Konut sektörü şaha kalmış basında haber yok!

Konut sektörü şaha kalmış basında haber yok!



Hakkı Devrim Radikal Gazetesi'ndeki bugünkü Cihannüma adlı köşesinde "Konut sektörü şaha kalkmış; Basında reklam var, haber yok" adlı başlıklı yazıyı kaleme aldı



Hadisenin adını koyan ifadeye, Star gazetesinde rastladım: «Ali Ağaoğlu yeni konut projesinin reklam yüzü oldu» (25 eylül) denmişti. Böyle bir kavram oluştu galiba. Mesela «Şafak Sezer Vodafone’un reklam yüzü oldu» diyorlar.
25 eylül tarihli gazetelerde sizin de dikkatinizi çekmiştir. Ben merak edip saydım. Birçok gazetenin manşet üstü fotoğrafı Ali Ağaoğlu’nun sevimli kellesiydi. (Yanılıyor muyum? Büyük iş insanından çok, yaramaz bir çocuğa benzemiyor mu?)
Kapağı açıyorsunuz, üçüncü sayfada bir Ali Bey fotoğrafı daha: sayfa boyunca. Bu sayfada yakışıklının resmi iki özdeyişle anlamlandırılmış: «Bu ülkede, herkes iyi yaşamayı hak ediyor» imza Ali Ağaoğlu. Gene de, «Bu ülkede herkesin iyi yaşaması benim teminatım altındadır» demeye kadar götürmemiş iddiasını.
Asıl slogan yeterince kısa ve net: «10 bin peşin, daire senin!»
Görülmüş hal değil yani!
Hürriyet’in sayfalarını çevirmeye devam edelim. (Ha, Ali beyin sayfanın altında yer verilmiş kartvizit metnini de aktarayım size: «Ağaoğlu. Yaşam Mimarı.»
Beşinci gene tam sayfa bir konut reklamı: «SİNPAŞ varsa SİNPAŞ’ta oturulur» diyor. Sayfaları çevirdikçe merakım arttı. Başa dönüp saymaya başladım. Hepsi Ali Ağaoğlu’nun veya Sinpaş’ın değil tabii; çeşitli inşaat firmalarının reklamları. Allah için iyi hazırlanmış, estetik açıdan da aydınlık, açık, ne dediği, vaat ettikleri anlaşılır reklam sayfaları. Usta işi bir reklam kampanyasıdır, 25 eylül 2010 perşembe günkü Hürriyet gazetesini (işgal etmiş diyeceğim, geliyor) süsleyen ve 26 ayrı parçadan oluşan bu reklamlar. Basın-yayın dünyası için elbette ferahlatıcı, iyi bir haber; Nerde hareket orda bereket özdeyişinin iç açıcı bir örneği.
İyice merak etmiştim, bir bir saydım o günün gazetesindeki (Hürriyet’teki) konut reklamlarını: tam sayfa reklam sayısı 15’ti; üçte iki, yarım, dörtte bir sayfa reklamların toplamı da 6 tam sayfa etti mi? Etti! Demek o gün Hürriyet’in 21 sayfası konut reklamlarına tahsis edilmişti. Aynı gün Hürriyet’in ana gazetesi 48 sayfaydı. Neredeyse yarısı konut reklamlarına ayrılmış demektir.
*
Yalnız Hürriyet değil, gazetelerin hemen tamamında, haber ve yazılar için park edecek yer kalmamıştı, diyebilirim. Reklam verenler de Ağaoğlu ile SİNPAŞ’tan ibaret değildi. Bunlar da dahil 18 ayrı konut yapım firması saydım.
Bu konuyu haberleştirmeyi düşünebilmiş tek gazete Star’dı. Ağaoğlu’nun reklam filmini Sinan Çetin’in çektiğini oradan öğrendim.
Şu haber de oradaydı: «Ağaoğlu kampanya yüzü olmak için 1 milyon dolar ücret aldı.» Birisi ona teklifte bulunmuş. Kimdir? Konut yapımcıları diye bir şirket, birlik, dernek mi var?
Kampanyada kullanılacak fotoğrafları da Ara Güler çekmiş. Herhalde güzel haberler bunlar. Daha çok reklam haberleri. Peki bu kampanyanın asıl sahipleri kimlerdir? Konut yapım sektöründeki son hızlı gelişme ekonomimizde ne anlama gelmektedir? Mimarlık açısından mantar gibi biten bu siteler ne gözle görülmekte, şehircilik açısından nasıl bir dönüşümü ifade etmektedir?
Beride Ufuk Sandık «Lüks oto alabilecek zengin sayısı 30 bine çıktı» diyor. Bu alanda da hızlı bir hareket ve bereket hissediliyor.
Bu memlekette iktisadî gelişmeleri merak etmek acayip bir tecessüs ve işgüzarlık değilse şayet, haberleri ve yorumlarını gazetelerden değil de nereden alacağız. Ali Ağaoğlu’ndan mı?

