Hande Enes, Engin Group’un gayrimenkul işinin kaptanlığını üstleniyor!

Hande Enes, Engin Group’un gayrimenkul işinin kaptanlığını üstleniyor!

Hande Enes, internet yatırımlarına ek olarak aile şirketi Engin Group’un yeni girdiği gayrimenkul işinin “takım kaptanlığını üstleniyor.


Hande Enes, FORBES ile aralık ayının sonlarına doğru İstanbul, Beşiktaş’ta bir kafede yaptığı görüşmede, karşısındakine çabucak sirayet eden heyecanıyla “size bir şey göstereceğim” diyor cep telefonunu çıkartarak... Ardından birkaç gün önce portföyündeki girişimler için özel olarak düzenlediği bir toplantından çektiği görüntüleri izletiyor. Videoda konuşan kişi, onun aile işi tekstil vesilesiyle tanıştığı Londra merkezli marka danışmanlığı şirketi Think Positive’in kurucusu Antonio Marsocci. “Girişimcilerim için farklı deneyim havuzlarını bir araya getirmek istiyorum” diyor İnternet aleminin bugünlerdeki en popüler yatırımcısı bu toplantının gerekçesini açıklarken. Ardından ekliyor: “Geleneksel ile yeni ekonominin geçiş dönemine talibim.”

Bu cümlenin vurgusunu artıracak şekilde FORBES ile yaptığı ilk görüşmenin üzerinden geçen bir buçuk ay içinde “çok büyük bir projenin temelini attıklarını” söylüyor. Bu proje, portföyündeki “biri yurtdışımdaki” üç girişimin yer alacağı akıllı şehir konseptli bir gayrimenkul yatırımı... Geliştirme sürecinin iki yıl süreceğini söylediği projenin detayları konusunda ketum. Ama “Niyetimiz” diyor, “yurtdışındaki gayrimenkul fonlarının da katılımıyla toplamda 420 milyon dolar yatırım yapmak. Teknoloji ile geleneksel bir iş kolunun nasıl bir araya geleceğini göstereceğiz.” İddialı vaatler ya da sözler, hayallerden beslenen İnternet aleminin duymaya fazlasıyla alışık olduğu birşey. Ancak Türkmenistan’da 800 milyon dolarlık hacme sahip bir tekstil operasyonuna hükmeden Engin Group Consorcium’un Yönetim Kurulu Üyesi söylediklerini gerçekleştirebilecek “ucu açık bir bütçeye” ve heyecana fazlasıyla sahip... Oysa iki sene öncesine kadar “Hande Enes” ismi, İnternet ekosistemi için hiçbir şey ifade etmiyordu. Ama geçen sürede, 2013’teki “Haşan Aslanoba Efekti” gibi bir sükse yarattı. Nisan 2017’de araç paylaşımı girişimi Olev ile başladı ve FORBES ile aralık ayında yaptığı ikinci görüşmede 17 yatırıma çıkmıştı. Bugünse 7 milyon doların üzerinde harcadığı portföyünde 32’si tamamlanmış, beşi yolda 37 girişim var.

Forbes’ten Eyyüp Karagüllü’nün haberine göre; Bu, miktar değil ama adet olarak en az Haşan Aslanoba hatta ondan bir tık daha hızlı bir performans. Zaten sosyal medyada Enes ile ilgili yazılanların çoğunda ona “yeni Haşan Aslanoba” yakıştırması yapılıyor. Geleneksel iş kollarından gelmeleri ve hızları dolayısıyla benziyorlar da. Ama 42 yaşındaki Enes bunu yakıştırmayı doğru bulmuyor. “Haşan Bey’in yeri doldurulamaz. Haddimi bilir ve onunla aynı cümleye ismimi koyamam. O, tüm öğrenilmiş derslerin maliyetine katlandı” diyor ve ekliyor: “Haşan Bey’in ‘keşke böyle yapsaydım daha iyi olurdu’ dediği her cümleyi okuyarak bugüne geldim. Onun ekosistem için yaptıkları ödenemez.”

