Açılım politikaları...

Açılım politikaları...

Hükümetin son dönemde yürürlüğe koyduğu iç ve dışta ki açılım politikalarının çözüm ve sonuç ilişkisinin bugünden yarına olacak işler olmadığını işin uzmanları dile getiriyor



Zaman ve sabır isteyen bu politikalar aslında geçmişin yaralarına neşter vurduğu gibi bu sorunların çözümü de her halükarda bir siyasi erk tarafından çözümlenmesini bekliyordu.

Zaten böyle bir süreç ama bugün ama yarın mutlaka olacaktı.

Dünya tarihini incelediğimizde ise savaşlardan daha çok barış isteyen insanların ve devlet adamlarının yüceltildiğini görüyoruz.

Bu politikaların içte ve dışta bu kadar makes bulması hafta içinde New York Times gazetesin de yayınlanan bir makalede de Türkiye'nin bölgesel politikalarına övgüler yağdırıldı.

Makalede “Türkiye, Ortadoğu'daki güç oyunu kurallarını  olumlu ve çatışmacı olmayan bir biçimde yeniden yazıyor”  yorumu yapıldı.
New York Times tarafından Suriye ve Ortadoğu ile ilgili kitapların yazarı Patrick Seale imzası ile yayımlanan “Türkiye'nin Yükselişi ve Yükselişi” başlıklı makalede Türkiye'nin yeni dış politikası değerlendirildi. ABD'nin Irak savaşı ile Irak'ı yok ederek Körfez'teki güç dengesini değiştirdiğini ve İran'ın büyük bir bölgesel güçü olarak ortaya çıkmasına yol açtığının geniş kabul gördüğü belirtilen makalede şu tespit yapıldı:
“Ancak Irak savaşının, çok dikkat çeken başka bir önemli sonucu da oldu. Amerika'nın Irak'taki başarısızlığı ve İsrail'in aşırılıklarını bastıramaması, Türkiye'yi, Amerika yanlısı deli gömleğinden kurtularak Ortadoğu'dan Balkanlar, Kafkaslar ve Orta Asya'ya kadar uzanan geniş bir bölgenin kalbinde güçlü bağımsız bir actor olarak ortaya çıkmaya cesaretlendirdi.”
“Türkiye'nin nüfuzunu, güç yerine diplomasi ile yayıyor” denilen makalede Türkiye'nin aynı zamanda komşularıyla ekonomik bağları tesis ettiğini, uzun bir süreden beri devam eden bölgesel sorunlarda arabuluculuk yapmayı önerdiği kaydedildi………..Patrick Seale, Türkiye'nin diplomasinin, enerji merkezi olarak önemli rolü ile güçlendirildiğine dikkat çekerken “Canlanan bir Türkiye, Ortadoğu'daki güç oyunu kurallarını olumlu ve çatışmacı olmayan bir biçimde yeniden yazıyor. Bu, çalkantılı ve kolayca patlayabilen Ortadoğu'da birkaç başarı noktalardan biri” dedi. (Kaynak; www.haberturk.com)

 

Bölgesel politikalarla ülkenin önü  açılıyor.

Geçen yüzyılın başından beri yaşadığımız bu coğrafya hep savaşlarla anılıyor. Geçmişte Cento ve Balkan paktı gibi günümüz coğrafyasına hükmeden anlaşmalar ve paktların bozulması sonucunda Ortadoğu ve Balkanlara hiç huzur gelmedi.

Bölgesinde büyük bir güç olan Türkiye tabi ki eski imparatorluğun hükmettiği bu coğrafyada etkin olmak isteyecektir.

Komşuları ile dost ve ticareti gelişmiş bir ülke olmak bölgesel barışa da hizmet edecektir.

Özellikle dış politikada Ermenistan ve Suriye ile yapılan anlaşmalar, içte ise Kürt açılımı ile yeni anayasa ve yargı reformunun bu ülkeyi 21.yüzyılın büyük devletleri arasına sokacağını uzmanlar dile getiriyor.

