Çukurova Balkon

İzmir'deki dönüşümde yerel yönetimler zayıf!

İzmir'deki dönüşümde yerel yönetimler zayıf! İzmir'deki dönüşümde yerel yönetimler zayıf!

Mimarlar Odası İzmir Şubesi Başkanı Halil İbrahim Alpaslan, İzmir'de kentsel dönüşümde yerel yönetimlerin zayıf kaldığını ve kentin iç kesimlerinde yatırıma muhtaç birçok bölge olduğunu söyledi.


Kartal’ın hemen teslim en cazip sitesinde! 364.000 TL’ye ev sahibi olun!


Mimarlar Odası  İzmir  Şubesi Başkanı Halil İbrahim Alpaslan, İzmir'de kentsel dönüşümde yerel yönetimlerin zayıf kaldığını ve kentin iç kesimlerinde yatırıma muhtaç birçok bölge olduğunu söyledi.


Kentsel dönüşüm ile ilgili yaptığımız yazı dizisinde konuğumuz İzmir Mimarlar Odası oldu.


Mimarlar Odası İzmir Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Halil İbrahim Alpaslan, kentsel dönüşümden, Büyükşehir’in Kıyı Tasarımı ve Tramvay Projesi’ne, mimarların sorunlarından, Kordon Kıyı Yönetmeliği’ne kadar birçok konuda sorularımızı içtenlikle yanıtladı. Alpaslan, kentte önemli mimari projelerin geliştirildiğini de vurguladığı konuşmasında, tramvay hattı konusunda kentin ihtiyacının öncelikle iç kesimler olduğunun altını çizdi. Alpaslan ayrıca İzmir’de kentsel dönüşümde yerel yönetimlerin zayıf kaldığını da belirtti.


“MİMARLIK ORTAMINA KATKI SUNUYORUZ”


Alpaslan konuşmasına odanın çalışmalarından bahsederek başladı. Meslek ortamını geliştirmek adına çalıştıklarını ifade eden Alpaslan, “Mimarlar Odası olarak birkaç farklı aksta görev ve sorumluluklarımız var. Tabi ki öncelikli olarak meslek ortamını düzenleme anlamında meslektaşlarımızın mimarlık mesleğini iyi bir şekilde icra edebilmesi için çalışıyoruz. Buna bürolarında çalışmalarını yürüten, şantiyelerde çalışan, kamu kurumlarında görev yapan tüm mimarlarımız dahildir. Kısacası mimarlık ortamına katkı sunmaya çalışıyoruz. Sorunların çözümlerinde rol almaya gayret ediyoruz. Bunların yanı sıra kamu örgütü olarak da kentte mesleki bilgilerimiz dahilinde gözlem yapmak ve kamuoyunu bilgilendirmek anlamında çalışmalar yürütüyoruz. Kentte mimari anlamda neler olup bittiğini sürekli takip ediyoruz. Bu konuda değerlendirme ve eleştirilerimizi kamuoyu ile paylaşıyoruz. Eğer ciddi bir sorunla karşılaşır ve kamunun aleyhine olduğuna kanaat getirirsek de hukuki yola başvuruyoruz” dedi.


“BİLİNENDEN ZORLU BİR MESLEK ORTAMI VAR”


Mimarlık mesleğindeki sıkıntılara da dikkat çeken Alpaslan, “Toplumun zihnindeki düşünceden farklı bir mimari meslek ortamı var. Tabi ki mesleğin bir dolu güzelliği var fakat şu an Türkiye’de mimarlık yapmak çok zor. Bir kere toplumun, mimari ürünün niteliğini takdir etmesi gerekiyor. Mimara ihtiyaç duyulabilmesi, mimardan daha nitelikli işler beklemek adına bu çok gerekli. toplumun bir sanat kültürü, entelektüel kültürü istenilen seviyelerde olmadığı zaman bu da mesleğe yansıyabiliyor. Mimarın harcadığı emeğin ve mimarlığın değeri maalesef bilinmiyor. Kabaca bir tabirle örnek verecek olursak; Bir arazi satın alıyorsunuz. Size araziye bulan emlakçıya belli bir komisyon verirsiniz. Size o arazi üzerindeki projenizi çizecek, orada on yıllarca sürülecek bir ortamı, yaşamı tasarlayan mimara o emlakçıya verdiğiniz paranın yarısını bile vermekten imtina edersiniz. Kısacası insanlar bu bedeli bile vermemek için uğraşıyorlar. Mimarlığın ne kadar önemli olduğunu, insan hayatına ne derece dokunacağını bilmezseniz, mimarlığı önemsizleştirmiş oluyorsunuz. Bunların yanı sıra yönetmelikte de çok ciddi sıkıntılar var. Mevcut imar yönetmeliği çok karışık bir durumda. Herkes farklı yorumluyor. Mimarlar bir belediye yönetimine onaylattıkları projeleri, başka bir belediyeye onaylatamıyorlar. Çok dallanıp budaklanan bir sorun yumağının içinde mesleğimizi sürdürmeye çalışıyoruz. Kısacası toplumun belleğindeki mimar imajından çok daha zorlu bir meslek ortamı var” değerlendirmesinde bulundu.