Bu konuda haklı. Yeni şirket yatırımcılık işini “Aslanoba öncesi ve sonrası” diye ikiye ayırmak gerekiyor. Enes de ‘sonrası dönemin’ Aslanoba’ya taktik olarak en çok benzeyen yatırımcısı. Ama daha önemlisi Koç Lisesi ve Koç Üniversitesi işletme mezunu, yatırım felsefesi olarak yeni dönemin gereksinimlerine en iyi cevabı verebilen yatırımcılardan. Hızı ve “ucu açık” dediği bütçesi elbette bu kıtlıkta önemli ancak Enes’i değerli kılan, bir girişim için melek yatırım ile risk sermayesi arasındaki iki-üç turu kapsayacak bir model ortaya koyması.

Bu modelin işlediğinin görece bir kanıtı da şimdiden bir melek yatırımcı olarak başarılı bir çıkış (Friendlydata, Ekim 2018’de Service-Now tarafından satın alındı) gerçekleştirmesi yani para kazanması...

Bu da zaten ‘dışarıdan’ gelenleri kolay kabul edemeyen, çoğunluğu girişimcilik kökenli erkek egemen yatırım aleminin ağabeylerine hayli şaşırtıcı geliyor. “Çok şaşırın” diyor Hande Enes güvenli bir ses tonuyla, “Çünkü yeni bir düzen ve sistemle geliyorum. Girişim yatırımlarını farklı yapmanın yolunu buldum.” Bu yolu “küçük bütçelerle (ticket size) başlayıp büyük yatırımlara doğru hız kesmeden takip eden bir yatırımcının içerde olmasının güveni” diye tarif ediyor.

Melek yatırım, finansman ihtiyacı arttıkça girişimi destekleme gücünü kaybeder. Bu işin doğasıdır. Çünkü bir noktada erken aşama fonlarının dahil olması beklenir. İşte Enes, eğer temel finansman göstergeleri (KPI) iyiyse yatırım yaptığı girişimleri risk sermayesine kadar taşımayı taahhüt ediyor. Modelini anlatırken “Tohum aşamasında ve ikinci turda mutlaka işin içinde olacağım işlere giriyorum. Hazırlığımı da buna göre yapıyorum. Girişim hızlanmışken yatırım turu aramakla vakit kaybetmesini istemiyorum. Risk sermayesi seviyesine kadar KPI’ları tutturduğu sürece arkasındayım” diyor.

Dolayısıyla tüm spot ışıklarını üzerine çekiyor. 7 milyon doların üzerinde harcayarak yaptığı yatırımların çıkardığı infialin etkisi geçen ekimdeki Webrazzi Summit’te çıplak gözle görülüyordu. Eylül ayında Arda Kutsal’m kurucusu olduğu Webrazzi’ye 100 milyon lira değerleme üzerinden yatırım yaptığının açıklanmasından sonra ilk kez gerçek anlamda sahneye çıktığı etkinliğin bir gece öncesindeki VIP buluşmasında, yatırımcılar ertesi günkü konferansta da, girişimciler onunla sohbet etmek için yarış halindeydi.

O da bu teveccühe cevap veriyor ve her yerde karşınıza çıkabiliyor. Bu karşılaşmaların çoğunluğunu peşi sıra yaptığı yatırımlarla ilgili haberler, baş konuşmacı olarak katıldığı girişimcilik etkinlikleri ve bir paylaşımına binlerce beğeninin geldiği Linkedln hesabı oluştursa da, Türkiye ziyareti esnasında Venezüella Devlet Başkanı Nicolas Maduro ile sohbet ederken çekilmiş bir fotoğraf gibi genel resimle alakasızlar da olabiliyor.

