Kanal İstanbul'a yapılan itirazlar neler?

Kanal İstanbul'a yapılan itirazlar neler?

Cumhurbaşkanı’nın “İnadına yapacağız” açıklamasıyla bir kez daha gündeme getirdiği ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum'un imar planlarının askıya çıktığını duyurduğu Kanal İstanbul'a neden itiraz ediliyor? İtirazların gerekçeleri neler?


Yeni Şafak Gazetesi köşe yazarı Ömer Lekesiz bugünkü köşesinde Kanal İstanbul projesini kaleme aldı.

İşte Ömer Lekesiz'in 'Kanal İstanbul, gemiler, balıklar ve monşerler' başlıklı yazısı...

Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, 26 Aralık 2019 tarihindeki basın toplantısında, Kanal İstanbul projesinin nedeni esasında, İstanbul Boğazı’ndan geçen gemi sayısının, Panama Kanalı’nın dört, Süveyş Kanalı’nın üç katı olduğunu belirterek, Boğaz’dan 1930’lu yıllarda iki, şimdi ise yılda ortalama elli bin geminin geçtiğini söylemişti.

Bakan Kurum’un bu beyanı, ilk anda diğer iki kanaldaki hareketliliğe göre, kaza ihtimalinin İstanbul Boğazı’nda aynı katla yüksekliğine dikkat çekerek, buna karşı tedbir üretmenin zorunluluğunu vurgulamaya yönelikti.

AK Parti iktidarının yaptığı her yatırıma, yarar-zarar hesabıyla değil, salt karşı çıkmak için hazırda bekleyen CHP’li kalemler, Bakan’ın söz konusu vurgusunu perdelemek için, sayıların yanlışlığından dem vurarak, kafaları karıştırmaya kalkışmışlar ama sonuçta, İstanbul Boğazı’ndaki ilgili hareketliliğin Panama ve Süveyş kanallarından yüksekliğini teyit ederek susmak zorunda kalmışlardı.

Yakın zamanda bunun halkımız nezdindeki bir benzerine, Küçükçekmece Gölü’ndeki parklardan birinde tanık olmuştum.

Parkta spor yapan gruptaki hanımlardan biri arkadaşlarına, Kanal İstanbul yüzünden o parkı kaybedeceklerini söylediğinde, bir hanım –başkalarının da kendisini duymasını sağlamak için yüksek sesle– kanalın yapılması durumunda balıkların öleceğini ilan ederek ona destek verirken, bir diğeri daha büyük bir tehlikeyi açıklama ciddiyetiyle, bilim adamlarının yapılacak kazı yüzünden önü boşalan (!) fay hattının yüksek bir şiddetle karaya toslayacağını bilimsel olarak bildirdiklerini iletti.

Tartışma bu minvalde yeni katılımcıların farklı rivayetleriyle uzadığında, hanımlardan biri, petrol yüklü bir tankerin Boğaz’da patlaması halinde İstanbul’un üçte birinin yok olacağı uyarısında bulununca, tartışmayı başlatan park-sever hanımın, “Beni ilgilendirmez! Ben Boğaz’da oturmuyorum ki, burada oturuyorum” şeklindeki cevabıyla ortalık birden buz kesti; onu destekleyen balık-sever hanım bile söyleyecek bir söz bulamadı ve grup sessizce dağıldı.

Konunun söz boyutu böyleyken, gerçeğinin tahakkuku da fazla gecikmedi:

Kanal İstanbul

Geçtiğimiz hafta, Panama bandıralı Evergreen Marine şirketi tarafından işletilen 400 metre uzunluğunda ve 59 metre genişliğindeki Ever Given adlı gemi, 205 metre genişliğindeki Süveyş Kanalı’nı yanlamasına kapatıverdi. 500’e yakın gemi kanalda mahsur kaldı. Hayvan taşıyan gemilerden yardım çağrıları gelirken, gıda malları kullanılmaz hale geldi. Yetmedi, sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) sevkiyatı aksadı, petrol fiyatları yükseldi. Neyse ki, dünya ticaretinin bilimsel olarak büyük yara aldığı belirtilen sorun, kanaldaki çevre tahribatıyla birlikte aşıldı.

Bundan iki gün önce ise, yine Panama bandralı River Elbe isimli bir yük gemisi İstanbul Boğazı’ndan geçerken makine arızası nedeniyle sürüklenmeye başladı. Kanal İstanbul’a muhalefetleri baki olan villacı-beyazların yüzlerindeki kanın çekilmesine sebep olmakla sınırlı kalan bu olay da, muhtemel büyük tehlikelerin habercisi olarak arşive havale olundu.

İlginç bir tevafukla, Bakan Kurum’un Kanal İstanbul Projesi için imar planlarının onaylanıp askıya çıkarıldığını açıklaması tam da bu olaylı günlere denk düştü.

Bakan Kurum, Kanal İstanbul Projesi’ne ilişkin vatandaşlardan, belediyelerden, kamu kuruluşlarından gelen talepler doğrultusunda ilgili itirazların değerlendirildiğini ve planın son şekliyle askıya çıkarıldığını, bu çerçevede atılacak hızlı adımlarla, İstanbul’a bu kanalın kazandırılacağını bildirdiğinde, mezkûr olaylar nedeniyle kanala itiraz etmek de akla ve mevcut psikolojik duruma uygun olmayacağından, sessiz bir kabul kendiliğinden gerçekleşmiş oldu.

Gemilerin geçiş güvenliği, balıkların yaşamaları, bilimcilerin ikna edilmeleri mümkün oldu diyecekken, bu kez teknik bir itirazla monşerler damladılar ve Kanal İstanbul ile ÇED Raporu’nda zikredilen Çanakkale Kanalı’nın, ABD’nin Montrö’yü tartışmaya açma amacına hizmet edeceği vehmini; Rusya’nın da Boğazlar üzerindeki iddia ve beklentilerinden vaz geçmeme olgusu nedeniyle, ciddi bir beka sorunu doğuracağını ileri sürdüler.

Monşerlerin bu iki gerekçesi, yukarıda belirttiğimiz gibi teknik bir itiraza bağlandığından ve dolayısıyla adı geçen antlaşma ancak uzmanlarınca konuşulabileceğinden, kafa karıştırma esasında sahiden iyi seçilmişti.

Ancak monşerlerin gözden kaçırdıkları önemli husus, başkasının sesi olmakla tanındıklarını ve bu nedenle itirazlarının hiçbir karşılığa sahip bulunmadığını ıskalamış olmalarıydı.

Kanal İstanbul'la ilgili çok önemli açıklama!