Kont Faber-Castell’den ricam

Yazmak fiili akla kâğıt ile kalemi getirirdi. Kalem kuş tüyünden yola çıktı, kurşun ve dolmakalemlere dönüştü; şu anda elimde, hâlâ en iyisini bulamadığım bir tükenmez var.
Başlangıçta yazı piyanosu da denen, ilk beratı 1714’te İngiltere’de alınmış daktilonun (ki adı Yunanca «parmak», daktylos kelimesinden gelir), seri imalat halinde üretilmesine 1930 yılında başlanmıştır. Ben 1 yaşındayken. Biz daktilo ile 1956 yılında buluştuk. Gazete hepimize birer daktilo aldı(!), aydan aya ödedik.
Ben, daima iki işaret parmağımla ve hızlıca yazabilir hale de gelmiştim doğrusu. Ansiklopedici olunca bu işi profesyonel daktilo-yazarlara devrettik. Yıllar geçti ve arada ben yeniden buluştuğum kalemle olan yakın dostluğumu pekiştirdim. Tükenmez kalemler işimi hayli kolaylaştırdı, diye düşünürken... bir de tükenmez beğenmezlik çıkardım ki, hiç sormayın! Kitap kırtasiye dükkânı olan kız kardeşim Işıl arıyor. Geçen gün kalem koleksiyoncusu dostum Doğan’a sordum (evet, Hızlan’a) doğrusu pratik bir sonuç alamadım. (Bir yol gösteren olsa ömür boyu dua edeceğim.)  Elimde her gün saatler boyu bir kalem tutuyorum. Hayatımın en önemli malzemelerinden biridir. (Herhalde adını bile tam çıkaramadığım, giderek olmazsa olmaz nitelik kazanan, gene tuşlu-elektrikli-ekranlı düzene cesaret edene kadar.)
Benim gibi kalemşör sıfatını kaybetmekten korkanlara, gözlerine ilişmediyse benim bir iyi haberim var.
Kont Anton-Wolfgang Graf von Faber-Castell hazretlerinin dediğine göre (Evet, ünlü kalem firması Faber-Castell’in sahibi olan zat), «Nasıl çakmağa rağmen kibrit yok olmadıysa, Dijital Çağ’a rağmen kalem de, defter de var olmakta devam edecek» demiş. (Hürriyet, 27 Eylül).
Sanki benim durumumdakileri çağ dışı kalma kompleksinden sakınmak istemiş. Devam ediyor: «İnsanlar kalemle not almayı, yazmayı, çizmeyi, boyamayı sürdürecekler. Her şeyi bilgisayarda yapamayız. Oyuncakçılıkta lego çok başarılı bir örnek bu bakımdan. Kendini doğru konumladı ve hâlâ çok başarılı. Biz de ürün çeşidimizi çoğaltacağız, ama ana ürünümüz hep kalem olacak. Bakın lüks kurşunkalem yaptık, çok başarılı oldu. Demek ki mümkün» demiş.
*
Mürekkep hokkası, dolmakalem hasreti değil benimki de. Canımı sıkıp keyfimi kaçırmayacak bir tükenmez kalem yapsınlar. Faber-Castell’cileri yere göğe sığdıramaz hale gelirim.
Haydi iki gözüm kont Anton-Wolfgang hazretleri! Bütün ümidim sizde.
Radikal/Hakkı DEVRİM