19 / 08 / 2022

MTM Yapı Kocaeli'nin en büyük konut projesini yapacak!

MTM Yapı Kocaeli'nin en büyük konut projesini yapacak!

MTM Yapı Denetim Firması'nın sahibi Ayşe Hacet Aşar, denetimi yapılacak en büyük konut projesini almanın mutluluğunu ve gururunu yaşıyor. Bizim Kocaeli gazetesinde yer alan Ayşe Hacet Aşar röportajı;



Ayşe Hanım sizi biraz tanıyabilir miyiz? 

- 1 9 Ağustos 1 982 Manisa Akhisar doğumluyum. Kocaeli Üniversitesi İktisat Bölümü mezunuyum. Evliyim, bir çocuk annesiyim. 



Manisa'dan ilimize gelişiniz nasıl oldu? 

-Babam inşaat mühendisiydi, Akhisar'da müteahhitlik yapıyordu. O dönemde Türkiye ekonomisi rayına oturmamıştı. Enflasyon inişli çıkışlıydı. Bir günde fiyatlarda büyük değişiklikler oluyordu. Ve babam ciddi şekilde iflas etti. Borcu kapatabilmek için de şehir dışına çıktı, Türkiye'nin değişik illerine gitti, şantiyelerde çalıştı. GAP projesinde çalışırken biz de Urfa'ya gitmeye hazırlanıyorduk. Ortaokul son sınıftaydım, okulumun bitmesini bekliyorduk. Hatta Urfa'da ev bile bakmıştık. Ama o sırada Urfa'daki iş bitti, babam Kocaeli'de iş buldu. O yüzden Kocaeli'ye geldik. Urfa'ya gitseydik belki bambaşka bir hayatımız olacaktı. Kocaeli'ye gelince Körfez'e yerleştik, Hacı Osman Mahallesi'ne. Liseyi burada bitirdim, daha sonra Kocaeli Üniversitesi İktisat Bölümü'nü okudum. Okulu bitirir bitirmez de Avrupa Birliği İş Geliştirme Merkezi'nin projesine katıldım. Küçük firmaların ihracatını geliştirmeye yönelik bir projeydi bu. 



Nereden aklınıza geldi böyle bir projeye katılmak? 

-ABIGEM sınav açmıştı. Ben de son sınıftaydım. Yaklaşık bin kişi girdi sınava, ilk 30'da yer aldım. Okulum bitince beni işe yerleştirdiler. Bu benim için inanılmaz bir fırsattı. Çünkü mezun olur olmaz ne 'Şimdi ben ne yapacağım' derdi vardı, ne de iş arama derdi. 



FABRİKA TAŞININCA... 



Kursta ne gibi bir eğitim aldınız? İş hayatına nasıl atıldınız? 

-KOBİ'lerin ihracatlarını geliştirmeye yönelik bir projeydi bu. 

Önce 6 ay eğitim verdiler, sonra da bizi proje kapsamında anlaştıkları firmalara yerleştirdiler. Beni de Körfez'de bulunan bir çikolata fabrikasına (Çağla Çikolata) yerleştirdiler. Amaç o firmaların ihracatını geliştirmek, ihracat yapmıyorsa ihracata başlatmaktı. Fabrikanın operasyon bölümünde işe başladım, sonra ihracat müdür yardımcısı oldum. Orada 4 sene çalıştım. Güzel ve başarılı bir dönem geçirdim. Firmanın ihracatını artırıcı yönde faaliyetlerde bulunduk. Zaten yoğunlukla ihracat yapan bir firmaydı. Ancak fabrikanın büyük bölümü Adapazarı Hendek'e taşınınca benim de iş hayatımın yönü değişti. 

O arada İstanbul'da bir yapı denetim firmasının sahibi internetten babamı bulmuştu, burada şube açmak istiyordu. 2000 yılında babam Körfez'e şube açtı. Tek başına çalışıyordu, sonra yanına bir eleman aldı. Ben nişanlandım o sırada. Eşim de babamla çalışmaya başlamıştı. Sonra bir şirket kurdular. Kocaeli MTM Yapı Denetim. İşler yoğunlaşınca beni yanlarına çağırmaya başladılar. 4 kişi çalışıyorlardı o dönem. Ben geldikten sonra bir şirket daha kurduk, personel sayımız da 35-40'a kadar yükseldi. Tabi ben geldikten sonra bunlar olduğu için haliyle birazcık kendime pay çıkarıyorum. Benim yapımda durup beklemek yoktur, hep ileriye gitmek vardır. 