Maduro? “Aile işleri için Venezüella’da projeler gerçekleştirmeyi planlıyoruz” diyor kayıtsızca ve konuşmayı tekrar yatırımcılığına çekiyor. Çünkü aile işleri pek konuşmak istediği bir konu değil. İstanbul, Maslak’taki Beybi Giz Plaza’nm 21’inci katında bulunan, kapısındaki “Yiğitler Tekstil” unvanını “ata yadigarı, işe alım süreçleri ile yeni iş geliştirmeyle ilgili olarak kullanıyoruz” diye açıkladığı ofisinde FORBES ile yaptığı ilk görüşmede de, masasının üzerindeki fotoğraf çerçevesini “özel hayatımın bilinmesini istemiyorum” diyerek kapattı. Bu gizemi, “Ailece ön planda olmayı sevmiyoruz. İşimiz B2B olduğu için de bunun hiç gerekliliği olmadı. Ayrıca babamların ekolü kendini anlatma adabından gelmiyor. Bizi de öyle yetiştirdiler. Eğer bu işi öğrenmek ve insan biriktirme çabam olmasaydı, beni yine duymazdınız” diye açıklıyor. Ardından ekliyor: “Aklı çalışan, az sayıda insanın bildiği biriyim. ‘Accelerator (hızlandırıcı) şöhreti’ diyerek babam eğleniyor gerçi ama bu tarz bir popülerlik çok güzel.”

Türkiye’de bilinirlik söz konusuysa Hande Enes ile yanşamayacakları kesin ama Engin Group Consorcium ve yönetim kurulu başkanı babası Engin Kale, Türkmenistan iş dünyasının en bilinen figürlerinden. Engin Kale, Türkmenistan Devlet Başkanı Kurban-kulu Berdimuhammedov tarafından ülkenin bağımsızlığının 20’nci yılında “Üstün Hizmet Madalyası” ile ödüllendirmişti. Zaten net bir fotoğrafı bile olmayan Engin Kale ilgili çıkan birkaç haber de Türkmenistan kaynaklı haber sitelerinde yer alıyor. Onlar da yeni fabrika açılışları veya yatırımlarıyla ilgili. Hande Enes’in gayrimenkul ve teknoloji operasyonlarından sorumlu olduğu Engin Group' da, Türkiye’nin yurtdışındaki en büyük şirketlerinden -Türkmenistan geneline yayılmış 16 fabrikasıyla iplik, ham bez, çırçır üretiyor ve dünyaya ihracat ediyor.

800 milyon dolarlık hacme sahip bu tekstil imparatorluğunun temelleri, Enes’in bugün 71 yaşında olan babası Engin Kale’nin lise sonrası tekstilin önemli ekollerinden Sultanhamam’da işe hayatına atılmasına kadar uzanıyor. Yılın büyük bölümünü Türkmenistan’da geçiren Engin Kale’nin babası, Vefa’da yoğurt ticaretiyle uğraşıyormuş. O ise lise sonrası Sultanhamam’da atölyelerde çalışmaya başlamış. Burada elde ettiği sermayeyle 1970’lerin başında henüz 23 yaşında Engin Tekstil’i kurmuş. Küçük bir atölyeyle çıktığı yolda,  Adana  dahil farklı kentlerdeki tekstil fabrikalarının atıl kapasitelerini kullanarak işleri büyütmüş.

Dış kaynak sayılabilecek bu modelle büyük ölçekli bir üretim kapasitesi oluşturmuş ve ihracatçıların konfeksiyon öncesindeki işlemlerini üstlenmiş. “Bizim hikayemizi girişimcilere yakın bulmamın nedeni de bu” diyor Enes, “Aile desteği olmadan kurulan bir iş ve başkalarından farklı düşünerek, üretim kaynaklarını doğru kullanarak az parayla çok iş yapabilme becerisi...”

