de Emek Sineması vakası var.  Emek Sineması’yla Beyoğlu Belediyesi’nin tek ilişkisi, bir an önce hayata başlamasını istemek, bunun için elimizden geleni yapmaktan ibaret. Beyoğlu adeta bir müze şehir. Emek Sineması bu müzedeki önemli mekânlardan biri.    - Masa operasyonlarına dönersek, bundan sonra ne olacak  Sokak işgaliyeleri konusunda kararımız nihaidir. Yani yeni bir düzenleme beklemeyin, olmayacak.    - Ya eski uygulama...  Asla eski uygulamaya dönülmeyecek. Sadece şunu diyebilirim; şartları uygun mekânların açık havadan faydalanması için istismar edilemeyecek formüller üzerinde çalışıyoruz. Şartları uygun olmayanlar ruhsat sınırları içinde yaşamlarını devam ettirecek.    - Bütün bunları gerçekleştirirken size gelen şikâyetlerden söz etmiştiniz. Bu konuda nasıl bir mekanizma çalışıyor  Belediye olarak geliştirdiğimiz bir halkla ilişkiler modeli var. Biz buna “Vatandaş Başkan” diyoruz. Vatandaşlarımız çok farklı mekanizmalarla şikâyet ve önerilerini bize iletiyor. Onların ulaştırdıklarından talimat niteliği taşıyanları, kurduğumuz sistem bir iş emrine dönüştürüyor. Web sitemiz de Alo Beyoğlu hattımız da, belediye binasındaki resepsiyonumuz da bu esasla çalışıyor. Bir de teknolojiyi kullanmayan ya da kullanamayan, binamıza kadar gelemeyenlerin periyodik olarak ayağına giden bir ekibimiz var.   "SANKİ RUHSATLARI E.T. VERİYOR" - Herhalde bıkmışsınızdır ama bir kez de ben sormak istiyorum. Beyoğlu Asmalımescit’te gündem olan masa olayları hakkındaki yorumunuz.  Gündem olmamız, son zamanlara has bir durum değil. Beyoğlu tüm zamanlarda gündemdir.    - Masa uygulamanız nedeniyle oluşan gündemi soruyorum.  Kamuoyunda “masa operasyonu” olarak yankı bulan bu uygulama, Beyoğlu için gerçek bir gündem değildir. Buna karşılık gerçek gündemimizle bire bir ilişkilidir.    - Peki ya gerçek gündem  Bizim gerçek gündemimiz kadim Beyoğlu ruhunun bedenini onarmak, yenilemek ve gelecek Beyoğlu’nu bu sağlam temeller üzerinde yükseltmek.    - Gerçekten de Beyoğlu sürekli bir değişim ve oluşum içinde. Bu durumdan rahatsız olanlar mı var  Bazılarının rahatsız olması kaçınılmaz. Ayrıca bu konu böylesine gündem olduysa, Beyoğlu’nda yaşandığı için gündem oldu. Birçok belediye sınırlarında işgaliye konusunun bir problem olduğunu kamuoyu bu vesileyle öğrendi. Beyoğlu’nun gündemi bir masa örtüsünün altına sığacak kadar sığ değil. Beyoğlu’nda çok, çok güzel şeyler oluyor.    - Oluyor olmasına da, tüm bu olanlardan dolayı içkiye, yaşam biçimlerine müdahale etmekle suçlanıyorsunuz. Ben buna işletmeci kimliğimle inanmasam da, gazeteci kimliğimle sormak zorundayım. Hangi yüzyılda yaşıyoruz Kim kimin tercihlerine müdahale edebilir Her yer Nevizade, Fransız Sokağı olmak zorunda değil, müsait de değil. Kimsenin özeliyle bir derdimiz olamaz. Sanki ruhsatları E.T. veriyor ya da ne bileyim Nevizade Beyoğlu’nda değil de uzayda.    - Çiftli kanepeleri kaldırıp sevgilileri ayırdığınız da iddia ediliyor.  