Zorlu gayrimenkul sektöründe de iddialı

Zorlu gayrimenkul sektöründe de iddialı Zorlu gayrimenkul sektöründe de iddialı

Zorlu, enerji, tekstil, beyaz eşya, elektronik ve gayrimenkul sektörlerinde büyümek üzere yola çıktı.

Önce Denizbank'ın yüzde 75 hissesini Belçikalı Dexia'ya 2 milyar 437 milyon dolara satarak sürpriz yaptı. Ardından 15 büyük grupla yarışarak Karayolları arazisini rekor fiyata alarak şaşırttı. Ahmet Nazif Zorlu, şimdi enerji, tekstil, beyaz eşya, elektronik ve gayrimenkul sektörlerinde büyümek üzere yola çıktı. Zorlu 'Birincilik peşinde değiliz ama piste hep önde koşacağız' diyor.
 
Ahmet Nazif Zorlu... Türkiye'nin sıfırdan başarı öykülerinin en parlak örneklerinden birinin yaratıcısı. Tekstilde, beyaz eşya ve elektronikte yaptığı yatırımlarla 1980'lerden sonra Türkiye'nin önemli gruplarından biri haline gelen Zorlu, 1997'de özelleştirmeyle sadece beyaz bir kağıt ve bankacılık ön izni olarak bünyesine kattığı DenizBank'ı, 2006'da 2.5 milyar dolara Belçikalı Dexia'ya satarak farklı bir kulvara girdi. Finanstan çıkıp yeni bir sektör olarak gayrimenkulü seçen Zorlu'nun yine özelleştirmeden 15'e yakın grupla yarışarak 800 milyon dolara Karayolları arazisini satın alması ise başka bir sürprizdi.

Son dönemin Türk ekonomisine yeni heyecan getiren işadamlarından biri olarak dikkat çeken Ahmet Nazif Zorlu, şimdi enerji, tekstil, beyaz eşya, elektronik ve gayrimenkul sektörlerinde büyümek üzere yola çıktı. Zorlu, "Birincilik peşinde değiliz ama pistte hep önde koşacağız" diyor. Açılan davalar nedeniyle Danıştay 6'ncı Dairesi tarafından durdurulan daha sonra ise itirazı kabul edilen Karayolları arazisiyle ilgili korku yaşamadığını söylüyor ve "Ülkemden, hukukundan korkmuyorum. Ülkemden kazandığımı ülkeme yatırıyorum. Kazandığım para artık benim değil Türkiye'nin. Yatırımlara devam edeceğim" diyor.

Referans muhabiri Zorlu ile hem dünya hem de Türkiye ekonomisinde yaşanan gelişmeleri ve grup stratejilerini konuştu:
 
Dünya ekonomisinde ciddi bir kriz döneminden geçiyoruz. Gelişmeleri nasıl yorumluyorsunuz?

Dünyada 1990'lı yıllarda Amerika'da başlayıp ardından Çin, Hindistan gibi ülkelerin katıldığı bir büyüme süreci yaşandı. Bu büyüme süreci dünyayı büyüttü. Çin, yüzde 13'lere varan büyüme oranlarına ulaştı. Her yıl Avrupa'nın yarısı kadar büyüme demek bu. Bir de 1991'de başlayan demirperde ülkelerin dağılması da dünya ekonomisine olumlu yansıdı. O ülkelerde de tüketimin başlamasıyla dünyaya canlılık, para bolluğu geldi. 2002'den beri ise dünyada yaşanan para bolluğunu ben hayatım boyunca görmedim. Milyar dolarlar rahatlıkla konuşulur oldu. Ancak şimdi yeni bir dönem yaşanıyor. ABD'de finans sektöründe başlayan krizin nedeni 30 sene vadeli kağıtlarla fiktif büyümeler. Sanal ticaretin kağıt üzerinde büyümesi. Bunun getirdiği bir balon vardı. Balon patlamadı da, delindi, küçülmeye başladı.
 
Resesyondan söz edebilir miyiz? Türkiye'ye nasıl yansıyor bu kriz?

Evet resesyon görülmeye başladı. Ama Türkiye birinci çeyrekte büyüdü. Bu da enteresan. Bu gelişmiş ülkelerde başlayan kriz gelişmekte olan ülkeleri etkileyecek. Türkiye'yi etkiler mi? 2001'deki kadar etkileyeceğini düşünmüyorum. Türkiye'de hiçbir şey olmazsa bir soru işareti olur. Etkilenmeyeceğim, etkilenmeyiz diye bir şey yok. Tedbirli olunmalı. Fazla borçlanmamak, açık pozisyonda kalmamak, risk altına girmemek lazım. İhracatta önemli artış var. İç pazarda durgunluk var mı derseniz, var. Bu da gerçek. Türkiye özelleştirmeleri yapmasaydı, radikal kararları almasaydı, Özal döneminden beri piyasa ekonomisine geçmeseydi çok daha kırılgan olurdu. Bugün artık devletin elinde hiçbir şey olmaması lazım.
 
