Deprem: Sislerin ardındaki anıların içinde bir yerde

Deprem: Sislerin ardındaki anıların içinde bir yerde Deprem: Sislerin ardındaki anıların içinde bir yerde

Yapı Kredi Koray GYO Genel Müdürü Yücel Ersöz ''İstanbul'da olacak depremin yıkımı Türkiye'yi büyük bir ekonomik krize götürür.''

Hafta sonu gezilecek 10 proje 3 site!

Bugünkü yazıda gayrimenkul sektörünü olduğu gibi Türkiye ekonomisinin bütününü çok yakından ilgilendiren, ancak uzunca bir süredir göz ardı edilen bir konuya değinmek istiyorum: Bir sonraki İstanbul Depremi. 1999'daki depremi yaşayanların birçoğu için o gecenin korku dolu saniyelerinin anısı zihinlerimizde giderek belirsizleşiyor. Depremin hemen ardından gayrimenkul firmalarının reklamlarında projelerin deprem yönetmeliklerine uygun olduğu büyük puntolarla yazılıp, projenin en önemli ögesi olarak öne çıkarılıyordu. Bugün pek azımız depremi hatırlıyoruz.

Avrupa'ya kayıyoruz
Oysa "inşallah olmaz" diyerek depremi öteleyebilmek mümkün değil. Arap Yarımadası Anadolu'yu kuzeye doğru itmekte, Anadolu Yarımadası da bu baskıya dayanamayarak zayıf hattı boyunca kırılmaktadır. Fay hattı kırığı, 1999 Depremi ile İstanbul'un güneydoğusuna ulaşmış, Çanakkale yakınlarında da kırılmaya başlamıştır. Kırığın iki ucu İstanbul'un güneyinde birleşmek zorundadır. Bölgede sismik aktivitenin olmaması ve enerjinin birikiyor olması büyük bir sarsıntı olasılığını güçlendirmektedir. Unutmayalım, milyonlarca metrekarelik Arap Yarımadası bizi her gün Avrupa'ya doğru biraz daha itiyor. Böyle bir gücü iyi dileklerle ve dualarla durdurabilmek mümkün olmayacaktır.

Endekse göre yıkım
Depremde İstanbul'da kaç bina yıkılabilir? Prof. Dr. Mete Sözen ve Dr. Ahmed Hassan'ın 1997'de önerdiği basit bir yöntem bu konuda bize yardımcı olabilir. Bir binanın kolonları, perde duvarları, ve yığma duvarlarının kesit alanının binanın kat alanına oranı ile ilişkilendirilmesi ile hesaplanan önceliklendirme endeksi (priority index) yüzde 0,4'ün altında olduğunda binanın güçlü bir depremde yıkılma riski artıyor. Dr. Cemalettin Dönmez, 2005 yılında yayınladığı makalesinde Düzce'deki 12 bin binadan 3 bin 500'ünün yıkıldığı 7,2 şiddetindeki depremde yıkılan binaların büyük bölümünde bu endeksin yüzde 0,4'ün altında olduğunu belirlemiş. ODTÜ'den Prof. Dr. Güney Özcebe ve ekibinin 2006 yılında İstanbul'da pek çok KOBİ'nin faaliyet gösterdiği bir ilçede yaptığı çalışma tehlikenin boyutlarını gözler önüne seriyor. İlçedeki 16 bin binadan 3 binini kapsayan çalışmada incelenen binaların yüzde 99'unda bu endeksin yüzde 0,4'ün altında olduğu bulunmuş. Olası bir depremde bu ilçedeki binaların hemen hepsi çok ciddi bir tehlike ile karşı karşıya kalacaklar. Ya diğer ilçeler?

Ekonomik krize gider
Deprem sonrasında reel sektörde üretimi üç faktör sekteye uğratacaktır: Mavi yakalı işçilerin deprem sırasında veya sonrasında kaybı, işgücünün çalışma yerine ulaşamaması, çalışma yerlerinin yıkılmış olması. Gayrisafi milli hasılanın çok önemli bir bölümünün üretildiği bir kentte böyle büyük bir yıkımın gerçekleşmesinin Türkiye'yi büyük bir ekonomik krize sokacağına kuşku olmamalıdır. Peki ne yapılabilir? Çözüm belki de çok basit. İstanbul'daki kritik üretim tesislerinin en azından bir kısmı, bu tesislerde çalışan mavi yakalı işçilerin bir kısmı, kritik yerel yönetim fonksiyonları, sağlık ve eğitim tesislerinden bir kısmı şehrin kuzeyinde yapılacak bir uydukente taşınabilir. Purdue Üniversitesi'nde dünyanın sayılı inşaat mühendislerinden biri olan Prof. Dr. Mete Sözen ve ekibinin bu konuda hazırlamış olduğu bir proje bile var. Finansman bulmak sanıldığından çok daha kolay olabilir. Deprem sonrası krizde dış borçlarımız ödenemeyeceği için finansörler böyle bir projeye uygun finansman sağlamaya ikna edilebilirler. Böylelikle verdikleri kredileri güvenceye alırlar.

Kör olmamak gerek
İstanbul'a ilk yerleşenler şehri Kadıköy civarına kurmuşlar. Daha sonradan gelenler bu ilk yerleşimcilerin kurduğu kente "kör insanların kenti" ismini takmışlar. Doğal bir liman olan Haliç dururken Marmara'nın açık denizine kenti kurdukları için bu ismi yakıştırmışlar. Gelin, biz kör olmayalım, yapmamız gerekeni yapalım. Dualarımız o zaman gerçek olacaktır.

(Sabah)