Emlak sektörünün dili çözüldü! Emlakçı balonu patlıyor!

Emlak sektörünün dili çözüldü! Emlakçı balonu patlıyor! Emlak sektörünün dili çözüldü! Emlakçı balonu patlıyor!

Ev almayı düşünen birçok vatandaş emlakçı emlakçı gezmekten ya da bütün gün boyunca sitelerde dolaşmaktan sıkılmış durumunda. Hürriyet Gazetesi yazarı Mehmet İren, bugünkü yazısında, emlakçıların en çok söylediği bahaneleri anlattı.


Hürriyet Gazetesi yazarı Mehmet İren, bugünkü yazısında emlakçıların en çok söylediği bahaneleri ve emlak sektörünün dilini kaleme aldı. İşte o haber...

“Yalnız şöyle bir mesele var...” Bakın ben bu girişi duydum mu gardımı alırım. Bir cümleye bakarım sonu nereye gidecek diye, bir de söyleyene bakarım acaba emlakçı mı diye. Bir emlakçı lafa böyle girdiğinde de içimden o daha cümlesini bitirmeden oradan koşarak çıkmak gelir. Bilirim ki lafın sonu iyi bir yere gitmediği gibi, o anda hayal bile edemediğim saçmalıkta noktalara bağlanacak.

Bunu ilk duyduğumda gençliğimin baharında, öğrenci sıfatıyla bulunduğum şehirde arkadaşlarla umutsuzca ev bakıyordum. Bakıyordum ama pek de göremiyordum çünkü biliyorsunuz öğrenciye ev verilmez, onun yerine anonim anekdotlar verilir. O dönemin yaygın anonim anekdotu şuydu: Ev tutan bir öğrenci grubu yan dairedeki kızlarla arkadaş olmuş. Apartmanda birbirlerine gidip gelmeleri laf olmasın diye duvarı delip birbirlerinin dairelerine kapı açmışlar.

Evin banyosu yok

Benim o dönemde durup durup dinlediğim bu yalan dolan hikâyeden çıkardığım kıssa, öğrenciye ev verilmez değil, kiracının özel hayatına gerekli gereksiz burnunu sokarsan durduk yere duvarından olursundu. Ama tabii ev sahipleri öyle değerlendirmemiş.

Neyse adam bize ev diye bir yer gösterdi. Mutfak yok hükmünde, tuvalette sadece bir delik var, ayrıca çıkma kat olduğu için odalardan ikisinde ayakta duramıyorsun. Sonra durdu, “Yalnız” dedi, “Küçük bir mesele var.” Bakıyorum, benim gördüğüm onlarca meseleden hangisini bahis yapmaya değer buldu acaba diye. “Evin banyosu yok” dedi. Bir durup düşündüm, hakikaten de yok. Gözümüz evin diğer alanlarının korkunçluğundan öyle şaşılaşmış ki banyonun yokluğunu fark etmemişiz bile. “Ama biliyorsunuz şehrimizin altı hep sıcak su, her yer hamam, bu sokakta da bir hamam var hatta” diye bağladı.

Bu kan donduran pratik çözümcülükten yıllar sonra yine karşımda bir emlakçı var ve “Yalnız şöyle bir mesele” diye lafa giriyor. Elimi uzatıp ağzını lafın gerisini getirmeden ördek gagası gibi tutmak istiyorum. “Ev sahibi biraz sorunlu” diyor. “Sorunu biraz açabilir miyiz” diyorum. “Büyük bir şirkette üst düzel yönetici kendisi, bankalarda da yönetici arkadaşları var onların kanalıyla bir güvenlik önlemi olarak kiracının banka hesaplarına bakıyor, kirayı ödememe gibi bir durum olur mu diye” şeklinde cevap geliyor.

Şimdi ben bu adama “Dayıoğlu senin ‘sorun’ olarak kodladığın şey bildiğin suç” diyebilirim, demiyorum. Çünkü Allah’ın her manyağını ben mi hizaya çekmeye çalışacağım? “Hayırlı işler kardeşim bana akli melekeleri yerinde ev sahibi lazım” deyip uzuyorum.

Unuttuğum o jargon

Valla ben bir süredir bunlarla muhatabım sevgili günlük. Ev bakmaya çıkıyorum ki bu da bir havanı almak sayılır. Emlak sitelerinde geze geze unuttuğum bir jargonu tekrar hatırladım. ‘Hayvanseverlere uygun’ yazıyorsa evin eskiden kömürlük olduğunu, ‘şirin daire’ tanımının net 40 metrekare veya daha az anlamına geldiğini, ‘lüks’ dendiğinde kartonpiyer ve garsoniyer aydınlatması takıldığı için fiyatı katlanmış düz daireden bahsedildiğini, ‘keyifli’ kelimesinin bol keseden ortalığa saçıldığını falan biliyorum artık.

Ev sahipleri uzayda yaşar gibi fiyatlar çekiyor, emlakçılar yüzyıllardır dünyanın en saçma cümlelerini sanki normal bir şey söylüyormuş gibi kuruyor, o nasıl olabiliyor, onu hâlâ tam olarak bilemiyorum yalnız.
Bir de sükûnetimi daha ne kadar koruyabilirim ondan emin değilim. Her an “Yalnız şimdi küçük bir mesele var” diye lafa girip “benim vaktimi bu zırvalıkla aldığınız için sizi paralayıp öyle ayrılacağım buradan” diye bitirmek istiyorum yer yer. Her an yapabilirim.