Bu da bir başka saptırma. Mayıs ayında bir mekân sahibi sokağa kanepe koymuş. Zabıta da mekân sahibini uyarıp kanepeyi kaldırmasını istemiş. Sonra “Sevgililere müdahale ediliyor” diye yanlış bir sürü haber çıktı.   "İLK FERYAT EDECEKLER BU EYLEMCİLERDİR" - Sosyal medyayı aktif kullanıyorsunuz. Bulduğunuz destekte bu etkinliğin de payı var mı  Eskiden gerçek er ya da geç ortaya çıkardı. Şimdi gerçeğin ortaya çıkması için hiç zaman gerekmiyor. Facebook ve Twitter’da hesaplarım var. Gerçeği, takipçilerimle çok hızlı paylaşma imkânım oluyor.    - Ama sosyal medyayı sizin kullandığınız gibi eylemciler de kullanıyor.  Onlar 30 bin kişiden bahsediyor. Oysa 300-400 kişilik gruplar eylem yapıyor. Hedefledikleri sayıya niye ulaşamıyorlar Çünkü gerekçeleri sağlıklı değil. Galata Meydanı’ndaki olaylar, masaların bulunduğu sokaklardaki kaos kendi yaşam alanlarında olsa “Nerede bu dev let, nerede bu belediye” diye ilk onlar feryat eder.    - Bir de yasaklanan müzisyenler konusuna gelsek.  İstiklal’de amfi kullanarak gürültü yapan, hakkında şikâyet olan bir müzisyene zabıtalarımız müdahale etmişti. Bir kesim “müziği yasakladılar” diye bir şayia çıkardı. Sonra İstiklal’den geçen insanların müzik yapan grupları çekip Twitter’da paylaştığını gördüm. Yalancının mumu yatsıya kadar bile yanmadı. Biz sadece amfi kullanılmasına karşıyız.   "SEZEN AKSU'YU ÇOK BEĞENİRİM" - Biraz da özel zevklerden söz etsek. Mesela müzik Ne tür müzik dinlersiniz  Bu soruyu ben de kendime çok sordum. İçtenlikle yapılmış şeyleri seviyorum. Öyle bir müzik çıkar ki sizi büyüler bambaşka yerlere götürür. Bizim Türk müziği hazinemizde de devreler vardır.    - Sadece hangi şarkıcıları dinlediğinizi sormuştum.  Söyleyeyim o zaman. Sezen Aksu’yu çok beğenirim. MFÖ konserlerine giderim vakit buldukça.   "MİSBAH PEYGAMBERİMİZİN SIFATLARINDAN" - Eşiniz, o size hediye alır mı  Ferda’nın farklı incelikleri vardır. Mesela bir evlilik yıldönümümüzde çok duygusal bir mektup yazmıştı.    - Mektup ha... Gerçekten romantikmiş.  Öyle postayla filan da gelmedi. Bir yakınımız getirdi bir kutu içinde. Kutuya da en sevdiğim çikolatalı ıslak kekleri koymuş. İnsan duygulanıyor tabii.    - Bu arada, adınız az rastlanır bir isim. Pek çok kişi anlamını merak ediyor. Misbah ne demek  Arapça’da “kandil” ya da “aydınlatmak için yanan ışık” demek. Peygamberimizin sıfatlarından biriymiş.    - Galiba çocuklar bir şekilde isimleriyle de geleceklerini belirliyorlar.  İsim seçerken çocuğun kaderini de yönlendirmiş oluyorsunuz. Buna “İsmiyle müsemma” diyorlar.    - İsminizi babanız mı verdi, anneniz mi  Adımı İstanbul eski müftüsü Abdurrahman Şeref Güzelyazıcı koymuş.    - İsimlerin yaşamları yönlendirdiğine inanıyor musunuz  Sadece yaşamları değil. Markalaşma benim ihtisas alanım. Çok büyük bir iş yaparsınız, adını doğru koyamadığınız zaman kimse anlamaz. Ama doğru kodladığınızda, yoktan bile çok önemli şeyler elde edebilirsiniz. İzzet Çapa/Habertürk