Kentsel dönüşümde yeni şeyler söylemek lazım!

Kentsel dönüşümde yeni şeyler söylemek lazım! Kentsel dönüşümde yeni şeyler söylemek lazım!

Sosyolog Faruk Özcan, "Kentsel dönüşümün doğrusunu nasıl yapacağız sorusu, ötelenmeye, önemsiz gösterilmeye çalışılan bir soru(n) halini almıştır." diyor...

En kısa şekilde varlık sebebi geçmişteki hataları silip, doğrusunu yapmak olan kentsel dönüşümde mevcut bazı örnekler, hatalı yapıları yıkmaya yıkıyor olsa da, gelin görün ki işin maalesef doğrusunu da yap(a)mamaktadırlar.
 
Kentsel dönüşümün doğrusunu nasıl yapacağız sorusu, ötelenmeye, önemsiz gösterilmeye çalışılan bir soru(n) halini almıştır. Aslında artık işlevini göremez, hatta sorun yaratan bir organın yenisi ile değiştirileceği bir kentsel organ nakli ameliyatı ciddiyetinde yapılması gereken kentsel dönüşüm, ülkemizde birçok üzücü örnekte aklın mantığın askıya alındığı kervan yolda düzülür mantıksızlığı ile gerçekleştirilebilmektedir. 

Peki ama neden? Depreme karşı dayanıksız yapı stoğumuzu yıkıp depreme karşı güvenli bir yapılaşmaya kavuşmak gibi son derece haklı bir gerekçeye sahip olan kentsel dönüşümü, nasıl olur da varoluş amacını yok sayarak gerçekleştiren örneklerle karşılaşıyoruz? Hani kamu hastanelerinde kullanılan deprem izolasyonu (deprem yalıtımı) gibi depreme karşı güvenli yapılaşmayı sağlayacak teknolojiler, hani stadyum ve sanayi yapılarında kullanılan art germeli ön üretimli teknolojiler,…hani?

Kaldı ki, yapmışken bir şeyi tam yapmak diye de bir söz var… Bu çerçevede, mili gelirimizin azımsanmayacak bir bölümünü her yıl enerji ithalatına harcayan bir ülke olarak, neden kentsel dönüşüm yaparken enerji dönüşümünü de hedeflemiyoruz? Ortak alanların aydınlatılmasında kendi enerjisini üreten teknolojileri veya hiç değilse eski teknolojilere kıyasla ısıtma ve soğutmada çok daha az enerji kullanan verimli sistemleri kullanarak, kentsel dönüşümü enerji dönüşümü ile taçlandırmıyoruz? 

Yapıların depreme dayanıklı hale getirilmesi gibi teknik bir gerekçe ile yola çıkılan kentsel dönüşü neden kent silüeti ve kimliğinde de bir dönüşüm fırsatı olarak kullan(a)mıyoruz? 

Yine neden kentsel dönüşümü artık sadece Yeşilçam filmlerinde gördüğümüz mahalle kültürünü sosyal donatıların sağlayacağı ortak alanlarla yeniden yeşertecek şekilde gerçekleştir(e)miyoruz?

Çünkü, Devletimiz ne Bakanlık ne de Belediyeler nezdinde bir bölgede kentsel dönüşümü başlatmadan önce, o bölgede bir kent kimliği, estetiği, silüeti üzerine ilgili stk’lar, akademik odalar, üniversitelerin ilgili bölümleri ve hak sahiplerinin dernekleri ile istişare ederek yapılaşma kriterleri belirlemiyor. Bunları dert ederek üretim yapan müteahhitleri de teşvik etmiyor. 

Yine benzer şekilde, Devletimiz kentsel dönüşüm ve diğer tüm binalarda enerji performansı yüksek şekilde yapılaşmanın maliyetini destekleyerek teşvik etmiyor. 

Ayrıca yüklenicilere baktığımızda, kural koyucu yukarıdaki düzenlemeleri yapmadığından, onların da kentsel dönüşümü ilgili kent dinamikleriyle istişare etmeden aşırı hızlı şekilde hayata geçirmeye çalıştıklarını görüyoruz. Daha çok da meydanın, ne depreme karşı yapılaşma teknikleri, ne az enerji kullanan verimli sistemler, ne kent kimliği, ne kent silüeti konularında derdi de ilgisi de olmayan kişilere kaldığını, onların da kentsel dönüşümün hayat kurtaran yönünü yangından mal kaçırır şekildeki kendi yapılaşmalarını gözden uzak tutmak için kullanabildiklerini üzülerek görüyoruz. 

