Kanal İstanbul'un tüm yönleriyle araştırılması için meclis araştırması önergesi verildi!

Kanal İstanbul'un tüm yönleriyle araştırılması için meclis araştırması önergesi verildi!



Kanal İstanbul Projesi'nin muhtemel etkilerinin tüm yönleriyle araştırılması amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önerge verildi.


İstanbul Milletvekili Özgür Karabat ve 21 milletvekili tarafından Kanal İstanbul Projesi'nin muhtemel etkilerinin tüm yönleriyle araştırılması amacıyla bir Meclis araştırması açılması amacıyla önerge hazırlandı. 

Kanal İstanbul Projesi'nin muhtemel etkilerinin tüm yönleriyle araştırılması amacıyla bir Meclis araştırması açılması için meclis araştırması açılmasına ilişkin önerge verildi.

Meclis araştırması önergesinde şu ifadeler kullanıldı: ''2011 yılı seçimleri öncesinde “Çılgın Proje" olarak gündeme gelen “Kanal İstanbul” projesi, yaşanan ekonomik kriz ve pandemi koşullarına rağmen AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın deyimiyle “inatla” sürdürülmektedir. Ülkemizde özellikle son yıllarda öngörüsüz ve plansız yatırımlar yüzünden ciddi bütçe yükleri oluşmuştur. Bu projelerin bütçeye olan maliyetleri döviz cinsinden ihale edildiğinden her geçen yıl bu yük daha da büyümektedir. Dolayısıyla kanal projesinin de çevresel etkenleri ile birlikte ciddi bir bütçe yükü oluşturabilecek başka proje olmasından kaygı duyulmaktadır. Bu bağlamda kanal projesinin hem mali hem de çevresel etkilerinin, insan sağlığına ve İstanbul’un nüfus yapısına yapacağı etkilerin, bütçe olanaklarının ve gelecekte bütçeye yaratabileceği yüklerin tespit edilmesi amacıyla Anayasanın 98 inci ve TBMM İçtüzüğünün 104 üncü ve 105 inci maddeleri gereği, bir Meclis araştırması açılmasını arz ederiz. Saygılarımızla.''

GEREKÇE

İlk olarak 2011 yılında gerçekleşen seçimler öncesinde gündeme getirilen ve hükümetçe “Çılgın Proje” olarak adlandırılan “Kanal Projesi” yıllardır ülkemizin en önemli tartışma konularının başında gelmektedir. Başta İstanbul olmak üzere tüm ülkemizi oldukça yakından ilgilendiren böylesine önemli bir konu, kamuoyuna şeffaf biçimde açıklanmadan, tartışılmadan, ilgili sivil toplum örgütleri ve meslek odalarından görüşleri alınmadan bir “Torba Kanun” tasarısıyla TBMM’ye sunulmuştur. “İstanbul Kanal Projesi” torbaya konularak Meclis gündemine getirilmiş “Su Yolu" tanımı yapılarak su yollarına yasal bir statü kazandırılmıştır. Bu kapsamda TBMM Genel Kurulu, Kanal İstanbul’a yasal dayanak oluşturan "torba tasarıyı" 13 Nisan 2016 tarihli birleşimde kabul etmiştir.

Kanunun getirdiği düzenlemeyle birlikte, Kanal İstanbul ve benzeri suyolu projeleri yap-işlet devret modeli kapsamına alınmıştır. Yaşanan son ekonomik krizle birlikte özellikle Kamu-özel sektör işbirliğiyle yapılacak olan ve ihalesi yapılmamış yatırımların durdurulduğu bizzat AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıklanmış olsa da ülke tarihinin en maliyetli projesi olarak değerlendirilen “Kanal” projesinin bundan sonraki süreci konusunda kamuoyunda bir merak ve açıklama yapılması ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Başta Kanal projesi olmak üzere, 3. Havaalanı ve Köprü gibi projelerin bütçeye yüklediği yükler dikkate alındığında bu kanal projesinin gelecek yıllar açısından ülke ekonomisinde ve bölgede yarattığı olumsuzluklar da hassasiyetle incelenmelidir.

Bir ülkenin onlarca yıllık geleceğine etki edecek planlar, projeler oluşturulurken geniş bir toplumsal mutabakatın oluşturulması, bu projelerin bilimsel kıstaslara uygun olarak yürütülmesi hem bugünümüz hem de geleceğimiz açısından hayati önem arz etmektedir. Ülkemiz nüfusunun büyük çoğunluğunun yaşadığı, en büyük bütçe ve sermayeye sahip olup, sanayinin büyük oranda yoğunlaştığı İstanbul kenti açısından yapılacak büyük projeler bu anlamda üzerinde hassasiyetle durulması gereken konulardır.

