Tulip City Oteli sanat galerisini andırıyor

Tulip City Oteli sanat galerisini andırıyor

Beyoğlu Meşrutiyet Caddesi’nde yeni bir otel açıldı: Tulip City. 4 yıldızlı, 66 odalı. Otelin dış mimarisi de ilginç, içi de. Hatta önünden geçerken dev camlarla kaplı lobiden içeriye bakmadan edemiyor in



Öyle ki sanat galerisi sanıp “Gezebilir miyiz” diye soranların olduğunu anlatıyor görevliler. Bu sıra dışı otelin mimari Kaan Çetinkaya. Pek çok butik otel projesine imza atan Çetinkaya “Burayı geçmiş ve geleceğe atıfta bulunan, benzemez şeyleri bir arada barındıran heteropya akımıyla yaptım. Bu benim ütopyamdı” diyor

Kaan Çetinkaya (39) Ankaralı. TED  Ankara  Koleji mezunu. Üniversite eğitimi Bilkent’te yapmış. İç mimari ve çevre tasarımı okumuş. Daha sonra da pazarlama ve tasarım üzerine master yaparak 1998’te İstanbul’a gelmiş. Önce tasarım ürünleri satan dünyaca ünlü bir İtalyan şirketinin Türkiye temsilciğini üstlenmiş. Kendisi de tasarımlar yapmaya başlayınca “Neden kendi markamı yaramıyorum” diyerek İtalyanlarla vedalaşmış ve kendi ürünlerine ağırlık vermiş. İlk müşterileri Nişantaşı’nın sosyetik hanımları olmuş. Evlerini döşediği kadınlar yapılanlardan memnun kalınca iş adamı eşlerine tavsiye etmişler onu. Ardından ev dizaynını bırakıp otellerle ilgili işler almaya başlamış.

HETEROPYA AKIMINDAN YARARLANDIM

Bu aşamayı “evlerden otellere sıçradım” diye yorumluyor Çetinkaya: “Projelerim otel olunca çalışma alanım farklılaştı. Otellerin seyahat edenlerin ihtiyaçlarını karşılaması ve kentin kültürel dokusunu taşıması lazımdı. Bunları göz önüne alan projeler çizdim. Yeni varyasyonlar denemeye başladım. Hatta Türk kültürünün önemli bir öğesi olan hamamları da teknolojiyle buluşturup, alışılmadık bir tarzda yorumladım. Konseptim ‘heteropya’ olarak yorumlanan tarz. Bu olgunun temeli 1950’li yıllarda atılmış. Yeni malzemelerin sağladığı özgür formlarla çağdaş mekanlar yaratılıyor. Modern dönem olarak adlandırılan bu süreçte mimari yapılar ve iç mekânlardaki tasarımlar giderek geçmiş zamanla bağını kopardı, özgürleşti. Yepyeni formlar ortaya çıktı. Gelecekle ilgili her türlü tasarımın ütopyaya doğru gittiği bir dönem başladı. O dönemki gelecek algısını bilim-kurgu filmlerinden anlamak da mümkün. Ancak modernizm denilen bu sosyal psikolojide insanoğlu giderek geçmişinden kopuyordu. Hiç bitmeyecek arayış sürecinin bir parçası olan tatminsizlik krizi patladı. Bu bir kimlik kriziydi. Her ne kadar çağdaş malzemelerle yeni formlar, özgür tasarımlar yapma imkânı olsa da; bu yenililiklerin geçmişten gelen semboller ve formlarla bir arada olabileceği düşünülmeye başlandı. Bu dönemde bilim-kurgu filmlerinde de uzay araçlarının yanı sıra yıkık eski binalar; çok modern formların yanında klasik objeler görmeye başladık. Modern dönemin gelecekle ilgili ütopyası artık benzemez şeylerin bir arada olduğu heteropya anlayışına dönüştü. Projelerimi çizerken hep bu akımı örnek aldım. Son örneği de Beyoğlu Tepebaşı’nda açılan otel oldu.”

GENÇ TURİSTE HİTAP EDECEK

Çetinkaya bir oteli dizayn ederken sadece mimarinin değil, iş geliştirme ve pazarlama unsurlarının da önemine inanıyor. Tulip City otelini yaratırken Beyoğlu’nun genç turist profilini hedeflemiş. Otelin terasında Haliç manzaralı modern aydınlatmalı bir restoran var. Otelin arkasında Asmalımescit sokağına açılan başka bir restoranı da bölgenin dokusuna uygun tasarlanmış.
Çetinkaya, “Çağdaş form ve malzemelerin yanı sıra geçmişten gelen klasik obje ve formlar da kullandım. Çağdaş formlarla kaplı metal duvar resepsiyon bankosuna dönüştü. Klasik bekleme koltukları da koydum. Yanlarına da kütükten oturaklar ve modern tasarımlı sehpaları yerleştirdim. Yine insanları şaşırtmak için mankenlere abajur taktım. Lobi girişindeki zeminde beton kullanılırken, içine bölgede geçmişte sıkça kullanılan çinileri düzensiz olarak gömdürdüm. Otelin bodrumuna da sevimli ve küçük bir SPA tasarlandım. Hamamda da şaşırtan formlar kullandım. Tüm odaların zeminindeki halılarda bir Osmanlı motifi kullanıldı. Ancak arka planda son derece aykırı renklerde bir fon oluşturuldu” diyor.

Cahit AKYOL/Hürriyet Cumartesi