Bu politikaların tabi ki siyasi ve ekonomik yansımaları belki zaman alacaktır..Ancak orta ve uzun vade de mutlak surette olumlu etkileri görülecektir.

Geçmiş zamana kadar bütün komşuları  ile kavgalı, Türk'ün Türk'ten başka dostu yok gibi oryantal bir düşünce ve mantalite ile gelinen süreçte ne İsa'ya ne de Musa'ya yarabildik.


Geçmiş masallar bu ülke insanına felsefi hikayelerden başka ne verebildi..tabi ki hiçbir şey.

Tek başına iktidar dönemlerini çıkarın geriye kalan yıllarda yaşanan buhran, kriz, darbeler, siyasi mücadeleler, enflasyon ve işsizlikten başka ne verildi bu ülkeye?

Ekonomik büyümemi sağlandı  veya toplumsal bir refah ve zenginlik mi arttı?

1960, 1971, 1980 ve 28.Şubat post modern darbe süreçlerinde piyasalar mı çoştu veya inşaat sektörümü  canlandı?

Tabi ki hayır..aksine ekonomi küçüldü, sermaye kaçtı, istihdam verileri düştü sonuçta millet kemer sıkma politikalarına mahkum oldu.

Çözümsüzlüğün çözüm olduğu bir fikir ve Dünya bizlere ve gelecek nesillere hiçbir şey vermeyecektir.

Hangi siyasi fikre sahip olursak olalım demokrasi düşüncemiz vazgeçilmez olmalıdır..Aksi halde bu ülkeye hiç bir faydamız olmayacaktır.

Bakınız Roma medeniyetinin temelinde senato, İslam medeniyetinin temelinde ise meşveret ve şura vardır.

Bizde ise dikkat edin TBMM nin İstiklal savaşında bile açık tutulması, her fikrin açıkça ve aleni şekilde ifade edilebilmesi bir amaca yönelik değil midir?

Günümüzde şirketler bile innovasyon üzerine kafa patlatıyor..yani bilgi paylaşımının doğru şekilde öğrenilmesi ile şirketlerin daha iyi ve doğru şekilde yönetilmesi hedefleniyor.

Bilgi ve teknoloji çağında yaşıyoruz..geçmişte biriken sorunlar yumağını çözmenin altında birlik ve dirliği tesis etmek tabi ki ülkenin gsmh hasılasını artırmak ve ekonomik büyüklüğe kavuşmak yok mudur?

Bu tür siyasi açılımlar ile millet olarak dirliğe, birliğe ve düzene kavuşmamız bir hedef ise bunda ki amaç ve gaye iyi anlaşılmalıdır.

Ülkemizin son yıllarda kat ettiği büyüme ve gelişmeler tüm sektörde kendini gösteriyor.

Çok değil bundan 20 sene evveline kadar hayal dahi edilmeyen işler ve projeler bu ülke insanının beğenisine artık sunulabiliyorsa, her şeyden öte bu proje ve işler bu ülke insanı tarafından inşa edilip satılabiliyorsa ülkenin geldiği noktayı iyi düşünmek lazım.

Sonuç olarak açılım politikaları  bu ülkeyi bölmeyecektir, bölemezde.

Ancak demokrasimize ve ekonominin büyümesine ve kalkınmasına büyük faydaları olduğunu mutlaka göreceğiz.

Sayın Başbakan bu konuda kendini ve siyasi hayatını riske atmak pahasına bu işleri yapıyor..umarım başarılı olur.

Eğer bu politikalar milletin rızası ile sağlanabilirse bu işin yürümesi ve başarıya ulaşması kaçınılmazdır..zaten temennimiz de budur.

Tarihsel süreç incelendiğinde ise barışı yapmak ve kurmanın basiret, feraset ve sorumluluk isteyen, aynı zamanda cesaret ve vizyon sahibi insanlar tarafından başarılabildiğini yazıyor.

Sonuç olarak her hayırlı işin muzır manileri vardır..Aksi halde hayırlı olmaz.

İyi haftalar. 
 
huseyinkuru@sunflower.com.tr