Kimin bu kentler?

 Kimin bu kentler? Kimin bu kentler?

Hasan Bülent Kahraman: Eski olan hiçbir şeyi sevmiyorum ve özlemiyorum. Ama bugünkü Çamlık, Etiler, Nispetiye Caddesi'yle ilgili sorunlarım var ve bunlar benim 'Kimin bu kentler?' sorusunu sormama yol açıyor



Yaz, benim için şehir anlamı taşır. Daha fazla, daha özgür ve daha lezzet alarak yaşanacağı bir sırada şehir nasıl bırakılır, aklımın hiç almadığı bir sorudur. Yaz geceleri, yaz öğlenleri ayrı bir lezzettir. Akşamüstlerini ise hiç anlatmayayım... Ama kimin bu kentler?

Bu sorunun altında aslında çok somut bir sorun yatıyor.

Şehrin merkezinde bir yerde oturuyorum. Etiler'de. Daha doğrusu Çamlık diye bilinen yerde. Artık neredeyse eski denebilecek bir yerleşim bölgesi. Onun çok eski hallerini anımsıyorum. Onu da ne derhatır ediyor ne de arıyorum.

Ama bugünkü Çamlık, Etiler, Nispetiye Caddesi'yle sorunlarım var ve bunlar benim 'Kimin bu kentler?' sorusunu sormama yol açıyor.

Birincisi, Nispetiye Caddesi'nin hali. Trafiğin hiçbir gün ve saatte aktığını görmedim. Bu uzun caddeye her sokaktan giriliyor, bu uzun caddeden neredeyse her sokağa dönülüyor. Barlar, kafeler, lokantalar art arda açılıyor.

Haydi bu bir zenginliktir diyelim. Ama yayaların yürüme hakkı yok mu? Kent, sadece kaldırıma park etmiş araçların hakkı mıdır? Buyurun, Nispetiye'nin o engebeli, iniş çıkışlı, deve hörgücüne dönmüş, daha bir iki yıl önce döşenmiş kaldırımlarında yürüyün de göreyim. Hele kaldırımların yoldan neredeyse 50 cm yüksek olduğunu, bu sokakta bir de huzur evinin bulunduğunu düşünürseniz durumun vahameti daha iyi anlaşılır.

Evimin önünde büyük ve boş arsalar vardır. Her akşam neredeyse 30-40 başıboş, artık köpekliğini yitirmiş, yozlaşmış hayvan, aç kurt sürüsü gibi etrafa dağılır.

Gelene geçer havlar, saldırır. Arabaların ardı sıra koşturur durur. Yürümenize, hele biraz karanlıksa aracınızla geçmenize olanak yoktur. Bir hanım her gece gelir, işkembe, kelle, kulak, kemik, orada bir yere boşaltır, hayvanları besler; bu yaz sıcağında artıkların üstüne ertesi gün, sinek sürüleri iner kalkar. Kokusu caba. 


AĞAÇ BUDANIR MI? 

Evimin arkası Boğaz'a bakar.

Öyle beğendim, kiraladım. Ama önümdeki ağaçlar uzadıkça uzadı, önümü kapattı. Ağaçlar bir okulun bahçesinde, telefon ettim, terslediler. Belediyeyi aradım, deli olup olmadığımı sordular, bana bir de ağaç budanır mı diye yüklendiler. Paris'te, Londra'da ağaçları budadıktan sonra, aletlerle bakıp hizayı tutturduk mu tutturmadık mı diye ölçtüklerini söyledim, bana çok güçlü bir yanıt verdi, "Oraları Boğaz değil," efendim dedi.

Araya aracı falan da koydum, bir heyet geldi, çok şatafatlı biçimde bahçeyi birlikte dolaştı benimle, bir şey yapılmadı, ağaçlar boy vermeyi sürdürdü.

Trafikte bu bölgeye gelmek ayrı bir dert olduğundan, başka bir semte taşınacağım.

Ama başka sorunlar çıkacak.

Eski bir öğrencim doktora yapıyor ve kent meseleleriyle uğraşıyor. Geçenlerde tezini yazmaya başlayacağını söyledi. "Aman," dedim, "Gel, öncesinde İstanbul'da, Etiler'de, Beşiktaş Belediyesi sınırları içinde bir süre yaşa, sonra başla tezine".

Adını da buldum: 'Kimin bu kentler?' Evet, kimin bu kentler?..

Sabah