Bir anda kendinizi tamamıyla yabancı bir işin içinde buldunuz, zorluk çektiniz mi? 

-Babam ve eşim şirketi kurduklarında çok zorlandılar, bana sürekli 'Gel buraya, bir düzen oturt. İstiyorsan yine gidersin' dediler. Geldim ama sürekli büyüdüğümüz için ben gidemedim. 'Tamam son noktaya getirdim' diyemediğim için, hep 'Bir şeyler daha yapmamız lazım' dediğim için buradayım. Evet, bildiğim bir iş değil ama şirket yönetimi sonuçta. Fabrikada da yöneticilik yapıyordum, orada da elemanlarımız vardı. Bir de iktisat mezunuyum, bildiğim konular. Önce mali tabloları düzenledim, biraz personel alımı yaptım. Daha sonra müşteri ilişkilerine el attım, yeni müşteri bulma yönünde çalışmalar yaptım. Biraz pazarlama kabiliyeti, biraz yöneticilik kabiliyeti olduğu için çok zorlanmadım. İlk etapta işin teknik yanıyla uğraşmadığım için zor olmadı. Gerçi şimdi de uğraşmıyorum. Ben daha çok müşteri ilişkileri, belediye ilişkileri, resmi kurumlar gibi konularla ilgileniyorum. 



ŞİRKETİN YÜKÜ BENDE 



Şirketteki pozisyonunuz nedir? 

-Şirket sahibiyim. Biz bir aile şirketiyiz. 

Babam ve eşim de burada. Gölcük'te de bir şubemiz var, eşim daha çok orada duruyor. Babam da biraz daha teknik boyutla ilgileniyor. Şirketin mali işleri, personel, müşteri ilişkileri ağırlıklı olarak bende. Şirketin yükü bende, ön planda ben varım diyebilirim. 



Bu işi ailenizin ısrarı üzerine kabul ettiğinizi biliyoruz. Sevebildiniz mi yoksa 'kader' mi diyorsunuz? 

- İktisat mezunuyum ve şu an alakasız bir iş yapıyorum. Yapacak bir şey yok, kısmet. Biraz da hayat insanı yönlendiriyor, her şey senin istediğin doğrultuda olmuyor. Mesela ben ihracatı çok sevmiştim, 'Bundan sonra hep ihracatla uğraşırım' diye düşünüyordum ama olmadı. Fakat insanlarla iletişimi sevdiğim için, benim görevim de ağırlık olarak müşterilerle ilgilenmek olduğu için ben işin sevdiğim kısmını yapıyorum. Tabi insanın kendi işini yapmasının bir stresi, yoruculuğu var. Hiçbir zaman kafan rahat olmuyor. Hiçbir zaman 'Şöyle 10 gün tatile gideyim, telefonumu da kapatayım, dinleneyim' diyemiyorsunuz.  



Bir dezavantajınız daha var. İş yerinde hem eşinizle hem de babanızla birlikte çalışıyorsunuz. Bununla nasıl baş ediyorsunuz? 

-İş bölümümüz var. Mesela babam buraya müdahale etmez. Eleman alınmasına, çıkartılmasına, mali işlere karışmaz. Birazcık ayrıyız o konuda, yapımız değişik biraz. Eşim ağırlıklı olarak Gölcük tarafında ama burada olsa da durum değişmez. İş yerinde kesinlikle eş gibi değiliz. Hatta müşteri görüşmesine birlikte gittiğimiz zamanlarda kimse karıkoca olduğumuzu anlamıyor. Hissetmiyorlar bile. Söylediğimizde çok şaşırıyorlar. Birbirimize olumsuz etkimiz yok, herkesin alanı belli, herkes işine bakıyor. 



EŞİNİZ BAKMAK ZORUNDA 


Genelde eşler aynı iş yerinde çalışmayı tercih etmez ve bu durum sıkıntı yaratır. Ama siz hiç sıkıntı yaşamadığınızı söylüyorsunuz. 