Bu deneyim, 1985’te bizzat ihracata yönelmelerini sağlamış. Bu dönem aynı zamanda ailenin en büyük çocuğu (iki kardeşi var) olarak 1976’da İstanbul’da doğan Hande Enes’in işle tanışmasına denk düşüyor. “Bizim gibi emek yoğun ve her ferdin işi sahiplendiği ailelerde işe başlamayız, içine doğarız” diyor henüz 8-9 yaşındayken hafta sonları babasının onu depoları gezdirmeye götürerek çalışmanın, aym sonunu getirmenin zorluklarını anlatmasını hatırlarken... Bir de son ütücü olmaya özendiğini...

Bir servet oluşmasına rağmen ilk önce bir devlet okuluna yazdırılmış. Ortaokulda ise Koç Lisesi’ne gitmiş. 13 yaşından itibaren babasıyla iş toplantılarına katılmaya ve çevirmenlik yapmaya başladığını söylüyor. “Babam işe dahil olmamıza çok önem verdi. Erkek kardeşim Osman ile toplantılarda her zaman sandalyemiz ve fikir üretme hakkımız vardı. Sandalye sahibi olmak saygınlıktır. Ne fikir üretirsek üretelim, saygınlıkla karşılanması hayatımın çok önemli bir parçasıdır” diyor. Bunun da yatırımcılıkta çok işine yarayan bir tecrübe olduğunu ekliyor.

Ailenin ve işlerin Türkmenistan’a taşınması ise 1991’de, SSCB’nin dağılmasıyla gerçekleşmiş. Dönemin Cumhurbaşkanı merhum Turgut Özal’ın ön ayak olduğu bir girişimle Türkmenistan, Türk iş insanlarını özel olarak ülkeye davet etmiş ve yatırıma teşvik etmişti. Enes, babasının Türkmenistan’daki fırsatları ilk görenlerden olduğunu ve bildiği kadarıyla ilk gidenlerin kendileri olduğunu söylüyor (detay için bkz. Türkmenistan Yolu kutusu).

Bu taşınma olduğunda Hande Enes henüz 15 yaşında bir lise öğrencisiydi. Üniversitede yine Koç’a gitmiş ve işletme okumuş. Bitirdiğinde ise Merter’de bir tekstil şirketinde üretim ve promosyon üzerine çalışmış. Bir sene sonrasında da yurtdışı deneyimi edinme arzusuyla ABD’ye gitmiş. “Okulumun güzel imkanları var ancak çalışınca bunu kaçırdım. Kendi imkanlarımla ABD’yi araştırdım. 7/11’lara başvurdum ve Virginia’ya market yöneticisi olarak gittim.”

BÜYÜK PROJE

Hande Enes, internet yatırımlarına ek olarak aile şirketi Engin Group’un yeni girdiği gayrimenkul işinin “takım kaptanlığını üstleniyor. Engin Ailesi’nin elinde halihazırda Enes’in büyüklüğünü ve yerini açıklamadığı sadece “Hatırı sayılır miktarda ve İstanbul ağırlıklı" demekle yetindiği arazi stoğu bulunuyor. Enes, portföyündeki “biri yurtdışıyla bağlantılı” dediği üç girişimle akıllı şehir konsepti altında proje geliştirdiklerini ve niyetlerinin yurtdışındaki gayrimenkul fonlarının da katılımıyla toplamda 420 milyon dolar yatırım yapmak olduğunu söylüyor. Ancak planlamasının iki yıl sürecek projenin detayları konusunda ketum. “Gayrimenkulde yeni ihtiyaçlar ortaya çıkıyor” diyor sadece... Biraz ısrar edildiğinde ise “Şehirleşmenin içinde ilgi çekici bir proje vardır ve bunun etrafında bir dönüşüm yaşanacaktır. O projeyi şekillendirirsiniz ve etrafını da onunla beraber tam olarak dönüştürürsünüz” diyor ve ekliyor: “Böyle birşeyin peşindeyiz. Teknoloji ile geleneksel bir iş kolunun nasıl biraraya geleceğini göstereceğiz.”

