Soyak dört alanda dörtnala

Soyak dört alanda dörtnala

Soyak Grubu Başkanı Erkut Soyak, suskunluğunu Radikal gazetesinden Esin Çetinel'e bozdu. Erkut Soyak son 2 yılda sadece iki gazeteciye röportaj vermişti.


 

Babası Yılmaz Soyak'ın sıfır sermaye ile kurduğu şirket ile önce Türkiye, ardından 1974'te Libya ve Suudi Arabistan'da müteahhitlik işleri alarak büyüdüğünü söyleyen Soyak Grubu Başkanı Erkut Soyak, 'Artık ana işkollarımız çimento, gayrimenkul, enerji ve döküm' dedi.

Güler yüzlü, rahat ve samimi tavrıyla odasının kapısında karşılıyor Soyak Grubu'nun başkanı Erkut Soyak ve daha oturur oturmaz da 'Benim çok önemsediğim bir röportaj bu... babamla ilgili olmasaydı kabul etmeyebilirdim açık söylüyorum' diye söze başlıyor... Ve sonra babasının 'film gibi' dediği yaşam öyküsünü bir çırpıda anlatıyor soru sormaya bile fırsat vermeden. Onun için de bu söyleşi bu kez benim sorum ile başlayamıyor!

Söyleşimiz boyunca yalnız babası değil 'bana sürekli destek oldular' dediği annesi, ablaları, eşi, oğulları yani ailesinden bahsediş biçimi de açıkçası çok etkileyici.

Basına demeç vermemeye özen göstermesini ise "47 yıllık know how'ımızı birkaç kez kamuoyuna açıkladık büyük zarar gördük çünkü o bölgelere, benzer projelere müthiş üşüşme oldu" diye açıklıyor. Enerjiye önümüzdeki 10 yılda 1,5 milyar dolar yatırım yapmayı planlayan, çimentoda yurtiçi ve yurtdışına fabrika kurma konusunda çalışmalarını sürdüren ve 2020'ye kadar toplam 50 bin konut yapmayı hedefleyen Erkut Soyak 'bu konuda benden detay istemeyin' demeyi de ihmal etmiyor.

Işte Erkut Soyak'ın ağzından artık işlerinin tamamını oğluna devreden 75 yaşındaki Yılmaz Soyak'ın yalnız Türkiye değil Libya, Suudi Arabistan'ı da kapsayan 'film gibi' iş hayatı...

"Soyak Grubu'nun temelini 46 yıl önce Babam Yılmaz Soyak attı. Müteahhitlikle başlamış iş hayatına. Hiç sermayesi yokmuş. Zaten tüm eğitim hayatı boyunca çok zor şartlarda okumuş. Dört saatte yürüyerek okuluna gidip dört saatte evine dönmüş. Çocukluğu ve gençliğinde eğitim masrafını karşılamak ve ailesine yardım edebilmek için ufak tefek işler yapmış.

Üniversitede ise İTÜ İnşaat Mühendisliği'ni kazanmış. Bu dönemde de hem okuyup hem çalışmış. Mezun olunca büyük bir müteahidin yanında mühendis olarak başlamış. Hesabı son derece kuvvetli, son derece zeki ve akıllı. Bir iki sene sonra kendi işini kuruyor. Küçük bir şirket. Muhtelif müteahhitlik işleri alıyor. Günde 20 saat çalışıyor. Senelerce de devlet müteahhitliği yapıyor.

1970'li yılların başında ise Libya'ya giden müteahhitlerden. 1974'te Libya'ya bir çantayla gidiyor. Ancak bu ülkeden toplam 30-40 iş alıyor. Libya'da ciddi büyüme sağlıyor. 1970'li yılların sonunda Suudi Arabistan'da çok büyük işler alıyor. Hepsi müteahhitlik işi. 1970'li ve 80'li yıllarda binlerce insan çalıştırıyor."

Siz ne zaman gruba dahil oldunuz?

Ben 1985'te gruba geldim ve ben gelene kadar zaten müthiş bir büyüme olmuştu. O dönemde babam iki senede bir Libya'ya beni de 10 günlüğüne götürüyordu. O günleri hiç unutamam. Ne ekmek vardı, ne su... Ekmek hamuru götürüyorduk Türkiye'den. Ofis ve ev yapacaksınız ama hiçbir malzeme Libya'da yoktu. Aslına bakarsanız o dönemde de Türkiye'de de yok. Bu nedenle mecburen İtalyalara kadar gidip oradan malzeme getiriyorduk. O zaman Türkiye'de akreditif açmak nedir bilinmiyor, babam o dönem akreditif açtırıyor yurtdışından inşaat malzemesi getiriyordu... Anlayacağınız film gibi bir şey...

Ben durup durup baba sen bu işi nasıl yaptın derim ona. Müthiş bir başarı... Bir şeyi sıfırdan buraya getirmekle birşeyi devralıp onu büyütmek çok ayrı şeyler. Bu da bir meziyet belki ama sıfırdan bu grubu kurmadığım için hep o mantığı anlamaya çalışıyorum. Müteahhitlik devam ederken 1985 yılında ben geliyorum. Bu dönem ayrı bir dönem oldu.

Babanız bu görevi size telkin mi etti?

Küçüklüğümden beri oku büyü babanın işini devral, felsefesi ile büyüdük. Dolayısıyla şartlı olarak geldik. Ama ben bundan çok memnunum. Yaptığım işi de çok seviyorum.

Babanız büyürken sizi işe ısındırmış anladığım kadarıyla. Çocukluğunuzda Libya'ya gitmeniz tesadüf değil?

Evet onlar hep alıştırmaydı. Bilinçli yaptı, hissettirmeden yaptı... Söyleyerek yapmadı. Kendimizin bulmasını istedi. Sorumluluk verdi. Bunları hep ince ince yaptı... 'Şöyle yap, böyle yap' demedi. Şimdi aynı taktiği ben de çocuklarıma uyguluyorum. İş hayatında da aynısını uyguluyorum. Aynaya baktığımda babama bakmış gibi oluyorum. Babamla artık gözlerimizle bile anlaşıyoruz. Konuşmamız gerekmiyor. Aynı zamanda çok iyi bir dost. Onun varlığı müthiş bir güç ve rahatlık.