“KORDON TESTERE DİŞİ OLACAK”


İzmir’deki mimari çalışmalara da değinen Alpaslan, özellikle Kordon’daki tartışılan yeni düzenleme ile ilgili, “Kentte her şey kötü ya da her şey güzel demek doğru olmayabilir. Yerel yönetimlerin kentin mimari açıdan niteliğinin artması için çaba sarf ettiklerini söyleyebilirim. Bunlara Kemeraltı Çarşısı ve Kadifekale gibi yerler için ürettikleri tarih projelerini örnek gösterebiliriz. Ancak bazı alanlarda da sorunlu işlere imza atıldığını söyleyebilirim. Örneğin Kordon’un yükselmesi meselesinde biz defalarca uyarılarda bulunduk. Çok basit bir teknik detay yüzünden böyle bir tehlike ile karşı karşıyayız. Planlarda kütlelerin maksimum yükseltileri yazar. Kordon’da ise bu planlar yükselti olarak değil, kat sayısı olarak belirtilmiş. Mevcut binalar 8 kat ve 24 metre 80 santimetre yüksekliği sağlıyorlar. Yeni yönetmeliğe göre de binaların kat yüksekliği artırıldı. Böyle bir durumda kat sayıları değişmiyor fakat katların yüksekliği artıyor. Bunun en yakın örneğini de inşaatı devam eden İzmir Ticaret Odası binasında görebiliyoruz. Yapı, en yakınındaki binalardan yaklaşık olarak 10 metre kadar yükselecek. Bizler Kordon’un yükselmesini ciddi bir sorun olarak görüyoruz. Aynı şekilde kentte de çok az insan Kordon’un yükselmesini isteyecektir diye düşünüyoruz. Planlarda 8 kat olan yeri, 24,80 olarak değiştirirsek bu sorunu aşacağız. Konak Belediyesi bunu dikkate alarak meclisten geçirdi fakat Büyükşehir Belediyesi planı 8 kat olarak meclisten geçirdiği için olumsuz bir tablo ortaya çıktı. Kordon böyle giderse ya tamamen yükselecek ya da testere dişi gibi bir hal alacak” çıkarımında bulundu.


“İZMİR’İN İHTİYACI İÇ KESİMLER”


Büyükşehir’in Kıyı Tasarımı Projesi’ne de değinen Alpaslan, “Büyükşehir Belediyesi, Kıyı Tasarımı Projesi’nde geniş katılımlı bir fikir alışverişinde bulundu. Proje hakkında olumlu ve olumsuz görüşler var. Fakat biz projeye karşı çıkmadık. Yalnızca üzerinde durduğumuz nokta ‘Kentin gerçekten tasarıma ihtiyacı olan yeri kıyı kesimi mi yoksa iç kesimler mi?’ sorusuydu. Milyonlarca lira kaynak aktarılıyor, ülkenin en başarılı mimarlarından görüşler alınıyor. Neden bu potansiyeli halen daha kıyı kesimlere harcıyoruz? Kentin arka taraflarında yatırıma ve tasarıma muhtaç sürüyle bölge var. Kordon ya da Karşıyaka Sahili iyi kötü bir niteliğe zaten sahip. Daha acil tasarım, yatırım, altyapı ihtiyacı olan yerler iç kesimlerdir” dedi. Tramvay Projesi’nin İzmir ulaşımına çok katkı sağlamayacağını ifade eden Alpaslan, “Tramvay Projesi’nde en önemli noktalardan biri de hattın kıyıya paralel olarak gitmesi olarak göze çarpıyor. Denize paralel giden tramvayın yolcu talebini de karşılayacağı şüphelidir. Ulaşım uzmanlarımız bu konuda İzmir’in yolcu talebinin denize paralel şeklinde değil de denizden iç kesimlere doğru olduğunu vurguluyor. Kıyıdan iç kesimlere doğru giden aksta daha fazla bir yolcu talebi ve trafik sorunu olduğunu düşünüyoruz. Bu proje belediye tarafından en başında masaya yatırılsa ve konunun uzmanlarından farklı görüşler alınsaydı, tekrar üzerinde düşünülseydi daha faydalı olurdu. Bu tip projeleri eğer yanlış yaparsanız, telafisi çok daha maliyetli ve uzun vadeli olur” dedi.