-Genelde yaşamıyoruz. Ancak iş yerinde herhangi bir sıkıntı olduğunda ikimiz de sıkıldığımız için ikimizin de morali bozuk oluyor. Birimizden biri başka iş yerinde çalışıyor olsa, diğerine moral verebilir. İş yerinde olumlu bir şey gelişmişse, mesela yeni bir iş almışsak, ikimiz de moralli oluyoruz. Zaten eşim çok anlayışlıdır. Ben hırslıyımdır, çalışmayı çok severim, o daha sakindir. Yapılarımız çok farklı, çok zıtız. 0 da hırslı olsa sıkıntı yaşayabilirdik. Ama o kendi halindedir, 'mutlu olalım, huzurlu olalım' diye düşünür. Dolayısıyla ben de mutlu olayım diye bana müdahale etmez, kısıtlamaz. Ne yaparsam, nereye gidersem, o konuda asla müdahalesi olmaz. 


Babayla sorun yok, eşle de sıkıntı yaşanmıyor, peki ya çocuk? 

-Kızım 4 yaşında, ailede en problemli o. Gece uykusuzlukları devam ediyor. Bu arada kızıma annem bakıyor, aynı zamanda kreşe de gidiyor. 


Hem çocuk, hem ev, hem iş zor olmuyor mu? 

-Biraz zor oluyor tabi. Bütün kadınların işi zor zaten. Eve gidip dinlenemiyorsun, çünkü çocuk ilgi bekliyor. Eşime 'Evde olmayı çok özlüyorum' diyorum bazen. 'Mesela bir hafta evden dışarı çıkmasam, sen işe gitsen, kızımı da kreşe yollasam, evde tek başıma kalsam.' 0 kadar özledim ki. Ev hanımları için standart bir yaşam biçimi ama benim için büyük bir lüks. Eşim bazen 'Yap' diyor. Nasıl yapayım? Telefonum hiç susmuyor ki... Ben, kadınların çalışmak zorunda olmadığını düşünüyorum. Hiçbir kadın çalışmak zorunda değil. İstiyorsa çalışsın. Evliyse eşi bakmak zorunda. Neden çalışmasın diyorum çünkü kadınlar daha kırılgan, daha hassaslar. Hem annelik yükü de var omuzlarında. Evin de sorumluluğu üzerlerinde. Kadın çalışmak istemiyorsa eşi bakmak zorunda. Gerekirse ek iş yapacak. Yıllardır eşime de söylerim, istediğim için çalışıyorum diye, çalışmayı seviyorum zaten. İstemezsem çalışmam. 



KADIN İSTERSE ÇALIŞMASIN... 


Kadınlar ekonomik özgürlüklerini kazanmasınlar mı? 

-Kazansınlar ama isterlerse çalışsınlar. 

Kadın çalışmak istemiyorsa, çalışmasın. 

Erkek gerekirse daha fazla çalışsın. 


Eşiniz ne diyor bu duruma peki? 

-'Haklısın' diyor. Kadının ekonomik özgürlüğü olsun tabi ki. Mesela ben kızımın bir mesleği olsun isterim, çalışabilsin isterim. Ama isterse çalışsın, istemiyorsa, zor geliyorsa çalışmasın. Özgüveni olsun da çalışmak istemezse çalışmasın. Hakikaten kolay bir şey değil kadının çalışması. İş hayatı kadın için zor ve ağır. 

Bazı erkekler var, benim tanıdıklarım da var, 'iş yok' diyor ve çalışmıyor. Kadın çalışıyor. Öyle olur mu? Erkek ne iş varsa yapacak. Erkek evde oturamaz, öyle bir lüksü yok. O manada diyorum, yoksa kadınların çalışmasına karşıyım diyemem. 


İş hayatında sırf kadın olduğunuz için karşılaştığınız zorluklar oldu mu? 

-Yaşımı göstermediğim için ilk başlarda 'yapamaz', 'edemez' diyorlardı. Bir küçümseme, güvensizlik vardı. 

Bizim toplumumuzda kadın elinin hamuruyla erkek işine karışmaz düşüncesi hakim. Belki yeni nesil böyle olmaz. Ama eskilerde 'kadın yapamaz', 'beceremez' gibi bir / düşünce var. Erkeklerin %  50'si böyle bakıyor kadınlara. Dolayısıyla 1 -0 yenik başlıyorsun hayata. Kendimi ispatlamam çok zor oldu, ihracat müdür yardımcısı olmam çok zaman aldı, çok uğraştım. Bir de iş yerlerinde her türlü entrika çevriliyor. 