Neden aile işi değil de ABD’de bir market? “Aile işinde çalışacağım belliydi. Ama bizde çocuğun başka bir yerde rüştümü ispat etmesi istenir” diye anlatıyor Enes ve devam ediyor: “Babam bize inanıyor ve güveniyor. ‘Ne zaman gideceğini ve döneceğini bilirsin” dedi kibarca. Biz de doğru çocuklardık.” İki sene süren bu yurtdışı deneyimini güzel hatırlıyor: “Özellikle pazarlamayı öğrenmek istiyordum. Bir şeyi öğrenmek için de işin en temelinden başlanması gerektiğini biliyordum. O nedenle market yöneticisi olarak gittim ve her işi yaptım.”

2002’de “babasına yardım etmek” amacıyla döndüğünde Türkmenistan işleri büyümüştü, “fabrikalar kurulmuş, hacim artmıştı”. İlk üç sene İstanbul merkezli olarak işin her aşamasında görev almış. Bugünse “gayrimenkul ve teknoloji” operasyonlarının “takım kaptanlığını” yapıyor. “Biz böyle deriz” diye vurguluyor: “Erkek kardeşim Osman fabrikaların optimizasyonuyla ilgileniyor. Kızkar-deşim Özge yeni girdiğimiz enerji işlerinin takım kaptanlığını yapıyor. Takım kaptanları icradadır. İcra kurulu olarak aile üyeleri bira-raya gelir ve kararları birlikte alırız.”

Teknoloji alanında yatırım yapmak da icradan çıkan bir karar. Ve biraz da aile işini çağın sanayi beklentilerine adapte etmekle ilgili... 2010’larm ortasında ar-ge yapmaya başladıklarını ve bu deneyimin onlara ar-ge’nin “kendi başına bir ürünleşme kapasitesi” olduğunu gösterdiğini anlatıyor. “Teknolojiye yakın olmamız gerektiğini farkettik. ‘Sadece optimizasyon ve verimliliği bile halletsek başka bir yere gidebiliriz’ diye düşündük” diyor Enes, “Okuduğumuz makaleler, konuştuğumuz insanlar sonucunda teknolojiye yakın olmanın en iyi yolunun da yatırım olduğunu gördük. Ve imkanları araştırmaya başladık.”

Bu işi üstlenmek ise kişisel tercihi. Babasının da “tamam yap” dediğini söylüyor. Hande Enes teknoloji içinden gelmiyor; eğitimi de başka bir alanda, aile işi de... Öğrenmek için çok okuduğu, girişimcilikle ilgili etkinlikleri kaçırmadığı, uzmanlarla işi bilenler taşınıp uzun sohbetler ettiği bir dönem geçirmiş.

“İlk başta dinleyici oldum” diyor. İlk yatırımını üç sene önce adını açıklamadığı yurtdışındaki bir girişime yapmış. Türkiye’de ise ilk başta, bugünkü gibi bağımsız hareket etmedi. Gülsüm Çıracı’nın kurucu ortağı olduğu İstanbul Startup Angels çatısı altında başladı ve Nisan 2017’de Olev’e melek yatırım ağı ve bir başka yatırımcının dahil olduğu turda 1 milyon lira (toplam) verdi. Ardından Nexus Ventures ile birlikte İstanbul Startup Angels’a yatırım yaptı (zaten portföyünde görünen ACL, 11 Sight gibi bazı yatırımları bu ağ üzerinden yaptı). Sonrasında ise tamamen bağımsız hareket etti ve neredeyse bugüne kadar her aya bir ya da iki işlem sıkıştırdı.