Özelleştirmelerde yabancı sermaye de etkin oldu. Bu arada sizin banka da dahil satışlar oldu. Yabancı sermayeye yönelik bazı eleştiriler, korkular var.

Dünyaya baktığınız zaman Amerika'yı yeniden keşfetmeye gerek yok. Avrupa'da bankalara baktığınız takdirde halka açık şirketlerin yüzde 50-60'ı yabancılarındır. Önemli olan senin kurumlarının zenginleşmesidir. Kurumlar ne kadar çok kârlı olursa devlet de oradan vergisini alır. Türkiye niye hâlâ bu durumda. Avrupa'ya bakın alt yapısını tamamlamış, insanların sosyal hakları tamamlanmış, işsizlik oranı az, herkes geçimini temin ediyor. Önemli olan bu. Paran yok büyüyemiyorsun. Adam 500 milyar dolar getirse kötü mü olur. Bana göre bu tartışma artık yersiz.
 
Bankanızı sattığınıza memnun musunuz?

Nasıl memnun olmayayım ki. Ticarette memnuniyet sattığınız fiyatla bugünkü fiyata baktığınız zaman anlaşılır. Şimdi niye sattık bankayı? Bankacılık öyle bir şey ki kazanıyorsun, büyümek mecburiyetindesin. Devamlı sermaye koyacaksın. Can dayanmaz. Sadece bankacılık yapıp orada büyüyeceksin, kazandığını içeriden çekmeyeceksin.
 
Denizbank satışından ciddi bir sermayeniz oldu. Finanstan da çıktınız. Bundan sonrası için stratejileriniz ne?

Zorlu Grubu olarak yatırımlarımıza devam ediyoruz. Tekstil, beyaz eşya ve elektronikte yatırımlarımız vardı. Finans sektöründen çıktıktan sonra dedik ki yepyeni bir sektöre girelim. Gayrimenkule girdik. Enerjide de büyüme kararı aldık. Bugün Türkiye'nin enerjiye büyük ihtiyacı var. Bugüne kadar neden enerjiye gitmediniz derseniz, sektörün devletin elinde olmasıydı. Yüzde 90 devletteydi. Devlet kar zarar hesabı yapmıyordu. Mesela elektrikte otomatik fiyatta geç kalınmıştır. Daha evvel olsaydı bu elektrik fiyatları daha gerçekçi olurdu. Bugünkü zam bu kadar yüksek olmazdı. Alıştıra alıştıra yapılırdı.
 
Enerjide neler yapacaksınız. Projeleriniz neler?

Rüzgar, kömür ve hidrolik konularında yatırım yapacağız. Dağıtımlardan da bazılarına gireceğiz. 2012 yılında 4000 megavat güce ulaşmak hedefimiz.
 
Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Türkiye'nin stratejik sektörlerini belirleyen bir çalışma yapıyor.

Türkiye'nin sektörel bazda nasıl büyümesi gerektiğini belirlemesi, bir sanayi politikası olması lazım. Mesela otomobil. 10 yıl önce bu sektör sıkıntıdayken bugün ihracatı 20 milyar dolarlara çıkmış. Efendim bunun yüzde 80'i ithalat diye eleştiriliyor. Olsun kendini geliştirirsin, yan sanayi kurarsın. İstihdam yaratıyorsun. Montajla da başlayabilirsin. Bu zaman içerisinde olur. Biz Manisa'da beyaz eşya fabrikasını kurduğumuzda bir tek yan sanayi yoktu. Şimdi 15-20 yan sanayi kuruluşu var. İthalattan da çekinmemek lazım.
 
Tekstil konusunda bazı soru işaretleri var. Sizin tekstilde de önemli yatırımlarınız var. Bu sektöre yönelik bakış açısını doğru buluyor musunuz?

Tekstil emek yoğun bir sektör. Sanıldığı gibi bitti diye de bir şey yok. Geçen yıl 20 küsur milyar dolar ihracat yaptı bu sektör. Bu sektörü gözden çıkaramazsınız. Bizim grup olarak tekstilde ihracatımız 5'inci ay sonu itibariyle yüzde 20'nin üzerinde arttı. Türkiye'nin geçmişine baktığınız zaman tekstilin bir geçmişi var. Biz artık tekstilde alt yapıya sahibiz, her türlü birikimiyle çok iyi yerlere geldik. Biz Zorlu grubu olarak 2005 yılında ihracatımız yüzde 25 düştü. Ama farkı gördüler. Geri gelmeye başladılar, bizim kalitemizi anladılar.