Yükselmeni istemiyorlar. Yüzüne gülen bir insan bir bakıyorsun arkandan iş çevirmiş, senin işini bozmaya kalkmış. İş hayatı üzücü. İş hayatımda ve hayatımda çok büyük bir darbe yedim. Şöyle ki; Bizim şirketimizde müdürümüz ve şefimiz vardı. Arkadaşımız, dostumuz, eşimin kardeşinden öte sevdiği bir insandı. Bunlar bizde çalışırken yaklaşık 1,5 sene öncesinden kendi işlerini kurmuşlar, arka sokağımızda ofislerini tutmuşlar, her şeyi hazırlamışlar. Ben bunu tesadüfen öğrendim. Daha sonra elemanlarımızı aldılar. Çok büyük darbe yedik, çok üzüldük. Hem dost anlamında, hem iş anlamında. Hem insanlık anlamında, hem ticari anlamda. Kendi içimizdeki birinden, dostumuzdan darbe yemek çok üzücü. Bunlar görünce insan şöyle düşünüyor; Para, ne yazık ki çok önemli, insanlar parayı çok seviyor. Bence para o kadar kıymetli bir şey değil, bazı değerler paranın önüne geçmemeli. Para, bazen başka değerlerin önüne geçince ne yazık ki çok kötü sonuçlar doğurabiliyor. Dostunu kaybediyorsun ve ciddi üzüntüler yaşıyorsun. En üzüldüğüm konu budur. İş hayatı kadın için zordur, kadın her yerde çalışamaz, her iş yerinde çalışamaz. 



EN BÜYÜK PROJE BİZDE 


Ayşe Hanım, bundan sonraki hedefiniz nedir? 

-Kocaeli'de yapı denetim konusunda en iyi, en uzman şirket olmak. 


Peki, Kocaeli'deki yapı denetim firmaları arasında neredesiniz? 

-İyi bir yerdeyiz. Sıralamayı ben yaparsam doğru olmaz. Kocaeli'de iş yapan 3-4 tane, maksimum 5 tane firma var, onlardan biriyiz. Şu an  TOKİ  bünyesindeki Emlak Konut GYO, Körfez Kent 4. Etap'a başlayacak. Onun yapı denetim işini biz aldık. Kocaeli'nin en büyük projesi bu. 200 bin metrekare inşaat alanı var. Şu ana kadar denetimi yapılacak en büyük konut projesi. Emlak Konut'un projeleri daha önceden yapı denetime girmiyordu. Körfez Kent'in ilk 3 etabı denetime girmedi mesela. Ancak Emlak Konut'un % 60'ı özelleştiği için artık diğer müteahhitler gibi yapı denetim hizmeti almak zorundalar. Emlak Konut, Kocaeli'de ilk defa yapı denetim hizmeti alacak. Onun da denetimini biz yapacağız, ruhsatını biz çıkardık. Benim için güzel bir iş, güzel bir başarı. Aynı zamanda iyi bir referans. Ben geldiğim zaman 200 bin metrekare iş bir seferde hayal edilebilir bir iş bile değildi. Bizim 360 bin metrekare sınırımız var zaten. Daha çok küçük işler yapılıyordu. Ama artık şirketin vizyonu değişti, duruşu değişti, tanınırlığı arttı. 



İş dışında sosyal hayatta neler yaparsınız? 

-Körfez Ticaret Odası'nda meslek komitesi başkanıyım, kendi komitemde. 

Meclis toplantılarına katılıyorum. Bizim komitemizin faaliyetleri oluyor, onlarla ilgileniyorum. 



KADINLAR HEP KÖSTEK 


Körfez Ticaret Odası'nda sadece iki kadın meclis üyesi var yanılmıyorsam. 

