Doğu ve Güneydoğu Teşvik Paketi ivme kazandıracak mı?

Doğu ve Güneydoğu Teşvik Paketi ivme kazandıracak mı? Doğu ve Güneydoğu Teşvik Paketi ivme kazandıracak mı?

Başbakan Binali Yıldırım tarafından açıklanan Doğu ve Güneydoğu Teşvik Paketi, Doğu ve Güneydoğu'nun kalkınmasına ve gelişmesine pozitif bir ivme kazandıracak mı?



AK Parti hükümetleri döneminde bu bölgelerde ciddi bir yatırım hamlesi gerçekleştirildi. Hem Doğu hem de Güneydoğu kentlerinde hastane, üniversite, okul gibi birçok yatırımın yapılmasıyla eğitim, sağlık ve ulaşım gibi hizmetlerin niceliği de niteliği de arttı.


Uzun yıllar çatışma ve terörle özdeşleştirilen bu bölgenin kaderi değişiyordu. Ancak, bu olumlu değişimden rahatsız olanlar, bölgede huzuru, kalkınmayı ve gelişmeyi hedef aldılar. Bu yüzden Doğu ve Güneydoğu Teşvik Paketi, hem bölgesel hem de ulusal düzeyde çok önemli.


Bölgenin işsizlik oranının yüksek olması, kişi başı gelirin düşük olması, yüksek orandaki göç ve bölgenin ülke ekonomisine katkısının sınırlı kalması, uygulanan teşviklerin yanında yeni teşvikleri zorunlu hale getirmiştir.


Dediğimiz gibi, geçmişte de bölgesel kalkınma için teşvikler uygulandı. Ancak, teşvik uygulmalarında ortaya çıkan sonuç şu: Teşvikler bölge bazlı hatta il bazlı olmalıdır. Çünkü teşvikler, bölgenin ya da ilin ekonomosine uyumlu, işgücünün niteliğine uygun, bölgenin ya da ilin avantajlı ve üstün olduğu sektörlere göre dizayn edilince başarılı sonuçlar elde edilir.


Açıklanan cazibe merkezli yeni teşvik programı, hem verilecek teşviklerin miktarı açısından hem de özel sektörün bu teşviklerden yararlanması için kolaylaştırıcı olması bakımından, diğer teşviklerden ayırşıyor. Üstelik, üretilen malllara devlet tarafından alım garantisinin verilmesi, devletin bölgenin cazibe merkezi haline dönüştürülmesi için elini taşın altına fazlasıyla koyduğunu gösteriyor.


CAZİBE MERKEZLERİ


Açıklanan ve uygulanması planlanan cazibe merkezleri olarak Erzurum, Van, Kars Malatya-Elazığ, Şanlıurfa-Diyarbakır-Mardin seçilmiş. Bu merkezler toplam olarak 23 ili kapsayacak, yani cazibe merkezi oluşturulacak bölgenin kapsamı geniş. Tabii teşviklerin, illerin sosyo ekonomik avantaj ve dezavantajlarına göre belirlenmesi, teşvikler sonucunda sağlanacak faydanın etkisini artıracak.


Mesela, Erzurum için kış turizmi, sağlık turizmi, doğaltaş işleme, yapı malzemeleri üretimi, meyvecilik, seracılık öncelikli yatırım alanları olarak belirlendi. Erzurum hem ekonomik potansiyeli hem de iki üniversiteye sahip olmasıyla bu bölgede öncelikli cazibe merkezi olabilecek illerden. Teşvik ve uygulamalarla, birkaç yıl sonrasında Erzurum, sağlık alanında, ticarette ve kış turiziminde öne çıkan bir merkez neden olmasın?


Erzurum'un yanı sıra, Van'da tekstil ve konfeksiyon, küçükbaş hayvancılık, arıcılık, meyvecilik alanında verilecek teşvikler, son yıllarda büyük bir ilerleme gösteren Van'ı daha da ileriye taşıyacaktır.

Aynı şekilde, Kars hayvancılık, lojistik, et ve süt ürünlerinde, Malatya-Elazığ ise konfeksiyon, yapı malzemeleri, küçükbaş hayvancılık ve arıcılıkta, Şanlıurfa-Diyarbakır-Mardin hattı ise mobilya, hazır giyim, meyvecilik ve kuru gıdada cazibe merkezine dönüşebilir.


Bu cazibe merkezlerinin kendine özgü üstünlükleri var, ama aynı zamanda bu bölgelerin en önemli avantajı, doğudan güneydoğuya kadar uzanan bölgede İran, IKBY ve Suriye ile sınırının olması. Özellikle de enerji arz güvenliğini sağlayan birçok ülkenin bu bölgeye sınır ya da bu bölgelere yakın olması hem ticarete hem de yeni sektörlerin ortaya çıkmasına katkı yapacaktır.


CAZİBE MERKEZLERİ NASIL BAŞARILI OLUR?


Cazibe merkezi oluşturma hedefi ve bu hedef için teşvik uygulaması doğru ve yerinde bir karar. Ancak, teşviklerin bölgeyi cazibe merkezi haline getirmesi, teşviklerden istenilen sonuçların elde edilmesi, dolayısıyla bölgenin kalkınmasını hızlandırması için teşviklerin uzun süreli uygulanması şart.


Bölgede nitelikli işgücünün durumuna göre hareket edilmeli. Mevcut işgücünü eritmek için ise, emek yoğun sektörlere öncelik verilmeli. Bu süreç tamamlandıktan sonraki aşamalarda daha farklı sektörlere, yani nitelikli işgücünün kullanıldığı sektörlere yönelmek gerekiyor.


Bölgedeki insan kaynağını da göz önünde bulundurursak, geçmişte verilen teşviklerden yararlanmak için gerekli prosedürün zor olması, bölgesel önceliklerin ihmal edilmesi, bölgenin dezavantajlı durumu gibi sebeplerden dolayı, teşviklerden beklenen fayda sağlanamadı.


Dolayısıyla, teşviklerin uygulanılması, denetimi ve faydalanılması arasında iyi bir denge kurulması, teşviklerin fayda düzeyini bölgesel ekonominin yanı sıra ulusal ekonomi düzeyine taşıyacaktır.



Erdal Tanas KARAGÖL/Yeni Şafak