Şu anda Enes’in portföyünde 32 girişim var -imza aşamasında da beş tane... Oysa FORBES ile henüz 17’deyken yaptığı görüşmede bu sayıya, yeni bütçesini belirleyeceği ağustos ayma kadar en fazla üç tane daha ekleyebileceğini söylemişti. Gerekçe olarak da zaman sıkıntısını göstermişti. “Şu an için giderek daha az uyuyorum, yatırımcılığa kendi dönüşümüm için girdim dolayısıyla hepsiyle ilgilenmek istiyorum. Problem bütçe değil zaman ayırabilmek.” Ama henüz altı ay geçmeden portföye 20 girişim daha ekledi.

Bu tempo Hande Enes’in en çok eleştirilen yönü. FORBES’un haber sürecinde konuştuğu bazı yatırımcılar, Haşan Aslanoba’nın başlangıçtaki yanlış yatırım tercihlerinin benzerlerini yapabileceğini hatta yaptığını savundular. Enes bu yorumlara pek itibar etmiyor. Portföyündeki birçok girişime tecrübeli yatırımcılarla birlikte yatırım yaptığını, öğrendiklerini de iyi filtreden geçirebildiğini düşünüyor. “Yatırımlarımın hepsini özenle seçiyorum” diyor, ‘Yola hiçbir zaman nedenini bilmeden şansa bağlı çıkmadım.

Seri yatırımcı lafını kabul etmem, seri bir durumum yoktur. Hepsi üzerine düşünür özenle seçer ve bir gelecek hayali kurarım. Hiç kumar oynamam.”

Ardından portföyünün hepsinin rekabet açısından çok fazla rakibi olmayan işlerden oluştuğunu söylüyor. “Ana faaliyet alanları dışında içeriğine baktığınızda mutlaka farklı bir şey yapıyordur” diyor. Örnek olarak yatırımcılarından olduğu ACLTeslim’i veriyor. “Bir kargo girişimi. Ama içeriğine baktığınızda ters lojistik yapar. Yani tüketiciden üreticiye mal taşır” diyor ve ekliyor: “Geleneksel bir sektördeki atıl kapasiteyi harekete geçirebilen girişimleri seçiyorum. Ya ilktir ya da ilk olmada da bile bir farklılıkla eski oyunculara kafa tutabilecektir. Hepsi bu mantıktadır.”

Yanlış yatırım bu işin doğasında var. Ancak Enes’in çok yatırım yapmasına rağmen temkinli gittiğini söylemek mümkün. Çoğu yatırımına tohum aşamasında giriyor, şirket başarılı oldukça finansmana devam ediyor ya da başka yatırımcılarla ortak yatırımlar yapıyor. Ama sınırı 250 bin dolar. 50-100 bin dolar ile başlıyor ve 250 binden sonra işin içine fonların girmesini bekliyor. Bu mantıkla oluşturduğu portföyünde bir çırpıda sayılacak iyi işler var: Sinemia, Menapay, Playz, Recon-tact... Ancak Enes çoğu yatırımını açıklamayı tercih etmiyor. “Henüz işin çok başındalar. Belli bir olgunluğa ulaşmadan bilinmelerini istemiyorum” diye açıklıyor nedenini...

Bundan sonrası için aklında farklı fikirler var. Yola çıkarken bütçenin kendi kişisel serveti olduğunu ama zamanla Kale Ailesi’nin diğer üyelerinin de yatırım yapmaya başladığını söylüyor (kardeşi Osman Kale ile hizmet olarak yazılım şirketi StockMount’un yatırımcısı oldular, babasının da katıldıkları varmış). “Kişisel para ama holding parasına doğru gitti” diyor ve ekliyor: “Girişimlerle iç içe olmanın, sanayici olarak beni nasıl değiştirdiğini, dinamizim kazandırdığını ve işimize bir girişim gibi bakabilmeyi sağladığını ailem de görüyor. Bu nedenle onlar da paralarım bana emanet ediyor.”