İstanbul yapısı, doğası, nüfusu vb. itibariyle iklim değişikliklerinden en çok etkilenen/ etkilenecek kentlerimizden biri. Kentin giderek bir beton yığınına dönüşmesi son yıllarda yaşanan aşın yağışları beraberinde getirmiş, mevsim normallerinin üstünde yağışlar baskınlara ve sellere neden olmuştur. Kışları sel ve su baskının yaşandığı İstanbul’da yaz mevsimlerinde de ciddi bir kuraklık baş göstermektedir.

İstanbul olmak üzere birçok bölgemizde su kaynaklanan pek yalan bir zamanda kuruyacağı ve ciddi iklimsel değişimler yaşanacağı halde hiçbir önlem alınmadığı görülmektedir. Daha da kötüsü, ranta dayalı projeler ve kontrolsüz yapılaşma ile sorunlar daha da derinleştirilmektedir. Kent sakinlerinin karar alma sürecine hiçbir şekilde dâhil edilmediği, uzman kuruluşlar ve ilgili STK’ların çokça dile getirdiği üzere Kanal İstanbul projesinin ekolojik dengeye ciddi zararlar vereceği öngörülmektedir. Bu proje gerçekleşirse zaten İstanbul’ da öteden beri sorun olan hava kirliliğinin artması, bölgesel ve mikro düzeyde iklimsel değişimler yaşanması ve biyoçeşitliliğin zarar görmesi beklenmektedir.
 
Kanal İstanbul’a ilişkin çok sayıda kuruluş ve STK olumsuz rapor oluşturmasına rağmen bu raporlar hiçbir şekilde dikkate alınmamıştır. Bu raporlarda projenin yaşamsal yıkımlara ve felaketlere yol açabileceği ifade edilmiş, Marmara Denizi’nde ciddi bir kirlilik olabileceğine dikkat çekilmiştir. En önemlisi de İstanbul’un içme suyu ihtiyacının yaklaşık yüzde 29’unu karşılayan Terkos ve Sazlıdere’nin zarar göreceğinin altı çizilmiştir. Tüm bu gerçekler ortada dururken son olarak 24 Şubat 2021 tarihinde AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kanal İstanbul’u “inadına yapacağız” diyerek konuya vatandaşın ve ülkenin ihtiyaçları, beklentileri ekseninde akılcı bir yaklaşımdan çok bir siyasi bir inatlaşma olarak yaklaştığı anlaşılmıştır.

İstanbul bugün mevcut haliyle dahi yaşanamaz durumdayken, ciddi bir deprem tehlikesi altındayken, hava kirliliği had safhaya ulaşmışken, sürekli sel ve su baskınları yaşanırken, sosyal ve toplumsal sorunlar çığ gibi büyürken böylesine külfetli ve kentin dokusunu bozacak projelerin hayata geçirilmesi İstanbul’u daha da yaşanmaz hale getirecektir. Ayrıca projenin gerçekleşmesi durumda İstanbul’a dönük göç artacak, Trakya bölgesinin nüfusu önemli oranda artacaktır. Büyük bir sorun oluşturan su ihtiyacının karşılanması gelecekte daha imkânsız hale gelecektir. Ayrıca önemli oranda tarım ve mera alam da yok olacaktır. Bu kadar büyük çapta kazı ve dolgu işleri toprak kaymalarına ve yer altı su kaynaklarında drenaj sisteminin bozulmasına neden olacak, ortaya çıkacak su kayıplan İstanbul’u daha da yaşanmaz kılacaktır. Bölgenin tabii varlığı, karada ve sularda yaşayan canlıların etkilenmesi eko-sisteme önemli ölçüde zarar verecektir. Karadeniz'i Marmara Denizi'ne bağlayacak kanal projesi köyleri ve bölgedeki yerleşik düzeni bozacak, ortaya çıkacak iki yaka arasında yeni köprüler yapılması ihtiyacı doğacak, dolayısıyla zorunlu maliyetler söz konusu olacaktır. Tüm bu etkenlerin değerlendirilmesi amacıyla bir Meclis araştırmasına ihtiyaç duyulmaktadır.