Peki ama çözüm ne? Kural koyucu olarak Devletimiz yukarıdaki konularda düzenleme yapmadığı sürece, yükleniciler ile akademik odaların basın üzerinden veya mahkeme dosyalarında biri yapar biri bozar şekilde zıtlaşmak yerine, artık inşaat sektöründe birer vazgeçilmez paydaş olduklarının bilinciyle, istişare etmekten öte birlikte hareket etmelidirler. 

Çözüm, yükleniciler olan müteahhitlerin STK’sı ile, her birinin kendi uzmanlık alanında Harita Mühendisleri, Mimarlar, İnşaat Mühendisleri, Şehir Plancıları, Elektrik-Elektronik Mühendisleri ve Makine Mühendisleri’nin o şehirdeki akademik oda şubesi ile aynı masada kentsel dönüşümü birlikte planlamasıdır. Kural koyucu olarak Belediyeler, Bakanlık ve kamuoyu karşısında akademik odalarla ortak mücadele, müteahhitlerin aşamadıkları rantçı olma yaftasını kırabilmeleri için elzemdir. 

Dolayısıyla, kentsel dönüşümü ilgili kent dinamikleriyle istişare etmek ve artık kazandırmadan kazanılamayacağını bilmek, ülkemizde kentsel dönüşümün nihayet yoluna girmesini sağlayabilecektir. Bunun için de, artık bir bölgedeki kentsel dönüşüm bir müteahhitin siteyle parsel bazında anlaşmasıyla değil, o ildeki müteahhit STK’sının yine o ildeki akademik odalarla bölge bazında istişare etmesiyle başlamalıdır.  Şöyle ki, kentsel dönüşüm planlanan bölgelerde öncelikle Harita Mühendisleri ve Şehir Plancıları Odasının, ardından burada yapılacak yapılaşma konusunda Mimarların ve İnşaat Mühendisleri Odasının, kullanılacak sistemler konusunda da Elektrik Elektronik ve Makine Mühendisleri Odaları’nın hassasiyetlerinin dinlenmesi ve olabildiğince de hayata geçirilmesi, sürecin sağlıklı şekilde ilerleyebilmesi için artık elzemdir. (Tabi burada kamu yararına teknik ve teknolojilerin kullanımının Devletçe teşvikinin sağlanması da elzemdir). Kaldı ki bu yöntem, yüklenicilerin hem rantçı yaftasından sakınarak kentsel dönüşümü başarıyla bitirebilmeleri, hem de satışta çok işlerine yarayacak olan güncel teknik gelişmeler konusunda piyasada fark yaratmalarını sağlayabilecektir. Burada ayrıca yüklenicilerin herşeyi kendi bünyesinde veya yıllardır çalıştıkları ofislerle yaptırmalarından vazgeçip, her kentsel dönüşüm işinde teknik müşavirlik işlerinin ilgili akademik odada duyuruya çıkılarak, dış kaynak kullanımı ile çözülmesi büyük önem taşımaktadır. Çünkü, teknik müşavirlik işlerinde ilgili akademik oda ile dış kaynak kullanımı zorunluluğu yükleniciler ile akademik odalar arasında özlenen yakınlaşmayı sağlayabileceği gibi, kentsel dönüşümün doğrusunu nasıl yapacağız sorusunun ötelenmeden, önemsiz göstermeye çalışmadan söylemden eyleme hızla geçirilmesini sağlayacaktır. Bu da şuana kadar ülkemizde kentsel dönüşümde birçok üzücü örneğini gördüğümüz “ben yaptım oldu”ları engelleyecek ve zaman içerisinde sektörde piyasanın kendi otokontrolünü sağlayabilmesine olanak verecektir.  

Tabi burada, 1980’lerden kalma eski siyasi zıtlaşmaları sürdürmek isteyenler elbette olabilecektir. Ancak, geldiğimiz noktayı biraz olsun sağlıklı değerlendirenler, kentsel dönüşümde, bir müteahhit, bir site yöneticisi ve bir de bürokrattan oluşan biz bize yeterizcilerin, istisnalar haricinde işlerinin ne kadar sarpa sardığını görür ve artık farklı görüşlerin zenginlik getirdiği kadar, belaları da defettiğini görürler.

Kentsel dönüşümde bunca sözün özünü Hz.Mevlana söylemiş:
 
“Dünle beraber gitti cancağızım
Ne kadar söz varsa düne ait
Şimdi yeni şeyler söylemek lazım”…

Sosyolog Faruk Özcan
Bursa / 2018

 

Doğru kentsel dönüşüm için koşan koşturan belediyeler gerek!