-Evet. Tabii bu sayı çok az, artırmak lazım. Odalarda, derneklerde, siyasette, sosyal hayatta daha çok kadın olmalı. Erkeklerin karar verdiği bir dünyadayız. Ben, bayanların daha fazla karar alabilir noktaya gelmesini istiyorum. Bunun için de hepimiz bir şeyler yapmalıyız. En büyük sorunumuz, birbirimize destek olmuyoruz. Erkekler birbirine destek oluyor ama biz kadınlar birbirimize destek olacağımız yerde köstek oluyoruz. Aslında bir kez destek olsak bu kırılacak. O zaman bizi kimse tutamaz ama birbirimize güvenemiyoruz. 'Kadın kadına destek olup aramızdan birini çıkaralım' demiyoruz. '0 olmasın, bu olmasın' derken, bir erkek oluyor yine. Kadınların daha çok olmasını istemem feminizmden kaynaklanmıyor. Kadınların hayata biraz daha farklı baktıklarını düşünüyorum. Bizler hayata daha kompleks bakıyoruz, o yüzden daha farklı bir şeyler katabiliriz. Erkekler biraz daha sabit, biraz daha dar bakar. Sosyal alanlarda daha fazla olursak, daha güzel ve daha farklı çalışmalar yapabiliriz. Diyelim ki Körfez Ticaret Odası'ndaki bayan sayısı artarsa, odayı daha çok sahiplenirler, daha çok koştururlar, daha farklı bir vizyonla bakarlar. Her alanda kalite artarsa, genel yaşam kalitesi de artar, Türkiye'nin kalitesi de artar. 

Aynı zamanda Körfez Kent Konseyi Kadın Meclisi üyesiyim. Burada da kadınlara yönelik çalışmalar yapıyoruz. Manevi bir haz veriyor bana, hoşuma gidiyor, seviyorum. Bir dönem hafiften siyasetle de uğraştım. AKP'den meclis üyesi adaylığım oldu. 25. sıradan adaydım, çalıştım, koşturdum olmadı. 


 Neden AKP? 

-Demiştim ya babam yıllar önce inişliçıkışlı enflasyon yüzünden çok kötü sıkıntıya düştü, çok sorun yaşadık.AKP'nin yaptığı çalışmaları beğeniyorum. Türkiye'nin genel gidişatını olumlu buluyorum. Muhakkak olumsuz şeyler olmuştur, olacaktır da ama genel itibariyle siyasete girme noktasında başka parti düşünmedim. 



GAZ VAR, FREN YOK 


Siyasete girmek nereden geldi aklınıza? 

-Aslında eşim tavsiye etti. Sosyal alanları sevdiğim için, 'meclis üyeliği tam sana göre, hoşuna gider, güzel olur senin için' dedi. Aklıma o soktu. Derken aday oldum, koşturdum, hala da çalışmalara katılıyorum, elimden geldiğince destek oluyorum. Bir anda alınmış bir karardı. Ben başladığım bir işi kolay kolay bırakmam. Bende giriş kapısı var, çıkış kapısı yok diyebilirim. Başlangıç var, bitiş yok. Belki sahiplenmekle ilgili. Bir yere gittiğim zaman orayı sahipleniyorum, bir daha da bırakamıyorum. 'Oturayım evde' diyemiyorum. Kendimi durduramıyorum. Gaz var, fren yok bende. Olsa iyi olacak. 



İş, ev, çocuk, sosyal projeler, siyaset derken kendinize nasıl vakit ayırıyorsunuz? 

-Kendime vakit ayırdığım pek söylenemez, kızıma vakit ayırıyorum. En büyük deşarjım kızım. Ona sarıldığım anda her şey bitiyor. Onu bir kokladım mı, dinleniyorum. Yorduğu da oluyor tabi. Annemin bize yakın olması benim için büyük bir avantaj, arada bir kızımı bırakıp, eşimle baş başa vakit geçirebiliyoruz. Eşim gezmeyi çok seviyor, ben onun kadar sevmem, ben evde oturmayı seviyorum. Her bulduğumuz fırsatta geziyoruz. İstanbul'a gidiyoruz, kaplıcalara gidiyoruz, sinema ve tiyatroya gidiyoruz. Kızımı da gezdiriyoruz, sinema ve tiyatronun dışında gittiğimiz her yere onu da götürüyoruz. Hatta bana ne kadar çok geziyorsun, hepsini nasıl yapıyorsun diyorlar. Şirkette oturmuş bir düzenimiz var, ben olmasam da işler yürüyor. O yüzden sabahtan akşama kadar bil fiil şirkette oturmam gerekmiyor, dolayısıyla sosyal hayata vakit ayırabiliyorum. 


Bizim Kocaeli