“KENTSEL DÖNÜŞÜM FARKLI ALGILANIYOR”


Alpaslan ayrıca kentsel dönüşümle ilgili değerlendirmelerde de bulundu. Dönüşümün yanlış algılandığını söyleyen Alpaslan, “Türkiye’ye kentsel dönüşüm, olduğundan çok farklı bir biçimde giriş yaptı. Avrupa’da örneklere baktığımız zaman olayın bambaşka bir boyut olduğunu görebiliyoruz. Orada kentsel alanın gerekli toplumsal ve mimari araştırmalar yapılarak, bölgenin gelecekteki kültürünü ve ekonomisini planlamak amaçlanır. Ancak bizim mevzuatımıza ‘Afet riski altındaki mekanların yapılaşması hakkında kanun’ olarak girdi. Bizim ülkemizde genelde büyükşehirlerde belirli alanların dönüştürülmesi şeklinde işliyor. Kentsel dönüşüm mevzu bahis alanın sadece bina olarak dönüştürülmesi anlamına gelmiyor. Bölgede yaşayan insanları da yaşadıkları yerlerden uzaklaştırmadan orayı dönüştürmektir. Çünkü olayın çok ciddi bir sosyolojik ve ekonomik tarafı var. Türkiye’de genellikle ekonomik açıdan belirli bir seviyenin altında olan insanların oturduğu kentin iyi yerlerindeki bölgelerde, yaşayan insanların oralardan uzaklaştırılıp bölgeleri daha üst nitelikte yapılaştırmak şekliyle yapılıyor. Bu son derece yanlıştır. En büyük örneğini de İstanbul Sulukule’de yaşadık. Bu soylulaştırma olarak tarif edilen ve yanlış bir uygulamaydı. Avrupa’da buna özellikle dikkat ediyorlar. Bölgenin dönüşümünde o bölgede yaşayan insanların ekonomik durumlarına göre yapılar inşa ediyorlar” yorumunu yaptı.


“KENTSEL DÖNÜŞÜMDE ZAYIF KALINDI”


Alpaslan yerel yönetimlerin kentsel dönüşümde zayıf kaldığını da vurgulayarak, “Kente ve kentliye zarar veren, vahşi kentsel dönüşüm adı verilen sistemin İzmir’e gelmemesinden rahatsız değilim. Ancak bu hiçbir şey gelmesin, yapılmasın anlamına da gelmiyor. Bu konuda doğru örnekler var. Belediyeler de bu doğru örneklerden yola çıkmalı. İzmir’de doğru kentsel dönüşümü başarmamız gerekir. Bu yönde belediyelerin çabaları var. Örneğin Gaziemir’de ve Ege Mahallesi’nde güzel örnekler ve denemeler oldu. Ancak bu olumlu düşünceler somuta dönüştürülemiyor. Yapılan projeler hayata geçemedi. Durum böyle olunca da doğru mu yanlış mı yapıldığını tartışamıyoruz. Belediyelerin sorumlulukları artıyor. Yanlış bir şey yapmamak doğrudur fakat hiçbir şey yapmamak da doğru değildir. Kent herkesin gözbebeği fakat çok önemli sorunların da olduğu yerler var. Bu bölgelerde yaşayan vatandaşların yaşam standartlarının artırılması da belediyelerin sorumluluğundadır. Belirtmiş olduğum gibi böylesine kaynakların ve yatırımların kıyıya döküleceğine, bu alanlara öncelik verilse daha doğru bir karar verilmiş olur. Bu konular göz önüne alındığında Büyükşehir Belediyesi’nin İzmir’de zayıf kaldığı söylenebilir” şeklinde konuştu.



 İlk Ses Gazetesi