Dolayısıyla bütçesinin ucu gerçekten açık. FORBES’a geçen ay yurtdışında olması nedeniyle e-posta üzerinden verdiği yanıtta, “Ben bu ülkeye çok inanıyorum, her gün harika insanların küçücük paralarla yarattığı mucizelere şahit oluyorum. Bu yüzden şimdi geleneksel sektöre de yatırım yapmak için araştırmalarım sürüyor. Risk sermayesi fonu kurmam için büyük talep var. Henüz karar vermedim ama gelecek günlerde doğru iş ortaklarıyla bir teknoloji yatırım fonuyla karşınızda olmam da sürpriz olmaz” diye yazmıştı.

Fon kurmak! Hande Enes iki sene içinde yoktan varoldu ve ekosistemin önemli figürlerinden birine dönüştü. Fon kuracak bağlantılara, servete ve güce de sahip. Ama daha önemlisi ekosisteme gerçekten çok inanıyor. FORBES’un “neden bu işe girdiniz” sorusuna verdiği yanıt da onun bakışını çok iyi anlatıyor: “13 yaşında iş toplantısında masaya oturtulmuş o kızın ruhu var burada.”

AİLE İŞLER!

Sovyetler Birliği’nin dağılması sonucu bağımsızlığı kazanan Türkmenistan, dönemin merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın öncülüğünde Türk iş insanlarını ülkeye davet ederek yatırım yapmalarını teşvik ediyordu. Engin Kale de bu davete icap eden ilk iş insanlarından. Hatta Hande Enes ilk gidenin 1991’de kendileri olduğunu söylüyor. Onların gittiği dönemde, bugün Türkmenistan’ın ekonomisini oluşturan beş büyük sektör içinde yer alan pamuk üretimi 1960’lardaki seviyesine gerilemişti. Bugünse dünyanın dokuzuncu büyük üreticisi konumundalar -yaklaşık 550-600 bin hektar alanda pamuk tarımı yapılıyor. Geçmişte ülkedeki en büyük Türk inşaat şirketlerinden Erol Tabanca’nın kurucusu olduğu Polimeks’in (Enes, "bizden sonra geldiler” diyor) yönetim kurulu üyeliğini de yapan Engin Kale işe bir iplik fabrikası kurarak başlamış. Bugün 197 bin metrekare kapalı alana sahip 16 fabrikayla iplik, ham bez ve çırçır üretiyorlar ve tamamen ihraç ediyorlar. Hande Enes pamuk tarlalarının sahibi olmadıkları ve fabrikaları da kendi mülkiyetlerinde olmadığını özellikle vurguluyor. “Yap-işlet-devret modeline benziyor” diye anlatıyor: “İnşaatlarını yapıp devrettiğimiz ya da işlettiğimiz veya var olanı işlettiğimiz farklı modeller var. Kontrat imzalayarak belli bir süre üretimi üstleniyoruz.” Türkiye'deki işler? Türkmenistan'daki operasyon büyüdükçe Türkiye’nin ağırlığı azalmış ve zamanla da tüm işleri kapatmışlar. “Babam tüm işi oraya taşıdı” diyor Enes, “Çünkü ilk olmak önemli zira aynı zamanda ülkenin bayrağını da götürüyorsunuz. Bunca yıl bunu düzgün temsil ettik. Üstün hizmet madalyası almış bir şirketiz. Bu da Türkmenistan’ı, insanlarını ve kültürünü sevmeyi ve onların yaşam biçimlerine saygı duymayı gerektiriyor. Tabii onlar da bizi kucaklanmasaydık kolay olmazdı bizim için.”

Engin Group Consorcium yarım asra yaklaşan tarihi boyunca hep tekstil ile ilgilendi Ama çok yeni olarak enerji işine girdi. Kızkardeşi Özge Kale’nin takım kaptanlığında girdikleri bu işe 25 milyon lira yatıracaklar.

Bu iş için kurdukları Enther Enerji isimli şirketle Çanakkale, Yenice sınırları içinde altı noktada sondaj faaliyetlerine başlayacaklar.